Bir gün, bu memleketi ölülerle bile istilâyı düşüneceklerdir

Abone Ol

Lozan’a giden yolda saltanat engeli (!)

Mudanya Mütarekesi (11 Ekim 1922) akabinde Lozan’da barış görüşmelerine İstanbul Hükümeti’nin de davet edilmesi, saltanatın sonunu hazırlamıştı. Ortaya çıkacak ikiliği ortadan kaldırma amacındaki(!) Ankara Hükümeti Mustafa Kemal Paşa, Rauf (Orbay) Bey, Kâzım Karabekir Paşa ve Ali Fuad Paşa ile birlikte 80 mebusun ortak teklifiyle “Hâkimiyetin TBMM’ye ait olduğu” kararını aldı. Osmanlı saltanatını ortadan kaldıran 1 Kasım 1922’deki kararla, Padişah Vahideddin’in 17 Kasım’da ülkeyi terk etmesi isteniyor, “Hilâfetin Hânedân-ı Âli Osman’a ait olduğu”yla ilgili kararla da  Abdülmecid Efendi halîfe seçiliyordu.

Saltanatın kaldırılmasının ve ardından gelen Lozan Konferansı’na katılacak heyetin Ankara’dan hareketinin yıldönümü sebebiyle hazırladığımız bugünkü sayfamızda, antlaşmasının artı veya eksileriyle birlikte, o günkü tartışmalara yer vermek istedik.

Lozan ile ilgili meclis görüşmelerinden...

“Bir gün, bu memleketi ölülerle bile istilâyı düşüneceklerdir”

Saltanatın  Kaldırılması ve yeni halifenin seçilmesinden sonra, sıra Lozan’da Türkiye’yi temsil edecek heyetin seçimine gelmişti. Konferans öncesinde, Başvekil Rauf Bey, Milli Savunma Bakanı İsmet Paşa ve Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey’in isimleri Murahhâs Heyeti Başkanı olarak geçiyordu. Rauf Bey Mondros Mütarekesi’ni İsmet Paşa da Mudanya Mütarekesi’ni imzalayan isimlerdi.

İsmet İnönü İle Yaşanan Anlaşmazlık Ve Rauf Bey’in İstifası

 

Mustafa Kemal Paşa reyini, Yusuf Kemal Bey’in istifasıyla Dışişleri Bakanlığı’na atanan İsmet Paşa’dan yana kullanmıştı. Rauf Bey’in de teklifiyle Murahhâs Heyeti Başkanlığı’na İsmet Paşa getirildi. Konferans süresince Dışişleri ve Milli Savunma Bakanlıklarına da vekâlet eden Başvekil Rauf Bey ile İsmet Paşa’nın arasındaki anlaşmazlıklar daha sonra Rauf Bey’in istifasıyla gün yüzüne çıktı. 

Rauf Bey, İsmet Paşa’nın Lozan müzâkerelerinde hükûmetin kararlarının dışına çıktığı, Yunanistan’ın Batı Anadolu’da meydana getirdiği tahribata karşılık istenen tazminâttan feragat etmesi, İngilizlerin gasp ettikleri savaş gemilerinin bedellerine karşılık, Meriç’in batısındaki Edirne’nin istasyonu olan Karaağaç’ı tutması gibi gerekçelerle, müzâkerelerin sonunda, muâhedeyi imzalama talimâtını (yetkisini) göndermedi. O sırada müşkül duruma düşen İsmet Paşa’ya söz konusu yetkiyi, TBMM Reisi sıfatıyla Mustafa Kemal Paşa verdi.  Başvekilin aynı gün Lozan’a bir kutlama mesajı da göndermemesi ilişkileri kopardı.

Rauf Bey’in Ankara’ya dönüş yolundaki İsmet Paşa’yla karşılaşmamak adına yurt gezisine çıkmak istemesi ise Mustafa Kemal Paşa tarafından istifa talebiyle sonuçlandı. Bunun üzerine Rauf Bey, 13 Ağustos 1923’te başbakanlıktan istifa etti.

