Başlığı belki de, Bir gün sömürgecilerden hesap
sorulmalı şeklinde atmam daha doğru olurdu. Ancak, ezilenler ezenlerden,
zalimlerden hesap soracak noktaya gelmediği sürece zalim zulmünü, sömürüsünü
sürdürecektir. Zalimlerden hesap sorulması gerektiği üzerinde durma ihtiyacı
duyduğumu dün medyada yer alan iki haberden yola çıkarak izah etmek istiyorum.
İlk üzerinde durmak istediğim haber Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos
Anastasiadis yaptığı açıklama. Anstasiadis açıklamasında Kıbrıs sorununun
çözülememesinin sorumlusunun Türkiye olduğunu iddia ederek, 42 yıllık süreçte,
Kıbrıs sorununun çözümünü isteyen tarafın Türk işgalinin mağduru Rumlar
olduğunu vurgulamak istiyorum derken gerçeklerin nasıl saptırıldığını, ne
Rumlarla ne de onları Türkiye ye rağmen AB ye alan ülkelerle Kıbrıs ta adil bir
çözümün sağlanamayacağını göstermek bakımından dikkat çekici bir açıklamadır.
Aslında Kıbrıs sorunu diye bir meselenin Türkiye nin gündeminde olmaması
gerekirken sürekli olarak ülkemizdeki bazı iktidarlar ille de Kıbrıs ta yeni
durum sağlayacağız, Rumlarla barış içinde birlikte yaşayacağız mantığı ile
KKTC nin feshine razı bir tavır takındıkça Rumlar ve arkalarındaki Haçlı
ittifakı sürekli olarak Türkiye den bir şeyler istedi/istiyor.
Kıbrıs ta AK Parti iktidarı döneminde de sorunun
çözüleceği iddiası ile bir takım adımlar atıldı. Bu adımların sonucu eski BM
Genel Sekreteri Annan ın hazırladığı plan Kıbrıs ta iki tarafta referanduma
sunuldu. Planın kabulü için gerek Türkiye gerek KKTC yöneticileri Türklere
yoğun baskı yaptılar ve bu baskı sonucunda halkoyuna sunulan Annan Planı
KKTC de kabul edildi ama aynı plan Rum kesiminde reddedildi. Hâlbuki Annan
Planı Türklerin kazandığı hakların pek çoğunu geri alıyordu. Buna rağmen Rum
kesimi hayır derken gösterdiler ki, Rumların derdi adil bir çözüm bulmak değil.
Türkleri teslim almaktır. Son dönemde yeniden Kıbrıs ta iki taraf arasında
görüşmeler başladı, sorunun çözüleceğine dair açıklamalar birbirini takip etti
ama daha müzakereler devam ederken Nikos Anastasiadis in, Ankara Kıbrıs sorunu
için çaba harcamıyor şeklindeki açıklaması artık Kıbrıs ta Rumları ve AB yi
memnun etmek için sürdürülen çabaların anlamsızlığını göstermiş olmalıdır.
Rahmetli Erbakan Hocamızın sıkça vurguladığı gibi, Türkiye nin Kıbrıs sorunu
diye bir meselesi yoktur deyip artık Rumların gönlünü yapma çabasından
vazgeçilmelidir.
Üzerinde durmak istediğim ikinci haber ise, Suriye nin
geleceğinin tartışıldığı şu günlerde ABD nin Suriye de Kobani yakınlarında
askeri ve sivil amaçlı iki hava üssü kurmakta olduğu ve pistin Nisan a kadar
yetişmesinin bekliğidir. Tabii söz konusu iki üssün askeri ve sivil amaçlı
olmasının sömürgecilerin Suriye de kalıcı olacak şekilde bir takım hazırlıklar
yaptıklarını, Suriye de çatışmalar durduğunda bile ABD nin varlığını
koruyacağının göstergesidir bu haber.
Rusya nın da benzer bir hazırlık içinde olduğu, Suriye de
var olan askeri ve sivil varlığını daha da artırmanın peşinde olduğunu söylemek
yanlış olmaz. Bu arada ABD nin Kobani yakınlarında iki üs kurmasının dikkat
çekici olduğunu görmek gerekiyor. Türkiye nin tüm karşı çıkmalarına rağmen
ABD nin YPG/PYD yi niçin terör örgütü görmediklerini açıklamaları da ortaya
çıkmış oluyor. Belli ki önceden varılan anlaşma gereği YPG ABD nin kara gücü
olarak görev yapmış. Bir bakıma bir takım çıkarlar karşılığı ABD üslerine yer
açmış. Böylece hem ABD asker kaybına uğramamış hem de Suriye de kalıcı olmasını
sağlayacak bir noktaya gelinmiş.
Görünen o ki, sömürgecilerden, zalimlerden mazlumlar
hesap soracak konuma gelmek durumundadırlar. Bu yapılamadığı sürece işgaller ve
sömürü devam edecek, kendi topraklarında imişcesine Müslüman ülkelerde üsler
kurulmaya devam edilecektir.