Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir...

Abone Ol

İktidarın medyasında bu gelen zamlarla yükselen enflasyon karşısında topluma teselli vermek ve dikkatleri başka yöne kaydırmak amacıyla, “Bu enflasyon küresel bir olaydır. Amerika’da da var, Avrupa’da da var” diyerek iktidar yanlısı seçmeni etkilemiş görünüyor olsa gerek ki, vatandaşların birçoğu da, “Amerika’da enflasyon %9, Avrupa’da %7” diyerek iktidarı savunma psikolojisine giriyorlar. Gerçekleri görmemek için kör numarası yapanlar, hakikati duymamak için sağır olanlar şu tabloya bir baksın... Türkiye’de asgari ücret 5.500 TL. 4 kişilik bir ailenin sadece memleketine gidiş dönüş otobüs bilet ücreti 5.000 TL. Almanya’da asgari ücret 1.584 Euro. Almanya’dan Türkiye’ye 7 gece 8 gün deniz kenarı konaklama ve uçak bileti dâhil 4 kişilik ailenin yaz tatili 1.200 Euro... Buna göre enflasyon nerede varmış? Kimin vatandaşı daha çok etkilenmiş? Bu milletin aklıyla alay etme daha ne kadar devam edecek? Uyanmanın zamanı değil mi?

Yoksullaşmanın, fakirleşmenin en bariz göstergelerinden bir diğeri de Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı’nın açıklamalarıdır. Sayın Bakan aynen şöyle diyor: “Türkiye ürettiği refahı paylaşıyor. Güçlü bir sosyal devlet olmanın sonucu olarak hayata geçirilen sosyal yardım uygulamamız Türkiye Aile Destek Programı’na çalışanlar ve emekliler de başvuru yapabilecek.

Çalışanlarımız: Genel şartları taşımaları ve hanede kişi başına düşen gelirin net asgari ücret tutarının 1/3’ünden az olması koşuluyla; özel sektör çalışanları, esnaf, sanatkâr ve diğer bağımsız çalışanlar faydalanabilecektir. Emeklilerimiz: Genel şartları taşımaları ve hanede kişi başına düşen gelirin net asgari ücret tutarının 1/3’ünden az olması koşuluyla; SSK emeklileri, BAĞ-KUR emeklileri, Emekli Sandığı emeklileri, SSK, BAĞ-KUR ve Emekli Sandığı emeklilerinin dul, yetimleri faydalanabilecektir.” Evet, tablo böyle. Hâlbuki bundan önce bu tür yardımlar işsiz engelliler için yapılırdı. Şimdi yoksullaşmanın boyutu o kadar genişlemiş ki, artık çalışanlar, emekliler, esnaflar, sanatkârlar bunu alabilecek. Bakan kendi adına vatandaşa bir şeyler yaptıklarını ortaya koyabilir. Ama gelinen noktada görünen o ki, yoksulluğun sınırları ne kadar genişlemiş. Buna bir çare aramak, bulmak yerine maalesef sadece pansuman yapılıyor ama akan kan durdurulmuyor. Gerçek demokrasilerde bu kadar problem biriktiren ve çözüm noktasında biçare kalan iktidarlar istifa ederlerdi. Geçmişte de bunun örneklerini yaşadık. Mesele bu noktaya gelince, “çözümü nedir?” diye sorulabilir. Bize göre çözümü tek kelimeyle “Milli Görüş, Adil Düzen” esaslarını hayata geçirmektir. Bunu hayata geçirecek iktidarı da ancak millet tayin eder. Buna rağmen iktidar, iktidarlığını devam ettirebilmek için her yolu denemekten de geri durmuyor. Artık eskisi gibi miting meydanlarını dolduramıyorlar. Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanları zoraki meydanlara taşıyarak kalabalık görüntüsü veriyorlar. Artık mızrak çuvala sığmıyor. Yoksulluğun sınırları bu kadar genişlemiş, vatandaşı kasıp kavururken artık uyanmanın zamanı da gelmiştir.

Dillerde çok söylenen ve TRT’de de bazen dinlediğimiz bir türkü var:

“Şu dünyada üç nesneden korkarım.

Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.

Hiçbirinden asla gönül şen değil.

Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.

Gele gele geldik bir kara taşa.

Yazılanlar gelirmiş şu garip başa.

Hasret kodun bizi kavim kardaşa.

Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm...”

Evet, ölüm Allah’ın emri. Kaçınılmaz bir gerçek. Kavim kardeşe hasret kalmak ve yoksulluk... Bu da iktidarın yürüttüğü politikaların getirdiği sonuçtur. Rabbim hiç kimseyi yoksullukla terbiye etmesin. Âmin, vesselam...