Bir dış politika enstrümanı olarak terör!..

Abone Ol

Ülke, kanlı bir terör olayıyla daha güne uyandı.  Hiçbir ülkede bugüne kadar benzerleri görülmemiş saldırılar yapılıyor. Konuşulan, yazılan, çizilen bomba da patlatılıyor. Terörizm ben geliyorum diyor ve geliyor. İstanbul da bomba patlatılacak deniyor, neredeyse açık adres bile veriliyor ve o bomba maalesef tarife uygun bir şekilde patlatılıyor.

Bir taraftan şiddet terörü , bir taraftan psikolojik terör ! Üzerimize keskin ve kararlı geliniyor: Milletin belleği de, İstiklali de muhasara altına alınmış durumda.  Belli ki; terör, korku ve panik sarmalı genişletilmek, kalıcı hale getirilmek isteniyor. Belli ki terörle birlikte yaşamaya alıştırılmak meselesi sadece polemikten ibaret değil. Ankara ve İstanbul daki patlamalarından hareketle şu gerçeği de okumalı: Terör, Güneydoğu dan merkez e taşınmıştır. Terör artık ülkenin sadece birkaç ilinin ya da bir bölgesinin meselesi değildir. Terörü Güneydoğu meselesi ya da salt Kürt meselesi gibi kavramlarla tanımlamak imkansız hale gelmiştir.

Havada kaos kokuyor. Coğrafyamızı dizayn edenlerin bu kez Türkiye için ellerini ovuşturduğu kesin. Maalesef sıra Türkiye ye gelmiştir! Terörizmle oluşturulan atmosfer, sıranın Türkiye ye geldiğinin fotoğrafıdır. Uluslararası güçlerden bahsediyorsak, dış mihrakların varlığını biliyorsak; terörün bizzat bir dış politika enstrümanı olduğunu da bilmemiz gerekir. Terör, kuklacı nın dış politikasıdır!

Anlayacağınız mesele gelip çatıyor yine dostlarımız meselesine. Zira terör; Türkiye nin yol verdiği, omuz verdiği küresel gelişmelerin bir sonucu olarak merkeze taşınmıştır. Bu günün, birkaç yılın bir sonucu değildir terörün bu boyutlara ulaşması. Aslında, Irak ta 2 milyon Müslüman kardeşimiz katledilirken Aslında Bağdat düşerken.. Aslında bizim de 5 savaş gemimizi gönderdiğimiz Libya işgal edilirken.. Aslında dostlarımız ABD ve Avrupa ülkeleri Sisi nin Mısırda ki kanlı darbesini desteklerken   Aslında ABD için Kürecik te üs kurarken Aslında İncirlik i ABD nin kullanımına açarken Aslında Arap Baharı algısına kapılırken Aslında 22 İslam ülkesinin sınırlarını değiştirmeyi emreden BOP un hamisi ve parçası olurken, terör Türkiye mizi de gözüne kestirmişti! Terörün de terörün küresel kuklacılarının da nihai hedefi en başından      beri Türkiye ydi.

YAKLAŞIYORDU, YAKLAŞMAKTA OLAN

Millî Gazete, manşetleriyle hep uyardı.  Kaos

yüklü kara bulutların Türkiye ye doğru yöneldiğini göstermeye çalıştık. Dostu ve düşmanı bilmek gerektiğini haykırdık: 1 Mart tezkeresinden beri.. Bugün bütünüyle Batı nın kontrolünde seyrettiği ayan beyan ortaya çıkan Arap Baharı sürecinden beri küresel fırtınaya  dikkat çekmeye çalıştık. Muhtevasından bir cümle bile bahsedilmeyen çözüm sürecine dair kaygılarımızı ısrarla vurguladık. Bugün kızdığımız ABD için Kürecik te üs kurulması sadece bizim manşetlerimizde kendisine yer bulabildi. Gerçek tehlikeye karşı hiçbir zaman gözümüzü yummadık! Görmedik , Duymadık , Bilmiyoruz demedik! İktidarın paçasına tutunmuş medya vahim hataları bile alkışlamayı siyah ve iri puntolarla ve de görev bilinciyle yaparken biz yine en zorunu yapmaya çalışıyor, yani algı okyanusu nda gerçeği göstermeye çırpınıyorduk.  Hem kuklacıyı işaret ediyor hem de sıranın Türkiye ye gelmekte olduğunu izaha uğraşıyorduk. Tehlike Türkiye ye yönelmişken başka bir tavır sergilememiz de bizden asla beklenemezdi.  Yaklaşıyordu yaklaşmakta olan Susamazdık! Susmadık!..