Sulh Muâhedesini imzalamış olduğu gibi, bunu tatbik işini de ona bırakmak doğru olur

Rauf Bey, bu istifayı şöyle anlatmaktadır: “Lozan görüşmelerinin devam ettiği günlerde, İsmet Paşa, Lozan’dan yazdığı telgraflar ve aldığı vaziyet gereği bir takım sıkıntılar oldu. Ben ne olursa olsun bir daha İsmet Paşa ile yüz yüze gelemem ve artık onunla birlikte bir daha çalışamam.

Esasen sulh Muâhedesini imzalamış olduğu gibi, bunu tatbik işini de ona bırakmak doğru olur düşüncesindeyim”. (R. Orbay, Hatıralar II, s. 132-33; Lozan Anlaşması’nın onayı için bkz. TBMM Gizli Celse Zabıtları, IV, s. 74-89.)

“Bir insan, babasının malını bile ihsan ederken biraz düşünür”

LOZAN Konferansı’nın 8 aylık serüveninde son nokta  24 Temmuz 1923 Salı günü konuldu. Türk murahhas heyeti tarafından imzalanan “LOZAN ANTLAŞMASI”nı, Büyük Millet Meclisi aynı senenin 21 Ağustos günü tedkik ve müzakereye başladı.

Biz bugünkü yazımızda, Lozan Konferansı’nın hangi şartlar altında toplandığı ve İsmet Paşa’nın heyet başkanlığına nasıl geldiğiyle ilgili meselelerden ziyade Lozan’a karşı çıkan mebuslardan bahsetmek istiyoruz.

Ali Fuad (Cebesoy) Paşa’nın başkanlık ettiği meclisin o günkü tarihi toplantısında ilk olarak, antlaşmayla ilgili müzakeresine dair Vekiller Heyeti’nin teklifi oylamaya konulup kabul edildi. Daha sonra ilk sözü alan Hariciye Encümeni Reisi Yusuf Kemal (Tengirşenk), “Sulh muahedesinin hey’et-i umumiyesi, Hariciye Encümenimize millî emelleri tatmin eder mahiyette görülmektedir” diyerek, kabul ve tasvibini istedi.

Bu konuşmanın ardından Mersin Mebusu Niyazi Bey, Urfa Mebusu Yahya Kemal (Yahya Kemal Beyatlı), İstanbul Mebusu Hamdullah Suphi (Tanrıöver) konuşarak antlaşmayı çok ağır bir dille eleştirdiler. Daha sonra Muğla Mebusu Şükrü Kaya kürsüye gelerek Batı Trakya ile Oniki Ada üzerinde durduğu konuşmada şunları söyledi: “Batı-Trakya, hudutlarımız dışında bırakılmıştır! Balkan Harbi’nde buralar Bulgaristan’a verilmişti. İkinci hata Lozan’da işlenmiş, şimdi de Yunanistan’a verilmiştir! Batı Trakya’daki Türklüğün imha edildiğine bizim nesil bile şahit olacaktır.  Bu Yunan’ın sanatıdır. Mübadeleye tabi tutulmaması hatâların en büyüğüdür. Onların Rumları İstanbul’da saadetle oturacak, fakat bizim Batı-Trakya Türklüğü, yok edilecektir! Boğazlara hâkim Semenderek, Tinini, Midilli, Sakız, Sisam adalarının yeri nerededir, haritayı alıp lütfen bakınız. Sahillerimizin asayişini temin için yapacağımız devamlı fedakârlık, buraları elde etmekten daha güçtür! Bunlar, Anadolu topraklarının karşısında sabit donanmalardır, daima yurdumuzun emniyetini tehdit eden şüphe bulutlarıdır.”

