BİR BASIN TOPLANTISININ PERDE ARKASI

Abone Ol

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 9 Ağustos’ta Rusya’ya giderek Putin’le görüşecek.

15 Temmuz darbe girişimine ilişkin iki kritik açıklama geldi, bu ülkeden;

1) Rusya parlamentosu alt kanadı Duma Milletvekili ve Duma Eğitim Komisyonu Başkanı Vyaçeslav Nikonov, Fetullah Gülen’in ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) için çalıştığını ve ABD’nin Gülen’i Türkiye’ye iade etmeyeceğini öne sürdü.

2) Rusya Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü Araştırma Görevlisi Ruslan Kurbanov da şu ifadeleri kullandı: “Türkiye halkı meşru cumhurbaşkanı ve egemenliği için ayağa kalktı. Türkiye’de darbe girişimi yaptıran güçler, Ukrayna’da da darbe yaptı, Rusya’yı da karıştırmak istiyor. Gülen ağını CIA’nın kendisi oluşturdu. Gülen’in Yeşil Kart başvurusunun reddi yönündeki kararın düzeltilmesi için açılan davaya destek verenler arasında CIA eski çalışanları George Fidas ve Graham Fuller, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz gibi isimler var...”

***

İbrahim Titiz aradı.

Milli Görüş Lideri, önceki Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın yıllarca en yakınında bulunmuş, özel hizmetlerini ifa etmiş bir isim, İbrahim Titiz. Rusya’da yapılan bu iki açıklama dikkatini çekmiş. Şunları anlattı;  “Açıklamada adı geçenlerden Morton Abramowitz, 1989-1991 yılları arasında Türkiye’nin ABD Büyükelçisi olarak görev yaptı. Kendisi üst düzey CIA yetkilisi, Ortadoğu sorumlusu. Mısır mesela bu adamı Büyükelçi olarak kabul etmedi o zaman! Ortadoğu’nun yeniden dizaynında  başrol oynayanlardan... Neyse… Morton Abramowitz’in Türkiye büyükelçiliğine atanmasına Erbakan Hocam çok sert bir şekilde itiraz etti, o dönem. Hatta salt bunun için basın toplantısı düzenledi. Söyledikleri çok net olarak hatırımda; ‘Bu hayırlı bir atama değil. Bunlar Türkiye’yi bölmeye çalışıyor.’ dedi.”

“Erbakan Hocamızın yıllar öncesindeki bu önsezisine dikkat çekmek istiyorum. 40 yıl boyunca bu uyarıları hep yaptı, ikaz etti Hocam. Kimileri bunu yeni yeni algılıyor. Bunu paylaşmak istedim…”

AMAN DİKKAT!

Dün bir okurum aradı. Şunları söyledi:

“Biliyorsunuz 15 Temmuz darbe girişiminden sonra kamu kurumlarından çok sayıda memur hakkında soruşturma açıldı, açığa alındı, görevlerine son verildi. Tanıdığım bir öğretmen arkadaşım var. FETÖ’ye destek verenler, para aktaranlar, yardım edenler elbette gereken cezayı alsınlar. Ama mesela, bu hükümete de yakın olan Eğitim-Bir Sen üyesi öğretmen arkadaşımı da görevden aldılar. Ben de araştırdım. O cemaatle uzaktan yakından alakası yok. Neymiş diye baktım; FETÖ bağlantılı, faaliyetleri şu anda askıda olan bir bankada hesabı olduğu için açığa alınmış. Bir memurun o bankada hesabı olması açığa alınma gerekçesi olur mu? Olmamalı…”       “Haa şöyle olursa o başka; o hesaptan yüksek miktarda bir yerlere para akışı yapıldıysa, dikkat çeken para hareketleri varsa o zaman devlet olarak bunu mercek altına alırsın, al da. Ama sadece bankada hesabı var diye, ya da geçmişte o cemaatin dershanelerine, okullarına çocukları gitti diye memurun görevden alınması doğru olur mu?” 

Bir başka örnek…

İstanbul Ticaret Üniversitesinden bir arkadaşım aradı. İktidara oldukça yakın bir isim. O da benzer konudan yakındı;

“Malum, FETÖ’ye destek veren tüm kurumlardan ayıklama yapılıyor, yapılsın da. Ama önceki gün üniversiteye gelen polis, FETÖ ile hiç alakası olmayan, öteden beri tanıdığım bir arkadaşımı bu gerekçeyle gözaltına aldı…”

***

Size de muhtemelen benzer yakınmalar geliyordur…

16 Temmuz 2016 günündeki karanlık ve kirli geceye kim destek verdiyse, parlamentoyu bombalayan, halkın üzerine kurşun yağdıran vatan hainlerine ve işgalcilere kim yardım ve yataklık ettiyse elbette hukuk çerçevesinde cezalandırılsın.

