Şehirde bir dinginlik ve sükûnet var. Belli ki Ramazan şehre gelmiş. Günlük koşuşturmaların yanında bir bahar esintisi getirdi. Ramazan, herkesin diline “hayırlar” doladı gelir gelmez. “Hayırlı Ramazanlar, hayırlı sahurlar, hayırlı iftarlar” derken biraz daha sakinleşti toplum. Ekonomik krize rağmen şehrin pazarlarında, çarşılarında bir hareketlilik, herkeste Ramazan’ı karşılamak için kendi çapında da olsa bir gayret.
Önceleri, yani mahalleler hayatımızdan çekilmemişken, mahalle sakinleri evlerinde pişiler hazırlar konu komşuya kandil günlerinde ve arefe günlerinde bunları dağıtarak sevinçlerini paylaşırdı. Mahallenin çocukları takvimlere bakmadan anlarlardı ki mübarek bir gün yaklaşıyor. Mahallenin büyükleri çocukları sevindirmek için çam sakızı çoban armağanı hediyeler hazırlarlardı. Gerçi artık çocuklar takvim deyince takip ettikleri sadece sınav takvimleri oldu. O da tüm yaşam enerjilerini alıp gidiyor. Bir şekilde tüm mahalle Ramazan sevincini ve mübarek günlerin feyzini beraber yaşardı. Muhakkak Anadolu’nun küçük bazı şehirlerinde bu devam ediyordur.
Ramazan’ın başlamasıyla haber merkezlerinin klasik haberleri olan dünyada ve İslam coğrafyasında Ramazan nasıl karşılandı haberleri ekranlara geliyor. Sosyal ağların yaygınlaşmasıyla da beraber haber ajanslarının eşiğinden geçmemiş direkt sivil içerikleri görebiliyoruz. Dünyanın her yanında ümmetin bir parçası diğer Müslüman kardeşlerimizin Ramazan’ı nasıl karşıladıklarına, Ramazan için neler hazırladıklarına, sahurda, iftarda, teravihte bizden farklı ne yaptıklarına, çocuklarına Ramazan’ı nasıl hissettirdiklerine şahit oluyoruz.
Önüme bu sene Bosna Hersek’ten görüntüler düştü. Bosna’nın, Donji Vakuf isimli küçük, şirin şehrinde. Çocuklar ellerinde Bosna bayrakları, balonlarla, ellerinde fenerlerle, arka fonda çalan Ramazan şarkılarıyla şehirlerinde yürüyüş korteji yapıyorlar. Ramazan gelmeden heyecanı şehre inmiş, Ramazan’ın maneviyatı şehrin sakinlerini sarmış. Aynı günün akşamı Bosna’nın başşehri Saraybosna’da ilk iftar topunun atılmasına şahit oluyoruz. İftar saatinin gelmesini topun etrafında çocuklarla beraber bekleyip iftar topu atılınca ellerindeki balonları sevinçle gökyüzüne bırakan çocukları görüyoruz. Ramazan’ı bu heyecan ve sevinçle karşılayan bir çocuğa kalkıp Ramazan’ın hikmetlerini, güzelliklerini ayrıca anlatmaya gerek kalmayacaktır. Ramazan ayının faili olarak yaşayan bu çocuk, çocukken hissettikleriyle ömrü boyunca bir sevinçle ibadetlerini yapacaktır. Kısacası ülkemizde gençlerin dinî pratikler açısından gençlerimizi eleştiren büyüklerimiz, sözlerini azaltıp biraz eylemlerini artırmalılar galiba. Kürsülerde anlatılan dinî vaazlar yerine hayata dokunan, gençlerimizin kalbine dokunan eylemleri arttırmak daha tesir oluşturacak gibi toplumda.
Bugünkü yazımızı bizden bir örnekle bitirelim. İsmet Özel çocukluğundaki İslam ile irtibatını anlatırken, anne ve babasının özel olarak çocuklarını dindar yetiştirme konusunda gayretlerinin olmadığını, babasının ezberleyeceği her namaz suresini 2,5 lira vermeyi vaat ettiğini ama bu parayı kazanmak için gayret göstermediğini, devletin resmî görüşüne terk edildiklerini ifade edip, “Müslümanlık çok derinlerde bir duyguydu, ama bunun günlük hayattaki tezahürü de olabildiğince uzağımda duruyordu. Müslümanlığın belirgin algılayışıyla çocukluğum arasındaki rabıta bir taşra kentindeki Ramazanların harikulâde havasını teneffüs etmiş olmamdı. Müslüman bir toplumda yaşıyor olmanın güven veren bir tarafı vardı.”
Gelişiyle tüm zaman algımızı değiştiren Ramazan, kötülüklerin yaygınlaşmasıyla daralan gönlümüze ferahlık versin. Ramazan bereketiyle, zihniyetiyle hayatımızın en küçük hücresine kadar sinsin. Dilimizde olanları hayatımızda amel etmemize vesile olsun. Tek bir yerden gelen bir sese kulak vererek (ezana kulak vererek) aynı anda aynı eylemleri yapan bu ümmete şuurlu bir şekilde aynı kavramlara aynı manaları yükleyerek aynı anda aynı eylemleri ortaya koyma ve böylece İslam kardeşliğini İslam Birliği’ne çevirmeye vesile olsun.