Yürüyen merdivende beklerken sol tarafı işgal etmemek, araçla seyir halindeyken camdan çöp atmamak, yine araç kullanırken sinyal vermek ve hatta sinyali tam dönerken değil de döneceğimiz noktaya varmadan biraz önce vermek, hijyenik eldivenle para üstü vermemek, ilk defa konuştuğumuz kişilerle “sen” değil de “siz” dilini kullanmak, sakız çiğnerken ağzını açmamak, yemek yerken ağzını şapırdatmamak, bir yere girdiğinizde selam vermek, selam verenin selamını almak, gülümsemek, özür dilemek, bilmediğimiz bir şey sorulduğunda rahatlıkla “bilmiyorum” demek, arkadan ambulans gelirken yol vermek ve ambulansın arkasına takılmaya çalışmamak gibi sayacağımız o kadar çok şey var ki, bunları Avrupalılar çoktan çözmüş, sade bir şekilde hayatlarında uyguluyorlar ama biz hâlâ çözemedik, yapamıyoruz, zorlanıyoruz galiba. Belki de olmayacak. Gerçekten olmayabilir. Ne kadar üzücü. İnsan gerçekten anlamakta zorluk çekiyor.
Basit, sıradan, gayet normal insanî meziyetler ama bir şekilde yapamıyoruz. Avrupa Birliği’ne girme adına yürütülen müzakerelerde bu konulara sıra gelir mi bilmem ama ben olsam ilk buralardan başlardım. Böylelikle kısa zamanda netice alınır, bu acıya daha fazla katlanmak zorunda kalmazdık. Medenî insanı konuşup anlatmakla, medenî insan olmak arasında gerçekten çok büyük fark var. Hele hele medenî insanın özelliklerini sürekli konuşmak ve medenî olmamakla, medenî insanı hiç konuşmadan medenî olmak arasında akla ziyan bir çelişki var. Gavurlar bu işi nasıl yaptı acaba? Bir araştıran oldu mu ki!
En güzel hatıra merhum Mehmet Akif’ten. Zamanında Avrupa’ya gitmiş, gezmiş, görmüş, gelmiş ve sormuşlar kendisine. “Avrupa nasıl?” diye. Tarihi cümleyi söylemiş: “İşleri var dinimiz gibi, dinleri var işimiz gibi.” Demek ki o zamanlarda bizde de Avrupa’da da durumlar pek farklı değilmiş. Aradan 100 yıl geçmiş ve yine değişen pek bir şey yok gibi. Ne yapsak acaba? Ya da ne yapmasak? Ama biz ne yapalım kardeşim, ne dış güçler, ne Avrupa, ne Amerika, ne Çindistan ne Hindiska bizi rahat bırakmıyor. Ne zaman atağa kalksak, bir kıskanmadır sarıyor bizim bu dış düşmanları ve bizi mahvediyorlar. Dış güçler diyoruz onlara, hem güçlüler hem de dıştalar. En azından sadece dışardan olsalar bir şekilde hallederiz ama maalesef aynı zamanda güçlüler.
Neyse, biz biliyoruz ki, gün gelir, bir iç güç çıkar Anadolu’nun bağrından ve yer yerinden oynar, tüm dünya selam durur, olur gider biter her şey. Şakkadanak çözülür her şey.