"Erbakan ın evinin kapıları kapatıldı" haberine bakıyorum. Çoğu medya organı, yine görmezlikten gelmiş. Yani bu ülkede sadece kendilerinin özgürlük mücadelesi verdiklerini yana yakıla anlatanlar, başkalarının başına gelenlere, her zamanki gibi, üç maymunu oynayarak çözüm getiriyorlar.
Aynı durum bir başka parti liderine olsa idi, yer yerinden oynardı herhalde.
O yaşta bir eski başbakan evinde hapsediliyor, medyanın umurunda değil.
Mesela Demirel in başına gelse idi bu durum, ne acıklı haberler okuyacaktık hakkında.
12 Eylül belgeselleri, filmleri çekilirken de Erbakan ın yaşadıkları, hapishane hayatı, ailesinin dramının halka yansıtılmaktan özenle kaçınıldığı gibi, bu sefer de klasisizm sapmıyor, benzer bir medya infazı tekrar uygulanıyor.
Bir kere tamamen derin oyunlarla hiçbir liderin başına gelmeyen olaylar, nedense Erbakan ın başına gelmekte.
Bir suçlu gibi en fazla onun partisi kapatıldı.
Siyasetten yasaklandı.
İlerleyen yaşına rağmen hapis olgusu onun önüne bırakıldı.
Necip Fazıl ın da hüküm giymiş olarak vefat ettiğini anımsayınca, ileri yaşda bir insanı bu cezaya mahkûm etmek ne kadar hakçadır.
Allah uzun ömür versin ona bir şey olduğunda, iktidar koltuğunda oturan talebeleri utanmayacak mıdır
Kendilerini yetiştirmiş olan lideri, kendi iktidarları döneminde hapisle cezalandırıp, özgürlüğünü elinden almayı kendilerine yakıştırabiliyorlar mı
Cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanlar, yetişmelerinde emeği ve alın teri olan bir ekolün başına gelenleri seyretmeyi ne kadar içlerine sindirebilmekteler
Özel af gibi bir girişim için parmaklarını kıpırdatmamaktalar.
Aynı şey bir başka liderin başına gelse idi; demokrasi havarisi olmak için koşuşturacaklarından adımız gibi emin olduğumuz isimler, şimdi suspus.
Kimileri şunu düşünebilir, "canım ne var hapse girmedi, cezasını evinde çekecek" diye.
Belki ben de "ne var evde işte" diyebilecektim.
Üç hafta önce ayağımı kırıp, alçıya alınınca özgürlüğün ne demek olduğunu çok daha iyi anladım.
Bahçeye, balkona bile çıkamıyorum.
Babamın yeni doğan küçük kedilerini ziyarete gidemiyorum.
O sevimli miniklerin iyi haberlerini sadece telefonda öğreniyorum, fotoğraflarını çekip getiriyorlar ama kucağıma alamıyorum.
Yeğenimin yumurtadan çıkmış simsiyah dünya güzeli ördek yavrularını bile göremiyorum.
Akşam yürüyüşlerimi yapamıyorum.
Mayıs senfonisini duyamıyorum.
Hep duvarlar, hep pencere gerisinden ağaçları, kuşları, gülleri, çiçekleri seyretmek ne kadar acı.
Koltuk değneklerini kullanmayı beceremiyorum.
Alçılı kocaman ayağımı kullanamıyorum.
Kapıları kimselere açamıyorum.
Evde oturup gerçi bol bol kitap okuyorum ama insan özgürlüğü meğer ne kıymetli imiş.
Bütün seyahatlerimi iptal ettim.
Önemli toplantılar oluyor, onlara katılamıyorum, kimseleri dinlemeye gidemiyorum.
Şimdi Erbakan Hoca nın çok önem verdiği fetih etkinlikleri var, katılmaktan çok mutlu olduğu o tarih ve medeniyet festivali tam da şu günlerde kutlanacak.
Katılamayacağı için kim bilir ne kadar hüzünlenecek.
Milletini, vatanını deliler gibi seven bir insanın üstelik hayli ilerlemiş bir yaşında ülkesinde yaşayıp da, memleketinin sevimli karelerine uzak kalması insafdan, estetikten hayli ırak bir yaklaşım biçimi.
Onunla ilgili art niyetliler gerçi muratlarına eriyorlar; yerli düşünceyi savunan, Anadolu kıtasına gönül vermiş, İslâm dünyasının büyüklük davasına harç taşımış, insanlık âleminin huzur ve mutluluğunu kendisine dert edinmiş bir fikir mimarını cezalandırarak amaçlarına ulaşıyorlar.
Ama hiç iyi etmiyorlar