PEKİ, ŞİMDİ NE YAPACAĞIZ

Olan oldu Peki, şimdi ne olacak Artık demode olmuş, her seferinde tekrarlanmaktan artık anlamsızlaşan açıklamalar bir tarafa bırakılmalı Kamuoyunu yatıştırmak için değil, terör illetinden ve kuşatılmışlıktan kurtulmak için gerçekten bir yol haritası belirlememiz gerekiyor.

* Terörle ve kuşatılmışlıkla mücadelede şeffaf bir döneme girilmeli.

* Gizli kalması ve gizli yürütülmesi gerekenler dışında siyasi irade milletten her şeyi saklamamalı. Kriz yönetimi saklamakla değil, doğru ve yerinde paylaşımlarla sağlıklı yapılabilir.

* Güçlü bir istihbaratı daha güçlü kılan, güçlü bir güvenliği  daha sağlam kılan, iktidarların şeffaflık politikasını dengeli ve sağlıklı yürütebilmesidir.

* Muhtevası  özenle ve ısrarla milletten gizlenen, Çözüm süreci yeni baştan okunmalı, bu süreçte hangi hatalar yapılmışsa tespit edilmeli; bu hatalardan onarılabilecek olanlar yeniden ele alınmalı ve değerlendirilmelidir.

* Geçmişte yapılmış kimi kusur ya da hataları içeren hususlar da kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Bilinen ama konuşulmayan şeyler konuşulabilmeli! Konuşulması gereken şeyler de konuşulmazsa, toplumsal patlamaları önlemek imkansız hale gelebilir.

* Psikolojik teröre karşı özel önlemler alınmalı. Bu önlemler sadece bir dizi yasakları içermemeli. Panik havasına sokulmak istenen vatandaşın  güçlü bir güven duygusuna ihtiyacı vardır ve bu ihtiyacı bizzat devlet gidermelidir. Yoksa kimi konsolosluklar, kimi büyükelçilikler ya da sosyal mecralarda başkaları bu ihtiyacı başka amaçlarla kullanmaya tevessül edebilmektedir. Bir tehlike varsa, Taksim de bir bomba patlatılacak bilgisine ulaşılmışsa, bu tehlikeye dair süreci bizzat devlet kısmi şeffaf politikalarla yönetmeli ve yürütmelidir. 

* Memlekette, şehirde ne olup bitiyorsa, milletin görebilmesi sağlanmalı ve bunu da devlet sağlamalıdır.

* İktidar, meseleyi Meclis içi ve dışında toplumun bütün siyasi kesimlerine götürmeli. Zira milli birlik ve beraberlik çağrılarının arkası gelmedikçe inandırıcılığını da yitirmektedir.

* Milli birlik ve bareberlik zeminini oluşturacak olan da bizzat iktidardır, görev iktidarındır.

* İktidar, meseleyi Benim sivil toplum kuruluşum , benim gazetem, benim televizyonum, benim gazetecim ayrımcılığını bırakarak bütün sivil hayata ve de medyaya da taşımalı.

* Terör için alınan en güçlü, en büyük tedbirin yayın yasağı ve sosyal medya kullanımına dair tedbirler olmasının ötesine geçilmeli. Devlet bütün kademeleriyle analiz ve tahliller yaparak, iktidar ise milletin bütün unsurlarıyla ciddi istişareler gerçekleştirerek köklü çözümleri tespit edip, günlük değil ilkesel kararlar almalıdır.

* Ankara bütün bunlarla birlikte acilen 14 yıldır sımsıkı sarıldığı dış politikasını samimiyetle yeniden gözden geçirmelidir. 14 yıl ne getirdi, ne götürdü, bakılmalıdır. 14 yıldır taviz verilmeyen model ortaklık coğrafyayı nereye sürükledi görülmelidir.

* Modelliğini yapmakta olduğumuz Batı yla dostluğa, işbirliğine ve Batı nın modelliğine devam edecek miyiz, etmeyecek miyiz Asıl kararın verilmesi gereken can alıcı mesele işte bu!