2.Abdülhamid, kızı Şadiye Sultan a sorar:
Sait Paşa nın oğlu Ali Namık ı tanıyordun değil mi
Evet. Ağabeylerimle arkadaşlık ediyor. Görüştüm.
Bugün babası geldi. Ali Namık gönlünü sana kaptırmış,
seninle evlenmek istiyormuş! Ne düşünüyorsun Ne cevap vereyim babasına
Siz bilirsiniz efendim! dedim.
Siz bilirsiniz ne demek Osmanlı Sultanları
evlenecekleri kimseleri kendileri seçerler, seçilmezler! Ama bu değişik bir
durum; senin eğilimin ve kararın önemli... Düşün de sonra bana söylersin!
Ali Namık Bey i tanıyordum. Yakışıklı bir gençti.
Edebiyata ve musikiye düşkün olduğunu, Burhanettin Ağabeyimden duymuştum. Dil
biliyordu. İsviçre de siyaset okumuştu. Fena bir erkek sayılmazdı. Sarayda
Ağabeylerime danıştım, fikirlerini aldım ve akşama, babama:
Siz uygun görürseniz, ben itiraz etmem! dedim.
Bir nişan yapalım. Kesin kararınızı sonra vermeniz daha
doğru olur diye düşünüyorum. Öp elimi şimdi bakalım dedi.
Böyle başladı her şey... Sait Paşa memnun, Ali Namık
havalarda uçuyordu. O kadar mutlu görünüyordu ki evlenmede o kadar acele
ediyordu ki, kendisinden sıkılmaya başladım! Sevilmemek bir bela ama sevilmenin
bu kadar cıvığı da afet! Babama hiçbir şey sezdirmiyordum ama Ali Namık Bey
yavaş yavaş kendisinden uzaklaşmakta olduğumu fark etti. Daha da üstüme düşmeye
başladı. Adama durup dururken:
Beni bu kadar sevdiğini belli etme de diyemezdim ya!
Bunu onun sezinlemesi gerekti. Derken bir şarkı ortaya çıktı. İçinde adım
geçiyordu.
Beni şad et, Şadiyem başın için .
Doğrusu ilk günlerde bu şarkının benim için yazılmış
olacağı, olabileceği hayalimden bile geçmiyordu. Ama şarkı garip bir şekilde
tuttu ve herkes tarafından konuşulmaya başlandı. Arkadaşlarım bana şarkıyı
söyleyerek takılıyorlardı. Onlar Beni şad et, Şadiyem başın için... dedikçe
ben de pışıık! diye cevap veriyor, bol bol gülüşüyorduk...
Çünkü şarkının ve güftenin yazarı belli değildi,
unutulmuş bir İstanbul Türküsü imiş, diye konuşuluyordu...
Derken günün birinde sarayda bir haber bomba gibi
patladı. Türkünün yazarı da bestecisi de nişanlım Ali Namık Bey değil mi imiş
Babam tam anlamı ile küplere binmişti. Sait Paşa hemen huzura alındı ve ağır
bir biçimde haşlandıktan sonra nişanın bozulduğu bildirildi! Ben de Ali Namık
Bey le konuşmaktan yasaklandım!
Babam nişanlımın yakışıksız bir hareketini bu kadar büyük
davranışlarla karşılamayabilirdi. Ali Namık Bey in hafifliği ne kadar
geçiştirilir gibisinden değilse de, babamın patlayan öfkesi de abartılı idi!
Sait Paşa yediği bu zapartadan sonra da Saraydaki
görevini sürdürdü. Ama oğlunun durumu yürekler acısı idi. Her gün Saraya kabul
edilmeden geri çevrilen mektuplar yağdırıyor. Nedamet gözyaşları döküyordu.
İçkiye vurmuştu! Türküsünü söylüyor, ağlıyordu!
Hareket Ordusunun İstanbul a girmesinden sonra, babamın
tahttan indirilişi ve aile olarak Selanik te oturmaya mecbur olmamız sırasında
biz, aile olarak Sirkeci den trene binerken, Ali Namık Bey de koşup gelmiş.
Oradaki memurlara: Ben de Abdülhamid ailesindenim, beni de trene bindirin
diye zavallı çok çırpınmış! Ama doğal olarak bindirmemişler. İşte ondan sonra
kendisini büsbütün içkiye vermiş, bütün servetini elden çıkarıp yoksul
sayılacak bir insan olarak hayata gözlerini yummuş!
Böyle bir trajedinin parçası olarak doğrusu ben de
üzgünüm... Ama yapabileceğim bir şey yoktu! Selanik e gittikten sonra o kadar
büyük gailelerin içine düştük ki bizim durumumuz, Ali Namık Bey in durumundan
çok da farklı değildi!
Bu yüzden bu şarkıyı ne zaman işitsem, hele Necmi
Rıza nın melal düşmüş sesi ile okuması karşısında, içimde ince bir şey
kırılır. *
* İsmet Bozdağ,Yıldızların Arkası Beyaz Arılar, Emre Yayınları, İstanbul 2007, s. 122-126.