Yıllardır bu kalemin sahibi olarak bu köşede yazılarıyla çırpınıp duruyoruz. Sarıp sarmalayan ateşin bizi nereye sürüklediği, sürükleyeceği ile ilgili uyarılarda bulunuyoruz. Korktuklarımız başımıza geliyor. Sezgilerimiz bizi yanıltmıyor maalesef, keşke yanılmış olsaydık.
Bu yangın bizi bir bütün olarak sarıyor ve her geçen gün içinden çıkılmaz bir hâl alıyor. Türkiye demokrasi ve bürokrasisinin karmaşasından kurtulamayan ve bir çıkış yolu yeterince bulamayan bizler bir başka sarmalın içinde buluyoruz kendimizi. Bölgenin demokrasilerini de krallarını da, despotlarını da darbelerini de düzenleyen onlar. Nasıl oluyor da bunları görmüyoruz ve farkına varamıyoruz.
Öfke, nefret ve husumet giderek kökleşiyor. Bundan sonra kim kime neyi nasıl anlatacak, nasıl ortak bir dil bulunacak Bu durum ve koşullarda çok zor. Uçurum her geçen gün büyüyor. Giderek de derinleşecek.
Emperyalizm oyununu çok ustaca oynuyor, istediği sonuçlara doğru da hızla ilerliyor. Bunlar onlar açısından beklenmedik sorunlar değil. Asıl sorun bizde, Müslümanlarda. Bu oyunları ve tuzakları görememede. Farkında olunmadan sanki bu ateşe atılınıyor. Asıl sorun bu. Emperyalizmin egemenlerine güvenmek ve atılmak. Suriye olayında yaşananlardır bunlar.
Özgür Suriye Ordusu diye tanımlanan muhalefet güçlerinin besleyicileri arasında yer almak bizim işimiz mi olmalıydı Kendi açımızdan Beşar Esat’tan kurtulmanın yollarına baktık. Oysa emperyalizmin amacı ondan kurtulmak değil onu zayıflatmak ve Suriye’yi parçalara bölmekti. Bunda da başarılı oldu. Gerek Irak ve gerekse Suriye boşluğundan ve Özgür Suriye Ordusu muhalefetinden IŞİD doğdu. Bu öfkeli kesimin haklı tarafları olmakla birlikte uygulama ve tutumları bakımından kabul edilemez. Bölge halkının işgale, soykırımlara, kadın ırzlarına geçmelerde, çocukların ve gelecek kuşakların soyunun kurutulmasında ve kimyasalların etkisinde olması elbette kabul edilemez bir durum, acılar çok büyük ve derin. IŞİD’ın hızla büyümesi bölgede kabul görmesinin anlaşılır bir tarafı var. Aması var bunun. Emperyalizimin üslubuyla Guantanamo veya Ebu Garip’te yapılanlar bunlardan hiç de farklı değil. Müslümanlar, düşmanlarının aynı üslubuyla davranamazlar ancak kendileri gibi olmalıdırlar. Efendimizin sünneti neyi gerektiriyorsa öyle olunmalıdır. Bu savaş karşılıklı bir soykırıma dönüştü. Müslümanlar birbirine düştü ve öldürüyor.
Kobanı kuşatmasından sonra durum daha vahim bir hal aldı ve vahim bir sürece doğru da yol alıyor. Buna taraflar açısından bakıldığından birbirinden farklı olmayan bir üslup ve yaklaşım olduğu görülüyor. Kürt kavmiyetçilerinin Kobani gerekçesiyle davranışları Türkiye’yi ateşe vermeleri, ölüm olayları IŞİD’inki gibi. Bölgede sakallı insanları yakalayıp başlarını ezmeleri, işkence ile öldürmeleri de aynı. Bu, şunu da gösteriyor ki istendiğinde Türkiye de bir ateşin içine çekilebiliyormuş. Bahaneler oluşturmak çok da zor değil emperyalizm açısından. Emperyalizmin de istediği budur. Suriye, Irak, Filistin katliamlarında ölenler Müslüman olunca gıkı çıkmıyor. Müslümanlar birbirini kırarken bundan haz alıyor. Yezidiler veya şu ara kendi çıkarları açısından stratejik bulduğu kimi durumlar söz konusu olunca şahin kesiliyor.
Yıllardır söylüyoruz, emperyalizmin asıl amacı bölgede İsrail’i rahatlatmak. Bunda da istediği sonuçları elde ediyor. Sonuçlar da ortada. Türkiye’nin içine düştüğü durum da maalesef pek iyi değil. Yalnız kalmış durumda. Asabiyetler daha derinleşiyor. Daha bir çıkmaza dönüşüyor.
Aylardır şu nefret ve öfke dilinin bir yana bırakılması için ne diller döküyoruz. Böyle davrandıkça biz de ötekileşiyoruz ve ötekiler gibi algılanıyoruz. Asıl üzücü durum da bu. Yakın zamanda eskiden birlikte olduğumuz bir dostumuz kalemimizin keskin ve acımasız olduğundan söz etti. Yol göstericiliklerimiz, soğukkanlılığımız keskin kılıç gibi görünüyor. İlle de bir yere dayanma, yaslanma onlar gibi konuşma, düşünme ve yazmamız isteniyor ki bunu asla yapamayız. Gördüklerimizi, sezdiklerimizi, bildiklerimizi yazmak ve anlatmakla yükümlüyüz. Susmayacağız. Sesimiz nereye ulaşır nasıl bir etki gösterir o bizim dışımızda. Biz hakikatleri anlatmak zorundayız ve bunu yapıyoruz. Bu bataklıktan nasıl çıkarız ona bakmalıyız. Yoksa giderek bu batakta boğulabiliri