Şükrü Kaya’nın ardından söz alan  Tekirdağ Mebusu Faik (Öztrak) ise, “Elimizdeki muahedenin maddeleri arasında esas hukukumuzu, yaşama ve var olma hakkımızı, meşru haklarımızı, bir kısım ırkdaşlarımızın hayat ve huzurunu tehdit ve ihlâl eden bir çok maddeler vardır. Muâhede’de Gelibolu yarımadasının ‘mezarlık’ denilen bir kısmının yabancı devletlere terkedildiğini görüyoruz!. Maalesef bu terketme, çok kuvvetli hukukî teminat ile karşı tarafa bırakılmıştır. Buna bahane olarak İtilâf Devletleri, bu topraklardaki askerlerinin mezarlarının korunmasını gösteriyorlar. Bendeniz bu sebebi hiç de doğru ve hakiki olarak bulmuyor, böyle telâkki etmiyorum. Bugün orada otuz beş tane İngiliz ve iki tane de Fransız mezarlığı vardır. Yarın bilmem kaç tane olacaktır. Burada, duvar denir yapılır, yol denir yapılır, hulâsa türlü şeyler meydana çıkar. Onun için ben bu kaydın altında çok zehirli bir tehlike görüyorum. Bugün dünyadan elini ayağını çekmiş fânilerin ihtirasatından uzak ölüleri, yarının tecavüzleri için vasıta saymak, bizzat kendilerinin ölülere olan hürmetsizliğini gösterir. Fakat efendiler, onlara bırakılan bu topraklardaki bizim muazzez şehîtlerimizin hatıralarına ne dersiniz Biz, bu mücadele topraklarında karşımızdakilere, vatanımızı istilaya gelmiş olanlara bu imtiyazları vererek şehitlerimizin aziz hatırasını nasıl rencide edebiliriz ” ifadelerini kullandı. Bu sözler üzerine Niğde Mebusu Ebubekir Hazım (Tepeyran) oturduğu yerden: “Evet, maksadları başkadır. Bir gün, bu memleketi ölülerle bile istilayı düşüneceklerdir!” diye sesini yükseltti.

Daha sonra İzmir Mebusu Necati Bey (bilâhare Maârif Vekili olan) kürsüye gelerek ve Lozan’ı çeşitli yönleriyle tenkit eden konuşmasında, “Duyun-ı Umumiye’nin taksiminde âdilâne bir taksim nazar-ı dikkate alınmamış, borçların büyük kısmı Türk milletine yüklenmiştir! Osmanlı İmparatorluğu’nun dörtte üçü elimizden gitti. Buna rağmen, yüz yetmiş üç milyon altının bizim omuzumuza yüklenmesi ne demektir Bir insan, babasının malını bile ihsan ederken biraz teemmül eder (düşünür).  Bu muahede de, şahısların ve cemiyetlerin hukuku tanınmıştır. Elli sekizinci maddede 1914 senesinde harp gemilerine mukabil terk edilen parayı bağışlamış bulunuyoruz!. Bu para kimin parasıdır Bu para, Türk milletinin parasıdır. Denizlerde gezdireceğimiz donanmamızın parasıdır. Bunu ne hakla terkediyoruz .”

Necati Bey’in bu konuşmasını takip eden birçok konuşma yapıldı. Hepsine cevap niteliğinde İsmet İnönü’nün de konuşmaları oldu. Lozan Antlaşması’nın ikinci Büyük Millet Meclisi’ndeki tedkik ve müzakeresi böylece üç gün devam ederek 23 Ağustos 1923 Perşembe günü yapılan oylamada, 14 red oyuna karşılık 213 oyla kabul edildi. Lozan’a “Hayır!” diyenler şunlardır: Niyazi Bey (Mersin), Yahya Kemal Beyatlı (Urfa), Şükrü Kaya (Muğla), Hoca Esad Efendi (Aydın), Necip Bey (Mardin), Kılıç Ali Bey (Gaziantep), Zamir Bey (Adana), Şeyh Safvet Efendi (Urfa), Mustafa Necati Bey (İzmir), Vasıf Çınar (Manisa), Ali Cenani Bey (Gaziantep), Faik Öztrak (Tekirdağ), Besim Bey (Mersin), Niyazi Bey (Mersin).

