Bir harekât olarak Milli Görüş

Abone Ol

Bundan tam 51 yıl evvel…

Tarih 12 Ekim 1969’u gösterdiğinde Anadolu’nun birçok ilinde ümit ve aşk ile yoğrulan bir heyecan duygusu hâkimdi.

Sık sık düzenlenen yerel ya da bölgesel buluşmalarla gücünü fark eden ve son birkaç aydır geleceğe ilişkin ümidi yeniden filizlenen yüz binler bir süredir 12 Ekim gününü iple çekmeye başlamıştı.

Aslına bakılırsa bu, uzun bir bekleyişti.    

İlk olarak 1950 yılında Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte yönetimde söz sahibi olabileceğini gören insanlar, kısa süre sonra 1960 darbesiyle korku tüneline sokulmuştu ne yazık ki.

Hele bir de “İslamköylü Nurlu Süleyman” karakteriyle boşa çıkartılan 1960 sonrası dönem vardı ki, çıkış yolu arayan ama ne yapacağını da bilemeyen insanlar için ümitler tükenmeye başlamıştı adeta.

Ama o da ne?..

Her şey bitmişti diye düşünüldüğü bir anda derinlerden bir ses duyulmuştu sanki.

Duyanlara heyecan yükleyen bir sesti bu.  Konuşmada bazı kelimeler öyle bir vurgulanıyordu ki, işitenler farkında olmadan sesin geldiği noktaya doğru yönelmiş buluveriyordu kendini bir anda.

Bir çağrıydı bu, duyanların kayıtsız kalamadığı. Bir seslenişti daralan yüreklere, sindirilmiş duygulara.

Susuzluktan çoraklaşan toprağın suya hasreti neyse, daralan yürekler için de baharı başlatacak olan çiçek oydu aslında.

Seher vaktinde ellerini açıp duaya duran kalplerin beklediği, aradığı çağrı gelmişti artık. Günlerdir bu heyecan ile yerinde duramayan memleket sevdalıları Malatya’dan, Erzurum’dan, Tekirdağ’dan, Sinop’tan, Hatay’dan, İzmir’den kalkıp Konya’ya akın ediyordu. Beklenen, özlenen çağrı Konya’dan yükselmiş, dalga dalga Anadolu’ya yayılmıştı zira.

Ve sevdanın ilk imtihanı gelip çattı, 12 Ekim 1969 günü.

Sabahın erken saatlerinde oy verme işlemleri başlamış, kısa sürede sandık önlerinde kuyruklar oluşmuştu.

Yalnızca kuyruğun oluşturduğu bir kalabalık yoktu tabii.

Oy vermeyi tamamlayanlar da binaların önünden ayrılmak istemiyordu.

Ne yapacaklardı ki zaten eve gidip. Akşama kadar radyodan da bir haber gelmeyecekti nasıl olsa. Hiç olmazsa mahalleden dostlarla seçim tahminleriyle ilgili mülahaza yapma imkânı oluyordu birçoğu için.

Akşama kadar demli çaylar eşliğinde yapılan koyu sohbetler, vakit namazlarında edilen içten dualar…

Biraz sonra aylardır beklenen günün sonucu açıklanacaktı.

Şimdi önlerinde iki yol vardı.

Ya havlu atıp kenara çekilecekti kalabalıklar ya da büyük bir yürüyüş başlayacaktı kutlu bir sevda yolunda.

Anadolu’nun bütün illerinde aynı heyecanı taşıyan sevdalılar radyo başında seçim sonuçlarını dinlemeye başlamıştı akşam olduğunda.

Radyo frekanslarının cızırtısından ötürü konuşulanları duyabilmek için sessizliğin hâkim olduğu ülkede açılan sandıkların sonuçları il bazında verilmeye başlanmıştı artık.  Tüm Anadolu, Konya’dan gelecek habere kilitlenmişti adeta.

Ve spiker “…şimdi Konya’nın sonuçlarına bakıyoruz” diye girdi söze. Tam devam ediyordu ki konuşmasına, o sırada radyonun frekans ayarları bozuldu yine.

Acaba sonuç ne olmuştu, ne demişti spiker?

Heyecan bir kat daha artmıştı, kimisinin heyecandan kalbi duracak hale gelmişti adeta. Tam bu sırada spikerin sesi duyuldu bir kez daha.

“Bağımsız aday Prof. Dr. Necmettin Erbakan adeta oy patlaması yaşattı sandıklara. Üç milletvekili çıkarmaya yetecek oy aldı!”

Bir anda sessizlik hâkim oldu yeniden ülkeye. Ama bu seferki sessizlik endişeden değil, şükürdendi. 

Ve eller semaya kalktı, dudaklar hareket etmeye başladı. Ama hareket eden artık yalnızca dudaklar değil, ayaklar da başlamıştı yürümeye. Bahar müjdecisi bir liderin yanında, ardında, yöresinde yürümeye başlamıştı artık sevdalılar.

Ve lider bu yürüyüşün adını da koyuvermişti, anlaşılsın diye: Milli Görüş Harekâtı.