Güneydoğu Asya ülkesi Myanmar. Toplam nüfus 52 milyon. Budizm’e inanıyorlar. Bu nüfusun içinde -Myanmar Hükümeti kabul etmese de- Arakan bölgesinde 1 Milyon Rohingya’lı Müslüman yaşıyor veya yaşıyordu. Yıllardan beri zulüm altında inleyen, köşeye sıkıştırılmış, seslerini duyuramayan, çığlıkları arş-ı alayı titreten zavallı bir halk çaresizce sonunu bekliyor. Gözden ırak, gönüllerin yanına bile yanaşamayan bir yer burası.
Ölümün kurtuluş, soykırımın ise sıradanlaştığı bir zulüm coğrafyası.
Kimi BM yetkililerinin bile “dünyanın en çok zulüm görmüş olan ve bu zulümden kaçamayan halkı” olarak tanımladığı iki milyar Müslüman’a rağmen kimseleri olmayan, gözyaşlarının muson yağmurlarına karıştığı kimsesiz bir topluluk. Son günlerde sağda solda yayılan işkence görüntülerine, katliamlara insan olanın katlanması mümkün değil.
Budist rahipler ibadet aşkıyla (!) soykırıma öncülük ediyorlar. Zulümden kaçan halkın sığınabileceği tek ülke ise Bangladeş. Orada da askerler kıyılarda bekliyor.
Gelenleri tekrar denizin ortasına gönderiyorlar.
BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan’ın başkanlığını yürüttüğü Arakan Danışma Komisyonu bir rapor hazırladı. Raporda kısmen de olsa soruna doğru yaklaşan ifadeler var. ‘Vatandaşlık, serbest dolaşım, sağlık ve eğitim hizmetleri, insani yardım ve basına erişim hakkı tanımayı öngören tavsiyeler’ bu raporda yer alıyor. Ancak bütün bunlar katliamı durdurmaya yetmiyor. Sorunu herhangi bir sosyal meseleymiş gibi komisyona havale eden BM, başkaca yaptırımları uygulamayı gündeme almıyor. Zulümlerin durması için hiç kimse, hiçbir adım atmıyor. Hatta bu raporla birlikte Myanmar ordusunun saldırıları şiddetini daha da artırdı. Fütursuzca, alçakça herkesin gözünün içine baka baka katliamlara devam ediyorlar.
Aslında Arakan’da Müslümanlar Bosna’nın kaderini yaşıyor. Boşnaklar nasıl Sırplara terk edilmişse, Rohingya’lı Müslümanlar da her türlü yasal (!) altyapısı Myanmar hükümetince hazırlandığı şekliyle, Budist rahiplerin kılavuzluğunda ordunun insafsızlığına bırakılmış durumda.
Bugün Arakan’lı Müslümanların umutla beklediği bir şey yok.
Sesimizi şunlar duyarsa belki bize el uzatır diye bel bağladıkları hiçbir kurum yok. İslam ülkelerinden ses seda namına bir işaret yok.
Kadınların, çocukların, yaşlıların yardım dilenen gözlerinden etkilenenler yok. İslam İşbirliği Teşkilatı’na gelince, onlara da cevabı Mehmet Akif versin.
İslâm’ı elinden tutacak, kaldıracak yok... Nâ-hak yere feryâd ediyor: Âcize hak yok!