Bir Aydın Duruşu: Sezai Karakoç

Abone Ol

Ülkemizin en büyük sorunlarından birisi aslında aydın sorunudur diyebiliriz. Çünkü bu vasfı hak edebilecek insan sayısının azlığı sözü güçsüz kılmaktadır. Cemil Meriç, aydını kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi olarak tanımlarken düşünsel ve duygusal hürlüğünü vurgulamak istemiştir sanırım. Aydın dediğimizde gündelik siyaset dilinin üzerinde bir duruşa işaret etmiş oluruz. Bu anlamda aydın hür bir tefekkürle zamana bakarken, zamanın ötesinde bir idrake sahip olandır. Sadece düşünme ve algılama aydın için yeterli bir özellik olarak kabul edilemez. Aynı zamanda duruşuyla, tavrıyla ve eylemleriyle de bu özelliklerini tamamlamalıdır.

Aydın zamanın ötesinde bir idrake sahip olmalıdır derken anı değil zamanı bütünüyle algıladığını ifade etmeye çalışıyoruz. Yani aydın zaman kiplerine bağlı olarak geçmiş zaman, şimdiki zaman veya gelecek zaman bağlamında düşünmemelidir. Geniş zamanı düşünmeli ve geniş zamana göre fikir üretmelidir. Bu sayede geçmişle geleceğin bağını doğru bir zeminde kurabilir. Geçmişten gelen birikimi geleceğe taşırken süzgeç gibi tarihin tortularını eleğin üstünde bırakmalıdır.
Bu özellikleri üzerinde taşımayan kişilerin aydın olarak görülmesi başlı başına büyük bir aydın sorunu olarak karşımızda durmaktadır. Bu şekilde aydın görülenlerin iki farklı yaklaşımından bahsedebiliriz.

Birincisi bu coğrafyanın mayasından bihaber, Batılılaşma macerasını yüzeysel taklitte gören aktörlerdir. Halka tepeden bakan, halkın değerleri ile kavgalı ve halkı dönüştürmeyi temel amaç edinmiş bu aydınların bu coğrafyaya bir katkısının olmasını bekleyemeyiz.
Bir de halkın değerlerini istismar ederek siyasete alan açan ve bu sayede halkı gerçek gündeminden uzaklaştıran aydın tipi vardır. Zihin dünyası büyük oranda siyasetin cazibeli alanına hapsolmuştur. Normal şartlarda siyasete bakış açısı sunması gereken bu aydın tipi siyasetin bakışına kendini kaptırmıştır. Bunu daha açık ifade etmek gerekirse, siyasetin pratiğini belirleyen teori üretmesi gerekirken, siyasi iradenin pratiğine meşruiyet kazandırmayı amaçlayan teori üretmeyi kendilerine vazife bilmişlerdir. Bunlara tevilci aydınlar da diyebiliriz.

Bu anlatının dışında aydın duruşu gösterebilmiş nadir insanlardan birisini hafta içinde Hakk’a yolcu ettik. Sezai Karakoç hem fikirsel üretimiyle hem de duruşuyla aydın olma vasfını fazlasıyla hak ediyor. O hak bildiğini söylemekten geri durmadı. Ne itibara, ne maddiyata, ne de popülizmin konforlu zihnine tav oldu. Kendisini insanların gözüne sokmayı hiç tercih etmedi. Eminim ki bu yüzden birçok genç Sezai Karakoç’un yaşadığını vefat haberiyle öğrenmiştir. Siyasetin cazibesi de onun duruşunu ve fikirlerini kaplayamadı. Bu sayede şiirleriyle, yazılarıyla, duruşuyla ve yeri geldiğinde suskunluğuyla yolculuğunu onurlu bir şekilde tamamladı.
Bir toplum geleceğe dair umutlu adımlar atmak istiyorsa Sezai Karakoç’ların sayısını artırmalıdır. Topluma istikamet sunacak, siyasete ufuk açacak, gerektiğinde fikirlerini eylemle buluşturabilecek olanlar ancak Sezai Karakoç gibi aydınlardır. Yoksa günümüzün aydın geçinenleriyle adım atmaya kalkarsak daha çok patinaj yapacağımız muhakkak.