Bir gün iyimser bir gün kötümser!..

Abone Ol

Siyaset sorun üretme değil, sorunları çözme sanatıdır.. Elbette bazılarının, siyaseti bir meslek gibi algılıyor olması bizim bu değerlendirmemizin yanlış olduğunu göstermez. Siyaset dışında yapacak işleri olmayanlar bu alanı meslek haline getirdikleri için siyasette genellikle kuralsızlık hüküm sürmektedir. Pragmatist, menfaati esas alan siyaset erbabının genelikle sesi daha çok çıkmaktadır.

Siyasetçinin sorun üreten değil, sorunlara çözüm bulan bir kimliğe sahip olabilmesi onun devlet adamlığı vasfına sahip olup olmayışı ile yakından ilgilidir. Devlet yönetiminin belli noktalarında bulunanlar sıradan vatandaş gibi davranamaz, aynı tepkileri gösteremez. Devlet adamı dengeli, düşünmeden konuşmayan, öfkesini anında dışa vurmayan niteliklere sahip olmak durumundadır.  Elbette devlet adamının uzağı görmesi, ülkesini ve dünyayı iyi tanıması, olayların dünkü ve bugünkü gelişmine bakarak gelecekte nasıl seyredeceğini kestirebilmesi ve buna göre de stratejiler üretmesi gerekiyor.

Ve yine devlet adamı kurumlar ve kişiler arasındaki ilişkilerde sadece hukuk kurallarının geçerli olmadığını, bunun ötesinde zamana ve şartlara göre değişebilen, bazı kişi ve kurumların sahip oldukları güce göre de şekillenebildiğini bilmek durumundadır.

Bu sebeple de ülkemizde ise devlet adamının işi iyice zorlaşır. Çünkü, bazı kişi ve kurumlar yazılı hukuki metinlere zamana ve şartlara göre farklı anlamlar yükleyebiliyor, farklı yorumlar gündeme gelebiliyorsa siyasetçinin işi iyice zorlaşmaktadır.. Elbette bu söylediklerimiz normal işleyen sistemlerde geçerli olamaz. Ama ülkemizde sistemin normal işlemediğini devlet yönetimine talip olan herkesin bilmesi ve ona göre tavır belirlemesi, strateji tesbiti gerekiyor.

Ülke gerçeklerini görmezden gelerek  kurum ve kuruluşların tavırlarını hiçe sayarak atılacak adımlar sonunda bu adımları atanı da çıkmaza ve sıkıntıya sokabiliyor.

Seçimlerin ardından AKP daha Cumhurbaşkanı adayını açıklamadan yazdığım "Erdoğan, Güle mecbur" başlıklı yazıda bunun sebeplerini açıklamıştım. Çünkü, seçimler öncesi gelişmeler ve seçimlerde halkın sergilediği tavır Erdoğanı Güle mecbur hale getirmişti. Halbuki Cumhurbaşkanı seçiminin ilk gündeme geldiği günlerde sergilenecek farklı bir tavır, çıkartılacak farklı adaylar büyük bir ihtimalle bu ülkenin en azından 4 ay kaybetmesini engellerdi.

Erdoğan normal hukuki kurallar içinde AKPnin kimi aday gösterirse seçtirebileceğini düşündü.. Bu düşünce normal işleyen bir sistem içinde doğru da olabilirdi. Ama ülkemizde doğru olmadığı bir kez daha ortaya çıktı. Sonunda Cumhurbaşkanı seçildi ama, seçimden bu yana yaşananlara gerçekten üzülenlerdenim. Buna toplumun büyük bir bölümü de üzülüyor.

Bir gün bakıyorsunuz Meclisin seçtiği Cumhurbaşkanının Cumhurbaşkanı olarak tanınmadığı anlamına gelen açıklamalar yapılıyor, tavırlar sergileniyor ertesi gün sanki bir yumuşama havası esiyor.. Aslında ortada yumuşama falan yok.. Bir cümlede yumuşama anlamına gelebilecek kelimeler seçilirken bir başka cümlede tavır değişikliği olmadığı anlaşılıyor. Kısacası bir gün iyi bir gün kötü bir görüntü sürüp gidiyor.

Şahsen Gülün Cumhurbaşkanlığından hiçbir rahatsızlığım yok.. Hatta, millet iradesine uygun bir seçim olmuştur. Ancak, millet iradesne uygun yapılmış bir seçimin ardından Köşke çıkmış olan kişinin üzüntü veren bir takım tavırların muhatabı olmaması gerekirdi. Bu tavırlar toplumu derinden yaralıyor. Elbette devlet adamı vasıflarına sahip bir kişi gelişmeleri bu noktaya gelmeden görebilmeli ve gereken tedbiri alabilmeliydi.