Ama ölçüleri de hakkaniyet çerçevesinde koymak gerekiyor.  Devlet kurumlarından ayıklama yaparken, el yordamıyla değil, sıkı bir araştırma sonucunda karar vermek elzem. Aksi halde, yeni mağdurlar yeni mazlumlar meydana getirilir ki, bu hiçbirimizin arzu etmediği bir tablo olur…

GÜNÜN FOTOĞRAFI

E-80 İstanbul Çevre Yolu’ndan gelirken Türk Telekom Arena’yı geçin. Hemen ilerden soldan Hasdal-Okmeydanı bağlantısına girin.

Nurtepe Viyadüğünü ve solunuzda kalan AKOM ve İSKİ Genel Müdürlüğü’nü de geçin.

Okmeydanı kavşağına yaklaştığınızda -ki orası hafiften bir rampadır- hemen solunuza bir göz atın.

Ne gördünüz?

Bir cami ve önünde devasa bir inşaat. İnşaat camiyi neredeyse kapatmış! Minaresi zar zor fark ediliyor. Gördüğüm kadarıyla inşaat devam da ediyor. Zira en üst katında an itibariyle tuğlalar, inşaat malzemeleri görülmekte. Ustalar çalışıyor.

Korkarım bu inşaatın biraz daha yükselmesiyle birlikte bir süre sonra bu cami tamamen ortadan kaybolacak!

Bu imarı hangi belediye, nasıl verdi?

Camilerimizi her yerden görünür kılmak yerine önlerini kapatmayalım, lütfen!

***

Yeri gelmişken bir not daha…

Karaköy, Perşembe Pazarı’nda Arap Camii var, biliyorsunuz. Tarihi bir cami.

Müzeye çevrilmesi için bir ara kulis yapanları buradan birkaç kez ikaz etmiştim.

Elhamdülillah, Arap Camii ibadete açık ve mü’minlerin hizmetinde.

Ama onarımı sürecinde yetkililer şöyle bir söz verdi; “Arap Camii’nden Haliç kıyısına kadar tüm binalar kamulaştırılacak ve cami Haliç’ten bakıldığında net bir şekilde görülecek…”

Bu söz verileli yıllar oldu. Hatta o bölgedeki esnafa yazılar yazıldı.

Fakat gelinen nokta itibariyle deyim yerindeyse “tık” yok!

Yetkilileri bu sözü yerine getirmeye davet ediyorum…

İMAM-HATİP’LİDEN SUBAY OLDUĞU ZAMAN…

Muhterem Adnan Bey,

Yazılarınızı hiç kaçırmadan takip etmekteyim. Güncel konulara isabetle parmak basıyorsunuz. 15 Temmuz girişimi, Peygamber Ocağı ordu kademelerinde İmam-Hatip mezunlarına olan ihtiyacın öne çıkması nedeniyle, yaşadığım bir hatırayı sizinle paylaşmak istiyorum.

1970’li yıllarda Yedek Subay olarak askerliğimi yaptım. İmam-Hatip, ilahiyat mezunuyum. Kıta görevimi yaptığım taburda büyükçe bir kantinimiz vardı, muhasebe sorumlusuydum. Titizlikle defteri kebir hesaplarını günlük olarak işledim. Ay sonu icmalini yaptım. Kantin Kurul Başkanı yüzbaşımıza imzaya sundum,

“Sen ilahiyatçısın, hesaptan ne anlarsın, yanlıştır!” diyerek imzalamadı.

Bu yüzden muhasebe defterinin Tb. Komutanının onayına sunulması bir kaç gün gecikince komutan bendenizi çağırdı. Gecikme sebebini komutana izah ettim, yüzbaşıyı çağırdı, azarladı,

“Asteğmenin hesabına güvenmiyorsan, her gün buraya gelen muhasebeci arkadaşına inceletsene!” dedi.

Profesyonel muhasebeci hesapları bir-iki saatte inceledi, hesaplar tamam. Hiç bir hata yok. Komutan onayladı.

Bir müddet sonra işin esprisini anladım. Kantin görevlisi asker bendenize:

“Komutanım sizi Allah mı gönderdi; siz geleli kantinimize bereket geldi, sizden önce her ay sonunda peynir çok sulu çıktı, domates çürüdü, üzüm çürüdü... diye fire tutanakları düzenlendi… Ürünlerin parası ödenmez, kar miktarları aşağı çekilirdi...”     

Evet, haram-helal kavramlarını bilen, bu tür prensiplerden taviz vermeyen İmam-Hatip’li subaylara, Peygamber Ocağı ordumuzda şiddetle ihtiyaç var diye düşünüyorum. Saygılarımla… (Habip DÜZCAN- Emekli Eğitimci)