Bir güzel vasiyet: “Bu davanın kıymetini bilin”

Abone Ol

Halil İbrahim Çamlıdere…

Erbakan Hoca’mızın “Rumeli Beylerbeyi…”

Bir Pazar günü Erbakan Hoca’mız gibi hicret etti bu dünyadan.

Son zamanlarda büyüklerimizin art arda gelen vefat haberleri ile sarsılıyoruz. Bir bir geçip gidiyorlar bu dünyadan. Bizse her geçen gün yalnızlaşıyoruz. Büyüklerimizi kaybettikçe bir korku oluşuyor yüreklerimizde. Hayattalarken zaten “yanı başımızdalar” düşüncesinin verdiği rahatlık vefatları sonrası yerini “acaba yeteri kadar değerlerini bilip istifade ettik mi” telaşı ile yer değiştiriyor. 

“Rumeli Beylerbeyi” Halil İbrahim amcamızın vefat haberini işitince bu telaşla acaba hakkında ne biliyorum diye yokladım hafızamı. Utandım kendi kendime, zira birkaç hatırattan fazla bilgiye sahip değildim. Bizden önceki kuşaklar bilirler elbet, hatıraları, anlatacakları şeyleri vardır muhakkak pek çok büyüğümüzle. Fakat benim kuşağım ve benden sonrakiler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Zira hafıza zayıflıyor. Benden sonraki kuşakla -ki onlara şu an Z Kuşağı diyorsunuz- konuştuğumuzda Erbakan Hoca’mız hakkında dahi yeterince bilgi sahibi olmadıklarını görüyoruz. Bu davanın nasıl ve hangi zorluklarla buralara geldiğini bilmiyorlar. Erbakan Hoca’mızın besmele ile toplantı başlatmasının Milli Nizam’ın kapatma gerekçeleri arasında olmasını ve bunun gibi olayları anlattığımızda bir hikâye anlatıyormuş gibi şaşkınlıkla dinliyorlar. Hâlbuki bunlar birer hikâye değil… Bu onların ya da benim kuşağımın suçu da değil…

“Bilmek zorundalar mı?” gibi sorular sorabilirsiniz. Belki öncelenen başka konular vardır… Fakat Halil İbrahim amcamızın vefatı sonrası özellikle yayılan videosu bizleri ikaz ediyor. “Niçin anlatıyorum bunları? Bu davanın kıymetini bilin diye” diyor Halil amcamız. Peki, niye bu cümleleri kuruyor, o hatıratı tekrar hatırlayalım. Milli Nizam Partisi’nin kuruluşundan sonra İnegöl’ün doksan altı köyünü yürüyerek dolaşmalarını anlatıyor:

“Akşam namazı ile yatsı namazı arasında kahvelerde görevimizi yaptık. Turgutalp köyüne çıkacağız. Yatsı namazını kıldık. Yollardan gidilmiyor buraya kadar çamur. Bize dediler ki bu ormandan çıkacaksınız. Elimize çırayı verdiler, kucağımıza da çıraları. Çıralarla Turgutalp’e gidiyoruz. 12’de vardık. Kahveci kapıyı kapatıyordu. Bizi görünce döndü ve kendisinden orada bildiğimiz bir kişiyi çağırtırdık. Sonra birer birer yataktan 17 kişiyi gece kaldırdık. Ve onlara hocamızın konuşmasını dinletirken gece iki buçuk oldu. Ve bu 17 kişinin 12’sini üye kaydettik. Tekrar yürüyerek sabah namazında eve geldik. Niçin bunu anlatıyorum? Bu davanın kıymetini bilin! Ey mücahit ve mücahideler! Buraya kolay gelmedik. Horlandık, taşlandık ama yılmadık.”

