Bir demet hadisi istifadenize sunuyoruz

Abone Ol

Bu hadis-i şerifler size ne diyor; bir okuyalım bakalım: - "Amellerin kıymeti niyetlere göre değerlenir" İnsanın konuştukları, yaptıkları ve hatta hayalleri bile niyetine göre şekillenir. Peygamber (SAV) Efendimiz: "Amellerin kıymeti niyetlere göre değerlenir. Kişinin niyet ettiği ne ise eline geçecek olan ancak odur..." buyurmuşlardır. Niyet, kalbin bir şeye yönelmesidir. Yani niyet kalbin amelidir. Dil ise, ancak bir tercümandır. Kalbin Allah (CC) için karar vermediği şey sahih/sevap bir niyet olmaz. İnsanın kalbinde hayır niyeti bulunsa, o niyet amele dönüşmese bile Allah (CC), onu yapmış gibi sevap verir. Amellerin direği niyettir. Şu Hadis-i şerif bu hususu şöyle açıklar: "Nice kimseler yataklarında öldükleri halde, niyetlerinden dolayı şehidlik mertebesi kazanırlar" buyurulmuştur. İmam Gazali nin dediği gibi, bir ameldeki niyette ortaklık varsa bakılır: Dünyevi maksat niyetin çokluğunu teşkil ediyorsa bu amelde uhrevi sevap yoktur. Dini maksat çoksa nisbetine göre sevap vardır. Her iki kanadı eşit ise, birbirini sıfırlayacağından bir ecir söz konusu değildir. Bu şekliyle niyet bir ruhtur; bu ruhun ruhu da ihlastır. Kurtuluş ihlas iledir.

Mehmed Zahid Kotku hazretleri konuyu şöyle özetlemiştir: "Kardeş, eğer senin gönül ikliminde İslâm bayrağı dalgalanıyorsa, sen Paris te de olsan Kâbe desin.

Eğer senin gönül ikliminde küfür bayrağı dalgalanıyorsa sen Kâbe de olsan da küfür içindesin..."

Meselenin özü budur.

*"Sizin en hayırlınız Kur ân ı öğreneniz ve öğreteninizdir."

Bu hadis-i şerifi zikrettikten sonra konuyla ilgili meallerini arz edeceğim şu üç hadise dikkatlerinizi çekiyorum:

*"Allah, Kur ân okuyan kişiyi ahirette mânevî mertebelerin en yükseğine ulaştırır."

*"Kur ân okuyunuz. Zira Kur ân, okuyanlara kıyamet gününde şefaatçi olarak gelir."

*"Şu Kur ân ı öğreniniz. Şüphesiz ki, O nu okumakla her harfine bedel on sevapla mükafaatlandırılırsınız."

Peki, Kur ân-ı Kerîm i nasıl okuyacağız

Kur ân ı duya duya, doya doya, mânâsını da kavraya kavraya okuyacağız. Kendi harfleriyle okumayı öğreneceğiz. Çünkü Kur ân ın dili fasih Arapça dır. (İbrahim S.A. 4, Yusuf S.A. 3, Fussilet S.A. 44) Hz.Ali (RA) nin şu tesbiti çok önemlidir: "A raf sûresi"ni okuduktan sonra ahirete gidip gelsem düşüncelerimde bir değişiklik olmaz." Kur ân böyle okunur işte. Kur ân ı okuyup, dinleyip de hayatına tatbik etmeyen kişi saunalarda terleyen, ağzı kurudukça suyu ağzına alıp içmeden boşaltan güreşçilere benzer. Kur ân okumak, Allah ın yalnız beşere nasip ettiği bir şereftir. Melâike bu şerefe nail olamadığı için insanlardan Kur ân ı dinlemeye büyük iştiyak duymaktadırlar. "Kur ân oku, Kur ân oku..." diye hep ikaz ediliyor. Müslüman bir camiada insanları Kur ân okumaya davet etmek kadar garip bir şey olmaması lazım. Maalesef bu bir gerçek Peki siz Kur ân ı tanıyor ve O nu okuyor musunuz

*"Mü min mü minin kardeşidir."

İslâm da üç ayrı kardeşlik vardır:

1-Sıhriyyet kardeşliği (can kardeşlik).

2-Din kardeşliği,

3-Süt kardeşliği.

Müslümanlar yeryüzünde bir ailedir. Evrensel aile. Bütün mü minler kardeştirler. Bu kardeşlik diğer "din"lerde ve ideolojilerde yoktur. Kur ân-ı Kerîm de Hucurat suresi, din kardeşliği hukukunu ifade eder. Tevbe sûresi, âyet 11 de din kardeşliği için üç kaide getiriliyor:

1- Müslüman olmak,

2- Namaz kılmak,

3- (Zengin Müslümanların) zekât vermesi. Ayetin meali şöyle: "Onlar tevbe ederler, namazlarını kılarlar ve zekatlarını verirlerse, dinde kardeşleriniz olurlar..."

Peygamberimiz (SAV) Efendimiz Medine-i Münevvere ye hicretinde üç şey yaptı:

1-Mescid yaptı,

2- Kardeşlik anlaşması yaptı,

3- Müslümanlara pazar yeri tayin etti.

Peygamberimiz (SAV) Yezidİbni Esed (RA) e:

-Ey İbn-i Esed! Söyle bakalım cennete girmek ister misin diye sordu.

Hz. Esed (RA)heyecanla:

-Elbette Ya Rasûlallah! diye cevap verince:

-O halde kendi nefsin için istediğini, kardeşin için de iste, emrini verdi.

Müslümanın dostu ancak Müslümandır. Müslüman Müslümanın elinden tutacaktır. Onu, maddi-manevi varlığı ile her zaman ve herhalü kârda desdekleyecekir.Kardeşlik bunu gerektirir.

*"Mü min mü minin aynasıdır."

Hadis-i Şerifte geçen ayna, insanın çehresine bakıldığında aksettiren maddedir. Rasulüllah (SAV) Efendimiz, mü mini aynaya benzetmiştir. Bakıldığında mü min, kendisini görenlere İslâm ın nezafetini ve nezaketini aksettirmelidir. Mü minin yaşantısı öylesine güzel olmalıdır ki, kendisine bakanlara mutlaka İslâmî hayatı vazetmelidir. Hani "Müslüman yürüyen Kur ân olmalıdır" diyoruz ya onun hayatı, Kur ân ve Sünneti aksettirmeli ki, mü minlik vasfı görülebilsin. O güzellikleri gören herkes ona özenebilsin, onun gibi olmanın gayretine girebilsin. Müslüman numune-i imtisal olmalı. Peygamberimiz (SAV) Efendimizden aldığı ışığı kendisini görenlere ulaştırabilmelidir. Tarihten bir örnek verelim: 27 bin Levent le hiçbir adaletsizliğe sebep olmadan, hiçbir hadiseye meydan vermeden Fransa nın sahil bir şehrinde 8 ay konaklayan Barbaros oradan ayrılırken: "Bize huzur ve emniyet getirdiniz, aman gitmeyin..." diye halkın nasıl hasretle yollara döküldüğünü tarihçiler hararetle anlatıyorlar. İşte Müslüman böyle olmalıdır; İslâm ın güzelliklerini aksettiren ayna olmak, bizden istenen budur. Öyle bir Müslüman olacağız ki, bizi gören bizde huzur bulacak. Örnek Müslüman olmak budur.