Lafı çok dolandırmadan son söylemem gerekeni en başta söyleyeceğim. 7 Ekim’de Filistin’in vatanını şanlı bir şekilde savunmasının ardından ülkemizde ortaya çıkan cehalet tablosunun sorumlusu Milli Eğitim Bakanlığı ve mevcut iktidardır.
Ülkelerin eğitim sistemlerinde gelecek nesillerinin aklını ve kalbini şekillendirirken en başta olduğu konular ülkenin güvenliği açısından tehdit gördüğü tarihî veya güncel düşmanlarına karşı çocuklarını yetiştirerek bir tarih bilinci oluşturmaktır. Kimi ülkeler bunu ülkelerinin tarihinde acı tabloları temsil eden binaları korurken kimileri sözlü şekilde kuşaklardan kuşaklara aktarır. Mitler dediğimiz konularının temeli bir ülkenin, milletin düşmanları karşısında nasıl başarılı bir geçmişe sahip olduğunu kuvvetlendirecek şekilde düşmanlarına karşı bilinç kazandırmaktır.
Liseye dair derslerden hatırladığım ders müfredatında “Megali İdea” başlığında bir konu vardı. Yunanistan’ın, Osmanlı’nın hakimiyetinde bulunan ve Yunan nüfusunun fazla olduğu bölgeleri de içeren, geleneksel olarak antik dönemlerden beri Yunanlarla ilgili olan yerleri bir Yunan Devleti hakimiyetine geçirerek Bizans İmparatorluğu’nu diriltme amacını güden bu ideal bizim müfredatlarımızda anlatılırdı. Yunan işgali yaşamış bir toplumda Yunanlıların topraklarımıza dair bu hain emelinin öğretilmesinden daha doğal bir olay yoktur. Kıbrıs’ta soydaşlarımıza yapılan zulümleri yaşamış büyüklerimizin hafızalarında daha fazla yer edinen bu bilgi, gelecek nesillere de aktarılmalıydı zaten.
Kıbrıs Barış Harekâtı ile akim bırakılan “Megali İdea”dan daha fazla ülkemizi ve milletimizi tehdit eden başka tarihî mitler ve başka milletlerin de ülkemizin topraklarına dair hain emelleri vardır. Evet, Millî Gazete okurlarının hemen aklına gelen ırkçı emperyalistlerin beş bin yıllık miti, öğretisi, dünya üzerindeki hain emellerini ifade eden “Arz-ı Mev’ud”.
Şu an dünyadaki cari siyasal ve ekonomik sistemi şekillendiren, coğrafyamızda kan ve göz yaşının bitmemesinin sebebi, Osmanlı’yı parçalayan, Osmanlı’nın ardından onlarca ufak devletlerin türemesi ile sonuçlanan, yüz yılın başından itibaren de bir kanser hücresi gibi topraklarımızı kemiren yapının sebebi Arz-ı Mev’ud inanışıdır. Fırat ve Dicle’den başlayıp Nil’e kadar İsrail’in hakimiyetini ifade eden bu saçma sapan inanışın hayata geçmesi için ırkçı emperyalizm yıllardır belli plan çerçevesinde çalışıyor. Yapmış oldukları melanetli işler sebebiyle iki defa sürgün yaşayarak dünyanın dört bir yanına dağılmış Yahudilerin Filistin’de toplanmaya çalışması ile vatanı, toprağı olmayan Yahudilere devlet edindirmeye çalışıldı. Bu sebeple I. ve II. Dünya Savaşı sonrası hatta Rusya-Ukrayna savaşı sonrası dünyanın birçok yerinden Yahudi nüfus Filistinlilerin topraklarına taşındı. Ve nihayetinde Arz-ı Mev’ud’un son hedefinde olan ülkede bizim topraklarımız var. Yani şu an Gazze’de terör estiren işgalcinin hedefinde Türkiye mevcut.
Ve bu gerçeğe “Megali İdea”dan fazla yakın olmamıza rağmen ülke olarak okullarımızda Arz-ı Mev’ud’a dair tek bir şey öğrenemedik. Eğitim politikalarımız insanımızın değerlerini ifade eden müfredattan oluşmadığı gibi ülkemizin topraklarında gözü olan hain ırkçı emperyalizme dair de tek bir şuur oluşturacak bilgi vermedi. Bu sebeple koca koca profesörlerimiz “Filistin’de Arapların toprak sattığından” bahsedebiliyor. Yaşadıkları zamanda zulme engel olması gerektiği konusunda insanları bilinçlendirecek cüppeliler gerçek olmayan olaylarla İsrail’in ürettiği algılarla milletimizin zihnini manipüle edebiliyorlar. Çanakkale Savaşı’nda İngiliz kuvvetlerinin içinde atalarımıza karşı savaşan Siyon Katır Birliği’nin varlığı öğretilmeyen insanımız ırkçı emperyalist yayın kuruluşlarından yayılan yanlış görüntüleri gerçekmiş gibi savunabiliyor.
Arz-ı Mev’ud nedir öğretilmeyenler, Amerika Başkanı Joe Biden’ın, “Siyonist olmak için Yahudi olmaya gerek yok, ben Yahudi değilim ama Siyonist’im” sözlerinin ne anlama geldiğini sorgulamak yerine “Araplar bize ihanet etti” türküsünü söylerler.
Günümüzde dünyada cari olan sömürü sisteminin temellerini anlatmayan başta iktidar olmak üzere tarikatlar, cemaatler, sivil toplum kuruluşları, çeşitli kurslar, topluma önderlik edenler büyük vebal altındadırlar. Bu sadece dünyanın barışa kavuşması için değil, hesap gününde Allah’a verilecek hesap açısından da önemlidir. Namaz kılan zalimlerden olmamak için ırkçı emperyalizme karşı Müslümanca duruş sergilemek tüm Müslümanların görevidir.
Milletimizin geleceği olan gençlerin başta olmak üzere a’dan z’ye karşı bir bilincin oluşması için de Milli Eğitimimizin bir an evvel “millileştirilmesi” gerekmektedir. Bunu yapmayanlar, tarih önünde de hesap veremeyeceklerdir.