Geçmiş zaman insanı nefes almayı murat etmiş.
Ne kimsenin penceresindeki manzarayı engellemiş,
Ne de başkasının kendi penceresini görmesini istemiş.
Yüksek olmayan evlerle,
En çok iki katlı konutlarla,
Yeryüzüne meydan okumayan bir sadelikle,
Komşularına saygılı bir insaniyetle,
Nasıl onurla yaşanmış anlatmakta.
Harput’ta eski bir taş konağın avlusundayım.
Taş ve ahşap, kerpiç yapı malzemesinden yayılan esenlikle,
Huzurun senfonisini dinlemekteyim.
Odalar küçük, sade, tılsımlı,
Fazla eşyanın doldurularak insan ruhunu sıkan şimdiki konutlardan azade.
Tavanlarda ardıç ağaçlarından tomruklar,
Tomruklar arasında yaşayan güvercinlerin musikisiyle,
Ahşap kapıların demir kapı tokmakları, konuklarının ellerine kapanan hürmette.
Arka bahçe bile mahremiyete önem veren tarzda ele alınmış.
Evin gizeminin kimselere bildirilmediği,
Bir geçmiş zaman masalında,
İki dost ağaç,
Yaşlanmış iki sevgili gibi arka avluda hâlâ birbirlerine hayran bakışmaktalar.
Dut ağacı ve badem ağacı.
Harput’un en sevdiği dostları,
Üzüm bağları ve beş kollu iğde ağacı, gözünü aşağılarda akan Fırat Nehri’ne dikmiş.
Ki o iğde ağacının altında buluşmuş dostlar,
Yaşlı büyük hanımlar,
Yılların izini aramaktalar,
Yaşadıkları şehirden dönüp geldikleri baba ocağında,
Gençlik arkadaşları ile uzun yılların ayrılık hasretini giderirken, esen rüzgâr da masalarına konuk.
İlgiyle dinlemekte, yaşlı çınarları.
İlle de sokak çeşmeleri,
O, yolcularını susuz bırakıp da zahmet çektirmekten aklı çıkan şefkat medeniyeti.
Adım başı asırların susmayan senfonisi ile susamışları suvarmaktalar.
Ecdat, şimdikilerden çok fazla akıllı.
Şehirleri daima yüksek yerlere, dağlara, kayalıklara kurmuşlar,
Harput da öyle.
Yüz yılı geçkin mazisi ile ovaya kurulan Elazığ’ın baskın sıcağından canınızı kurtarıp; bir kartal gibi kayalıkların üzerinde yükselen Harput’a kendinizi zor atmaktasınız.
Depremlerle sarsılan yeni şehir Elazığ, acıdan darmadağın olurken kayalık Harput’ta yaşayanlar depremi duymamışlar bile.
Binlerce yıllık eski yapılarda bir çatlak bile bulunmamakta.
Fakat Harput’un asıl yaşayanları.
Sağlardan daha fazla diri olanlar, kabir ehli.
Aynı zamanda bir türbeler, kümbetler, yatırlar, şehitler, mübarek zatlar diyarı.
Harput’un fethine yola çıkan Fatih Ahmed’in şehit arkadaşları ile birlikte yattığı huzurlu tepe.
Murad Baba, Arap Baba, Nadir Baba, Mansur Baba, Zahiri Baba.
Yüzlerce muhterem zatı, hele kabirlerine gidip ziyaret etmeyin.
Nasıl küsüp gücenmekteler.
Bir genç kızın ağabeyleri ile fetih için yola çıkıp,
O kutlu mücadelede, kardeşlerini şehit verdiğinde,
Düşman askerinin eline geçmekten ar duyup da,
Yaradan’a sığınıp, “yok olayım” yakarışlarının kabul olduğu o sır kapıda.
Dev kayaların ikiye yarılıp Zeynep annemizi bağrına bastığı, hâlâ gelenlere gözyaşı döktüren o yaşayan efsanede.
Annemizin kabrinin olmaması ne gam.
Halkın gönlünde saklı mezarı.
En güzel makamı inşa etmişler,
Kayalardan çıkan soğuk pınarın suyunu avuçlayıp, Zeynep annemizin gözyaşları deyip yaralarına merhem gibi sürmekteler.