Şiir ve direnişin bir arada olduğu, nahifliğin de elden bırakılmadığı, kendisiyle çelişmeyen güzel bir dost Arif Ay. Dostluğumuz, birlikteliğimiz uzun yıllara dayanır. Ayrı kentlerde yaşıyor olsak bile gönlen ve kalben birbirimizden asla kopmadığımız ve birbirimize bugüne değin ters düşmediğimiz, her zaman aynı doğrultuda bulunan nadir dostlardan. Son zamanlarda kimi kırılmalara karşın medeniyet duyarlığı ve bilinci bakımından da ödün vermeden yolunu sürdürenlerden. Tavır olarak duruşunda hemen hiç değişiklik yok. Kavramların bile kırıldığı, entelektüel Müslüman şair ve yazarların Bağdat ın yıkılışında sessiz kaldığı bir zamanda gene aynı duruş ve tavırla yolunu sürdüren ender güzel insanlardan biri Arif Ay. Bağdat a dokunmak ve Bağdat ı sahiplenmek yakıcı bir ateş. Yanan Bağdat tan uzak durmak bir hüner gibi oldu bu zamanda. İktidar ve seküler oluş arasında bocalayanların yoğun olduğu bu zamanda Arif Ay Bağdat hüznünü dile getiren dönemin ender şairlerinden. Bosna savaşında Müslüman şairlerin duyarlığı doruktaydı, ne ki Bağdat yerle bir oldu, abede emperyalizmi Bağdat ı yaktı, yıktı, medeniyet ve kültür tarihimizi talan etti, çocuklarımızı ve kadınlarımızı ve yaşlılarımızı ve insanlarımızı öldürdü de şairler sustu. Suya sabuna dokunmayan şairlerden söz etmiyorum. Onlar ezelde de öyle idiler. Ne Şam, ne Kudüs, ne Bağdat Demek ki yarın İstanbul işgale uğrasa bu taife gene susacak. Böyledir.
Kimi şairler var ki Paris i İstanbul a tercih eder, kimi şairler var ki çıkarı ve geleceği medeniyete ve düşünceye tercih eder. Hafif yollu burun kıvırırlar. Nedenler bulurlar. Onların bireysel aşkları Bağdat tan daha yeğdir, ya da bir medeniyetin çöküşünde kavmi vurgu yapmak bir hünerdir, büyük bir iştir. Bağdat mı yanmış, kültür ve dil mi talan uğramış
Arif Ay ı özel olarak bunların dışında tutuyorum. Ben tutmasam bile o kendisini tutuyor. Belki şiirin kendisini bile Bağdat a feda ediyor. Âkif gibi, Sezai Karakoç gibi, Nuri Pakdil gibi, Âkif İnan ve Cahit Zarifoğlu gibi içi medeniyet ve kültür tarihine ait bir yer yanınca onun içi yanıyor, bir Bağdat talan olunca o talana uğramış oluyor.
Arif Ay bir bilinç eri ve bilinç şairidir. Onunla Edebiyat dergisinde yazdığı ilk yıllarda Ankara da çalıştığı kurumun giriş kapısındaki küçük odasında ziyaret etmek, o zaman şiirle bilincin biri arada olduğu ruhu solumak ve düşünmek Bir teşehhüd miktarı Erzurum a geldiğinde benim yurt odamdaki birlikteliğimizdeki o bilinç dolu ve bitmesini istemediğim o dostluk ve sevgi dolu anlar. Edebiyat dergisindeki her şiirini, müstearla yazdığı öykülerini, denemelerini ve değinilerini zevk ile okumak
İstanbul a yerleştiğimizde, Üstat Nuri Pakdil in Edebiyat dergisi için başlattığı "Gökyüzüne basamakları tırmanma" yürüyüşünde yer almak ve büyük adımlarla gökyüzünü tırmanma sürecindeki birlikteliklerimiz. Edebiyat dergisi aybaşından önce çıkar, Arif Ay, dergileri paketler, trene atlar, İstanbul a gelir, kitapevlerine dergiyi bırakır, bir miktar da olsa görüşürüz.
Yakınlığımız ve dostluğumuz kardeşlikten de öte. Evliliğinin ilk adımında eşiyle ilk bize gelişi ve bizde kalışı. Bunun arka planı da var bu, bizim aramızda bir sırdır.
Kimi zaman şiirini inancına, düşüncesine, medeniyetine feda eden bilinçli bir şairdir Arif Ay. İyi de ediyor. Bunu söylerken şiirini zaafa uğratıyor anlamında söylemiyorum. Kimi bohemlerin nazarında bu böyledir. Akif de, Üstat Necip Fazıl da, Üstat Sezai Karakoç da, Üstat Nuri Pakdil de, Cahit Zarifoğlu da hep düşünceyi öncelediler. Ama ille estetik, ille estetik demeyi de ihmal etmediler. Onların duruşu şiirlerini küçültmediği gibi, onları şiirleriyle birlikte yüceltti. Geçen yüzyılın en önemli sanatçıları sayılsa bu isimlerin hiç biri göz ardı edilemez. Arif Ay da bu bilinç yolunda olanlardan.
Bilinç ve duyarlık kompleksli olmayı önlüyor. Tavır da bunun üzerine bina oluyor.
İlk çıkışı Hıra yladır Arif Ay ın. Sevgilinin kapısında olma bilincidir bu.
Dosyalar tuttu şiir adına.
Şiirin kandillerini yaktı. Ayazda titreyen ellerini ve ruhunu bu kandilin ışığıyla ısıtmaya çalıştı.
Saatlerini gökyüzüne ayarladı.
İma kitabını yazdı.
Bin yılın destanına aday oldu.
Yirmi yaş aşkında, sevgisinde, ateşinde gezindi. Hiç yorulmayan bir bilinç ve ruhla.
Ateş ve cazı buluşturdu, yakıcı bir kor içinde olmayı yeğledi.
Öyküler derledi, ironik mi desek, hüzünlü mü desek: Saat yirmidörtte saksafon derslerine kulak verdi.
Gece yazılarını ruhundan derledi.
Edebiyatımızda anne şiir ve öykülerini bir araya getirdi. Anne duyarlığında olmayı amaç edindi.
Türk edebiyatında çocuk şiirlerini topladı.
Uzun bir hüzün şairidir Arif Ay.
Ankara nın memur soğukluğunda sıcak şiirler yakmaya devam ediyor sevgili Arif Ay.