Konya nın bozkırlarında geniş toprak yollarında bir
zamanların Aslanlı Kışlasının hemen arkasındaki caddenin orada, kendi elleriyle
kerpicini kardığı, toprakla sıvadığı, meyve ağaçlarıyla bahçesini kuşattığı,
sebzeleri sulama amaçlı yapılan ama yazın çocuklarının eğlencesi olan
havuzuyla, suyu temin ettiği tulumbasıyla, kiremit renkli demir kapı ile
dünyaya açılan bahçesi ve bembeyaz kireçli duvarlarıyla tek katlı ve tavan
arası olan bir evin sahibiydi o. Gerek belediye gerekse müteahhitler çok geldi
kapısına, evini yıkıp yerine çok katlı bir apartman inşa etmek istiyorlardı.
Vaatler az da değildi üstelik üç daire, dört daire vereceklerdi bir
toprak-kerpiç evin yerine. Kabul etmedi İsmail dedem. Karşısındaki evler hep
yıkıldı, rengârenk boyalı ama çok da çirkin o zamanların ilk yüksek binaları
yükseldi ama yıldırmadı onu.
Motoru vardı, pazara çarşıya, işe, bizi karşılamaya hep
onunla gelirdi. Mahallenin çocuklarını düşünürdü daima. Renkli balonlarla dolu
poşeti ihmal etmezdi çarşıdan dönerken. Yolunu gözleyen çocuklara dağıtırdı her
hafta.
Bu dünya üzerinde tanıdığım en merhametli insandı desem
yalan olmaz. Bir defasında eve dönerken arsada çocukları görmüş. İneklerin
önüne konulan karpuz kabuklarını alıp yemeye çalışıyormuş çocuklar. İçi
parçalanmış geri dönmüş pazara. Büyükçe bir karpuz almış ve doğruca götürmüş
çocukların annesine. Al hanım, demiş bu onların göz hakkı.
Her akşam mutlaka sohbeti olurdu. Bizi etrafına toplar
anlatır anlatırdı. Soğuk kış gecesini yaza çeviren bir şey varsa bu İsmail
dedemin sohbetiydi diyebilirim. Tarihten bahsederdi, fıkıhtan geçmiş
tecrübelerden. Merhameti öğütlerdi, insan ilişkilerini anlatır hayata
bakışımızı güçlendirir umut verirdi. En çok anılarını dinlemeyi severdim. Beni
en çok etkileyenlerden birisi okuduğu bir şiirdi. Kime aitti adı neydi
bilemiyorum. Şayet şiirin tamamını, şairini bilenler varsa ve bana
gönderebilirlerse çok memnun olurum. İşte o şiirden zihnimde kalanlar:
Okul Kaçkınları (sanırım başlık böyle bir şeydi)
Bir de baktık ki bir ihtiyar
Belki doksan yaşında var
bir şey arıyordu yerde
Sorduk ne kaybettin baba
Tek başına yorgun argın
Nedir böyle aradığın
Sana yardımcı biz varız
Dikkatle baktı ihtiyar
Dedi dinleyin çocuklar
Aramakla geçmez ele
gençliğimi arıyorum
koşa koşa döndük okula
Bu aramızda bir oyun olmuştu ezbere okurdum o ilk okuduğu
günden sonra. Çok severdim şiiri hem manasını. Haytalık yapmasını sevmeyen bir
çocuktum. Annesini babasını üzen her çocuk gözüme vicdansız minik canavar gibi
görünürdü hayret ederdim.
Dedemlerin mutfağında bir tel dolap vardı. Hayatımda ilk
ve son defa gördüğüm tarihi bir şeydi. Buzdolapları olmasına rağmen tel dolabı
da atmamışlar, kuruyemiş, pirinç bulgur gibi şeyleri onda saklıyorlardı.
Evin girişinden sonra dört basamaklı geniş bir merdiven
vardı. O merdivende oynamasını çok severdim. Tam ortasında kırmızı bir
halıfleks raptiyelerle tutturulmuştu. Altında ise parke desenli kahverengi-bej
bir muşamba vardı.
Gömme dolaptan banyosu olan o ev mütevazılığin sarsılmaz
simgesiydi.