Bir benim neyim olur?

Abone Ol

İlimsiz hayat, ilimsiz insan, ilimsiz din, ilimsiz şiir, ilimsiz sanat, ilimsiz ahlâk olur mu hiç Hayatın temeli ilimdir, ilmin temeli de hesap kitaptır. Hesap kitabın özü de "bir"dir (rakamla 1). Bir rakamı matematiksel anlatımın temelini oluşturur. Çünkü bütün rakamlar "bir"den doğar, başka bir ifadeyle bütün rakamlar "bir"in katlarıdır. Temelde bir vardır. Sonsuza kadar sıralanabilecek rakamların altından "bir"i çekerseniz hesap kitaplarınızın hepsi çöker.

Nasrettin Hoca "Yeryüzünden gökyüzüne kadar küpleri üst üste dizeceksin, sonra en alttakini çekeceksin, seyreyle gümbürtüyü!" der. Matematikte de "bir"i matematiğin temelinden çekerseniz ne ilim kalır ne de kâinat....

Dün olduğu gibi bugün de kimi aklı evveller deneysel olmayan, gözle görülmeyen, elle tutulmayan sosyal konuları ilim bağlamında görmeyip ilim dışı şeyler olarak hayatın dışına itmeye çalışıyorlar.

Filozoflar tarihin derinliklerinden beri tanrının varlığı / yokluğu konusunu tartışıyorlar. Şahsî düşünceleri doğrultusunda ortaya koydukları öngörülerle kimileri "tanrı yoktur" (ateist), kimileri de "tanrı vardır" (teist) savı ile ortalıkta arzı endam ediyorlar. Doğal olarak filozoflar ilimsizliği akılsızlıkla yani aklı kullanmamakla eşdeğerde görüyorlar. Felsefeyi ilimsiz düşünemiyorlar doğal olarak... "İlimciler"in anlayışına göre felsefeci ne yapıyor Felsefeci ilimsiz düşünce üretirmiş... İlim akıldır, akıl düşüncedir, bunları birbirinden ayırabilir misiniz

Fuzûlî poetikasını yazarken şiiri, ilim temeli üzerine oturtur: "İlimsiz şiir temeli olmayan duvar gibidir, temelsiz duvar da son derece değersizdir. Bu yüzden şiirimizin, ilimden ayrı olmasını ihanet sayarak, ilimsiz şiirden ruhsuz kalp gibi nefret ettim" (Divan, Giriş Bölümü) der.

Şiirde de mûsikide de ses hep ön plandadır. Bilindiği gibi ses bir maksadı anlatmanın aracı olduğunda dil adını alır. Dil, şiir ve edebî bir nesirde de sanata dönüşür. Sesin kulakla ilgili işleyişinde ise müzik denen sanata dönüşür. Bu olguları görmezden gelebilir miyiz Bunlar ilim dışı mı

Evrenin var olduğunu biliyor ve kanıtlayabiliyor muyuz Temelini bilmediğin şeyin üzerinde bulunan nesneleri diğer "varlar"dan ayırarak hangi mantıkla kesin gerçekmiş gibi sunma cesaretini gösterebiliyorsun ki Bu halin insandaki başka bir yansıması da, akıl ve gönül meselesidir. Akla itibar edeceksin, gönlü yok sayacaksın. Olur mu böyle bir şey Bu sebeple sanatın özünü oluşturan aşkta da öyle bir şey vardır, ama kanıtlanamaz.

İnsanın inanmak için şuurlu bir sebebinin olması gerekir. Aksi bir hal, birtakım vesveselerin kurbanı olması anlamına gelir. Çünkü vesveselerin kurbanı olan insan, aramak ve bulmakla yükümlü olduğu doğruları göz ardı edeceği gibi, kendine verilen nimetlerin kıymetini de bilmez, bilemez; dolayısıyla da nimetlerin sahibine karşı görevlerini lâyıkıyla yerine getiremez. Böyle bir sorumluluğu tam olarak yerine getiremeyen kişi, arada bir umut ya da aydınlık görse de bunları metodik olarak yerine getiremez.

Mûcize kavramı bağlamında açıklamalarda bulunan Clive Staples Lewis bir araştırmasında, bazı hallerde bizzat görmenin bile inanç olamayabileceği bir durumun mümkünlüğünü ortaya koymaktadır (God the Dock, s. 25).

Doğru inanç üretebilmek için, insanın doğru inanç üretim merkezlerinin devrede olması gerekir. İnsan vücudundaki bir organın belirli bir amaca yönelik olması gibi, bir inancın güvence altına alınabilmesi için de, inanç üretme noktasında bilme ve öğrenme ile ilgili yetilerin başka bir amaca değil de sırf doğruluğa amaçlanmış olması gerekir. Meselâ gördüğümüz bir şeyi görmezden gelemeyiz yani biz istesek de istemesek de gözümüzün görme yetisini engelleyemeyiz. Çünkü gözün görmesi fıtrî bir özelliktir.

İnanma (ya da Allah) fikri insanın fıtrî yapısında mevcuttur. İnsan aklı (hâfıza) ve algılamaları gibi inanç oluşturma yetileri sayesinde, "doğru inançlar" üretebilme gücüne sahiptir.

Bu bağlamda insanın çevresine bakıp, çevresinde gördüklerini hayret ederek anlaması ve algılaması; ölümle yüzyüze geldiği bir anda insanın içinde oluşan hisler ilâhîlik duygusunu öne çıkartırken, Yaracıya inanması ve O na yönelmesi, O nun kendisine yardım edeceği istikamette inanç oluşturması gibi haller insandaki doğal eğilimlerin birer göstergesidir.

Dolayısıyla insanın bilmeyle ilgili yetileri Yaratıcı tarafından tasarlanmıştır. Bu, bizim işlevselliği amaç edinen planımızın esasını oluşturur; bu da muktedir bir fâil tarafından oluşturulmuştur. İlâhîlik fikrinin amacı da, Tanrı nın varlığına ilişkin doğru inançlara sahip olma konusunda insanı muktedir kılmaktır. Bu hal işlevselliğine uygun bir şekilde işletildiğinde, Tanrı fikrine ilişkin doğru inançlar üretmek mümkündür.

Güven (iman) ve güvence şartının yerine getirilmesiyle doğru bilgi oluşturulmaktadır. Başka bir ifadeyle bu güven ve güvence inanç için yeterli şartı yerine getirmekte, dolayısıyla samimiyetle üretildiklerinde ise bilgi özelliği taşımaktadır.

Evet, "bir" bizim neyimiz olur