Bir fuar macerası

Abone Ol

Ramazan geçeli üç hafta oldu. Ama bu en büyük Kitap ayının tesiri bir yıl devam ederek ayların sultanı ünvanı korunacak. Geçen hafta ülkemizin en büyük fuar alanı olan TÜYAP taki kitap fuarı da bu bereketin devamıydı. Havaların birden soğumasından dolayı biz son günü gidebildik. Bu sefer sabah erken gidecek ve her standı en azından tafsilatlı müşahede etmesem bile ziyaret edecektim. Ancak bu Pazar Uluslararası Avrasya Koşusu nedeniyle köprü trafiğe kapalıydı. Ver elini Kadıköy Deniz Otobüsüyle Bakırköy İskelesine vardık. Oradan Avcılar fuar alanına da Belediye nin sponsor olduğu otobüsle 45 dakikada vasıl olduk.

Ben gazeteci kimliğimle birlikte, oğlum da öğrenci kartıyla girdikten sonra anlaşmamız üzere herkes kendi başına arzu ettiği standa, arzu ettiği yazara takılarak dilediği gibi dolaşacak, namaz ve yemek molalarında da cep telefonuyla haberleşerek mescitte buluşarak ziyareti sürdürecektik. Zira kimi zaman bir grup ya da kişiyle gittiğiniz büyük marketler ya da fuarlar da herkesin ilgi alanı farklı olduğundan mutlu bir ziyaret yapamamaktasınız. Bu yüzden ferdi dolaşmak tercihimdir çoğu zaman. Ali Bulaç son kitabını imzalıyordu, selamlaştık. Yanındaki görevli arkadaşına benimle yaşadığı bir hatırayı nakletti:

Turisti rahatsız etmeyin

Bir gün Sultanahmet ten Edirnekapı otobüsüne binmişim. Ali Bulaç beni görünce, Oo, Goncagül! Nassın, iyi misin deyince ben ona İngilizce olarak cevap vermişim. Tabii yıl 1975-76 lar. O zamanlar hem Üniversite öğrencisiyim, hem de MTTB tiyatrosunda oyuncuyum. Bir de uzun saç ve sakalım, kot pantolonum ve spor kıyafetimle adeta bir yabancı turist havasındayım. Otobüs kalabalık ve ayaktayız. Ali Bulaç ısrarla bana laf atmaya devam edince bu kez diğer yolcular müdahale ederek, Kardeşim, görmüyor musun adam yabancı, elin gavuru  anlamıyor Türkçe. Ne üzerine varıyorsun deyince o da olur mu yahu bizim arkadaşımız diyor. Onlar aralarında tartışırken ben de tepedeki kulpa düşmemek için tutunmuş onlara hiç aldırmadan iniş kapısının yanında dışarıya bakarak yola devam ediyorum. Nihayet Fatih itfaiye durağına gelince kapı açıldığında hafifçe dönerek ona bakıp İyi akşamlar Ali abi deyip kendimi hızla dışarı atıyorum Artık arkamdan ne dedilerse Ali Bulaç o kısmını anlatmadı

Bilge simitçi

Fuardaki stand ziyaretleri devam ederken dostlarla selamlaşmanın yanı sıra imza ve satışlarına da katkı da bulunmuyor değiliz hani tanıyanların uğramasıyla. Vehbi Vakkasoğlu, Yavuz Bahadıroğlu, Bayraktar Bayraklı  derken bir stantta da simit veriyorlar. Vakit de acıkmaya müsait ikindi evveli. Bir de ne göreyim bizim NLP ci Oğuz Saygın bey yeni yazdığı  Bilge Simitçi kitabından bir tane alana yanında promosyon olarak bir tane de simit vermiyor mu Zaten beni görünce hemen oradaki müşterilerine tanıtmaya başladı.. - Efendim dedi. Bu Hüseyin Goncagül ü siz bilmezsiniz. Ama bu arada tanıyanlar itiraz edip Nasıl bilmeyiz, biz hep onu izliyoruz deseler de Oğuz Saygın bastırıyor. Hayır efendim diyor. Bakın bir gün otobüse yolcuların kalabalık olduğu  sırada kör taklidi yaparak biniyor. Tabi hemen kendisine yer göstererek oturtuyorlar da hadise ondan sonra başlıyor. Bu Goncagül hemen çantasından çıkardığı  kitabını açarak başlıyor okumaya..! Tabii yolcuların tepkisini  düşünebiliyor musunuz Aman efendim diyorum ben, abartmışlar. Adamın adı çıkacağına canı çıksın derler , deyip bana hediye olarak imzaladığı kitabı ve tabii ki simidimi alıp uzaklaşıyorum.