KRONOLOJİ

1 Kasım

Cezayir’de Bağımsızlık Savaşı (1954).

Yeni Türk Harflerinin Kabulü (1928).

3 Kasım

“Gülhane Hattı Hümayunu” ile Tanzimat Devri’ nin Başlayışı (1839).

Çubuk Barajı Açıldı (1936).

4 Kasım

UNESCO’nun Kuruluşu (1946).

Sovyetlerin Budapeşte’ye Müdahalesi ve İşgali (1956).

5 Kasım

 İsmet Paşa Başkanlığındaki Türkiye Büyük Millet Meclisi Delegasyonu’nun,   Ankara’dan,  Lozan  Görüşmelerine Katılmak Üzere Hareket Etmesi (1922).

6 Kasım

Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (GAP)’IN Kuruluşu (1989).

9 Kasım

Cumhuriyet Tarihinin En Önemli Yatırımlarından Biri Olan GAP’ın,  Atatürk Barajından Sonra İkinci Halkasını Oluşturan Urfa T1  Sulama Tüneli, Törenle Açılarak Harran’a Su Bırakıldı (1994).

10 Kasım

“Halk Fırkası”nın Adı, “Cumhuriyet Halk Fırkası”  Olarak Değiştirildi (1924).

Mustafa Kemal Atatürk’ün Ölümü (1938).

11 Kasım

Birinci Dünya Savaşı’nın Sonu (1918).

4305 Sayılı Varlık Vergisi Yasası Kabul Edildi (1942).

Türkiye Kalkınma Bankası’nın Kuruluşu (1975).

12 Kasım

Plevne Müdafaası (1887).

Düzce’de 7.2 Büyüklüğünde Deprem Meydana Geldi (1999).

13 Kasım

Birinci Dünya Savaşı Sonu İtilaf Devletleri Donanmasının İstanbul’a Girişi (1918).

Suriye’de Savunma Bakanı General Hafız Esad’ın Yönetime El Koyması (1970).

14 Kasım

Telsiz Genel Müdürlüğü’nün Kuruluşu (1983).

16 Kasım

Süveyş Kanalı’nın Açılışı (1869).

17 Kasım

Ankara’da Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Kuruldu.  Kurulan İlk Muhalefet Partisidir (1924).

Son Padişah Vahdettin’in Türkiye`den Ayrılışı (1922).

Güney Afrika Siyasi Liderleri, Irk Ayrımına Son Veren Yeni Anayasayı Kabul Ettiler (1993).

18 Kasım

Büyük Millet Meclisi’nin Abdülmecit Efendi’yi Halifeliğe Seçmesi (1922).

19 Kasım

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK)’nın Toplanması,  Paris Sözleşmesi’nin İmzalanması (1990).

20 Kasım

Halk Fırkası, “Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” Örgütünü Bünyesi İçine Aldı (1923).

Türkiye’de İlk Koalisyon Hükümeti’nin İsmet İnönü Tarafından AP ve CHP’li Bakanlarla Kuruluşu (1961).

22 Kasım

Sultan I. Ahmet’in Ölümü; I. Mustafa’nın Sultan İlan Edilmesi (1617).

23 Kasım

Cumhuriyet Tarihinin İlk Çerçeve Özelleştirme Yasası, TBMM Genel Kurulu’nda Kabul Edildi (1994).

24 Kasım

Mustafa Kemal’e “ATATÜRK” Soyadı’nın Verilişi (1934).

Sürgünde Bağımsız Filistin Devleti’nin Kuruluşu (1988).

25 Kasım

Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun`un Kabulü (1925).

İsmet Paşa’nın “İNÖNÜ” Soyadını Alışı (1934).

26 Kasım

Lakap ve Unvanların Kaldırılışı (1934).

27 Kasım

Kore’de, Kunuri Savaşı’nın  Başlaması (1950).