Bir garip ölmüş diyeler

Abone Ol

Tıpkı yaşamlarındaki gibi kabirdekiler. Dünya hayatında yakınları tarafından aranıp sorulmuşlarsa, bayramları bilinmiş, elleri öpülmüşse, öte âleme geçiş evi olan mezar binalarında da aynı alâkayı görmek mümkün.

Yok eğer kendini inkâr eden bir duygusuzlukta ise yakınları. Kaç bayram açılmamışsa kapısı. Gözleri yolda kalmışsa kandillerde. Ya da yaşlı gözlerle biriken çamaşırlarına, bir de kendi dermansızlığına bakan bir ihtiyarın... Kaynatmamışsa çorbasını çocukları. Evini doldurup cıvıl cıvıl bebe sesleriyle şölene çevirmediyse köhne ve eskimiş saatlerini. Ulu çınarlar güneşe veda ettiklerinde. Yalnızlık dokunan konutlardan ayrılıp da, ahiret konağına yerleştiğinde. Serin selviler altında başlayacaktır benzer bir yargı. Yine yolları gözlenecektir sevgili yakınların.

Bunları ne kadar çok düşünüyorum anneciğim her ziyaret ettiğimde. Bahar en güzel endamını mezarlıklarda gösteriyor. Kimi kabirler cennetten bir köşeyi andırıyor. Kırmızı, pembe, beyaz, sarı güllerin şavkı, bu hüzünlü diyara, albenili renkler katıyor. Kimi ilgili yakınlar, anneler gününde karanfiller koymuşlar kabirlerin üzerine. Kimi duyarlı çocuklar, mevsim çiçekleri ile süslemişler. Zira yaz ve kış çiçekleri çok değişken. Dört mevsime ayak uyduramamaktalar. İşte bu içli yakınlar, her mevsim değişik çiçeklerle mevtanın toprağını hep bakımlı tutmaktalar, taşlarını yıkamaktalar, ayak uçlarındaki kuşların suluğunu susuz bırakmamaktalar.

Ama bütün bu güzelliğin yanında gariplerin mezarları. Üzerlerini değil ot bürümek, vahşi dikenlerin kapladığı, ilgisizliğin boyutunu gösterircesine, toprağının çöküp, yer ile yeksan olduğu, artık orada birinin yattığından bile insanların habersiz olduğu o tümsek... Nice acı hatıraları da anlatacaktır merhametli bir bakışa. Dünyadaki yalnızlığın, buraya da getirildiği. Ya da işleri başlarından aşkın evlâtların, para kazanmaya kafalarını çok verdikleri için vakit bulup da, anne ya da babalarının başına gidip, bir tas su dökecek, ayrık otunu temizleyecek kadar ilgi göstermediklerini. Bu yüzden her bayramda, kandilde yanıbaşlarında yatanların çevresinde toplananları özlemle süzdüklerini... Mutlaka hissetmek de merhametli bir yürek.

Ülkemiz genç bir nüfus barındırmakta. Kahveler, dernekler, lokaller laf yarıştıran gençlerle dolu. İman neslindendir beklentilerimiz. Bari onlar teşkilatlarının programlarına alsınlar. Gruplar halinde, her mevsim olmasa da; baharda toplanıp mezarlıkların garip sakinlerinin yanına varsalar. Dudaklarında dualar ile en kıymetli hediyelerini yanlarına alıp, küçük çapa ve makaslarla bir mezbeleye dönüşmüş, sahipsiz kabirlerin dikenini, otunu temizleyip çiçeklerle süsleseler. Televizyon başında aptal programlarla ruh sağlıkları bozulan kadınlar, hiç olmazsa baharın bu güzel günlerinde dışarı çıkıp, komşu kadınlarla küçük bir sivil örgüt kurup, ellerine eldivenler giyip bu gariplerin kendilerine en yakın mezarlıklardaki  kabirlerini bulup, bakım ve güzelleştirme çabalarına katkıda bulunabilirler.

Bizim ülkemizde âdettir, herşeyi devletten ya da belediyeden beklemek. Mezarlıklar müdürlüğünün bir kulübesi vardır mutlaka. Allah ın zavallısı biri orada beklemektedir belki de. Hangi birinin bakımına gücü yetecek. Sivil insiyatif bizde ne yazık ki çok geri. İsviçre de evinde kaldığım arkadaşımın balkonunda kahvaltı ederken görmüştüm. Karşımızdaki mezarlıkta, belediye başkanı, oraları, halktan kadın-erkek birlikte mezarların bakımını yapıyor, kazıyorlar, çiçeklendiriyorlardı. Batıda bütün ülkelerde en bakımlı yerler mezarlıklardır. Görevliler, sahipsizleri de ihmal etmezler, bütün mezarların çevresini, üzerini çiçeklerle süslerler. Bizde ise diriler gibi ölülerimiz de; olabildiğince duyarsız bir nehir yatağına terkedilmişlerdir. Ne ki umudumuz da var. Duyarlı derneklerin, teşkilatların kadın kolları, gençlik birimleri bir insanlık kahramanı gibi, yüreğinden ellerine inen şefkat pınarı ile toprak uygarlığının bilincini kuşanıp, ömrün şavklarını duyumsayıp, öte mensuplarının garipliklerine, susuzluklarına; çiçekler, sular, fatihalar taşıyacaklardır. Orada kucaklarında baharlar taşıyan babalar, ellerinde yağmurlar yoğuran anneler var. Orada onlarla  buluşmaya bizlerin de fazla zamanı yok.