Geçmişle bağımız koptukça geleceği inşa etmemiz zordur. Geçmişimizi bilmemiz, en azından bir vefa göstergesi olarak geçmişte bu kadar büyük fedakârlıklar vermiş büyüklerimizi tanımamız, hayattalarken değerlerini bilip istifade etmemiz gerekiyor. Bu yolumuzu aydınlatmaları açısından büyük önem arz ediyor. Ayrıca hayattayken yeteri kadar değerini bilmedikten sonra sene-i devriyesinden sene-i devriyesine anmanın ne anlamı kalıyor ki?

MİLLİ GÖRÜŞ’ÜN İLK İLÇE BAŞKANI

Halil İbrahim amcamızın, Milli Görüş davası ile nasıl tanıştığını kıymetli hocam Ekrem Şama’nın Allah Dostu Erbakan kitabından okuyoruz. Bir sabah namazı İshak Paşa Camii’nde cemaatteki üç yabancı genci fark etmesi ile başlıyor Halil İbrahim amcanın hikayesi. Bu üç genci ( Temel Karamollaoğlu, Yahya Oğuz, Kemal Varol) evine sabah kahvaltısına davet ediyor. Sohbet esnasında Milli Nizam Partisi’nin kurulduğunu, misafirlerinin de teşkilatları kurmak için vazifelendirildiğini, Erbakan Hoca’mızın Balıkesir damadı olduğu için ilk oraya gidip teşkilatı kuracaklarını öğreniyor. Bu sohbet esnasında Yahya Oğuz, “Hakk’ı temsil eden, Hakkı hâkim kılmak isteyen bir parti karşına çıksa ne yaparsın?” diye sorunca Halil İbrahim amcamız tüzüğü görmek istiyor. Bu anları şöyle anlatıyor Halil amca: “Hemen tüzüğü çıkardılar, baktım ki şehadet parmağı havada bir el işareti, önce ahlâk ve maneviyat, sözü de kapakta. Hemen üye olduk. Balıkesir’den önce İnegöl’de teşkilat kuralım, diye teklif ettik ve beni İnegöl Kurucu İlçe Başkanı yaptılar.”

NASIL “RUMELİ BEYLERBEYİ” OLDU?

Allah Dostu Erbakan kitabının ilerleyen sayfalarında, Erbakan Hoca’mızın kendisine “Rumeli Beylerbeyi” lakabını nasıl verdiğini de öğreniyoruz. Gelin kendi sözleriyle dinleyelim bu hatıratı da:

“Milliyetçi Cephe koalisyonları zamanında idi. Erbakan hocam Bursa’ya gelmişti. Miting yapacak ve İnegöl’de temel atacaktı. Bursa’da Çekirge’den çıktık, Formula Meydanı’na geliyoruz. Osman Yumakoğulları falan da orada. Biz tabii kafileler halinde gidiyoruz. Hocam da orada yolun kenarında bizi seyrediyormuş. Beni görmüş, Yumukoğulları’na dönüp şunları söylemiş:

Osman, Osman! Şu çocuğa dikkatlice bak bakalım! Bize bunun gibi üç tane insan lazım.  Bak bu adam Rumeli Beylerbeyi demiş.

Oradan Formula Meydanı’na geldik, mitingimizi yaptık. Erbakan hocam konuşmasını yaptı. Sonra İnegöl’e geldi, Rulman fabrikası ve Organize Sanayi Bölgesi’nin temelini attı. İşte ondan sonra benim lakabım hep Rumeli Beylerbeyi olarak kaldı.  Erbakan Hocam bu lakabımı da yazarak bana bir madalya hazırlatmış vermek istedi, ben utanarak almadım. Ben madalya için çalışmadım, diyerek almadım. Sonra o madalya İnegöl’e gönderilmiş.”

Bir alkış, bir taltif, bir makam uğruna mücadele eden günümüz insanına çok şey anlatmıyor mu bu hatıra! Bütün hayatını şerefli bir ömür sürmek için harcayan bu insanlardan öğreneceğimiz çok şey var… Ders alanlardan oluruz inşallah.