John Berger, “Dünya, ancak onu dönüştürme umudu var olduğu ama bu umudu gerçekleştirme olanağı bulunmadığı zaman katlanılmaz hale gelir” der. Galiba bugünlerde insanların ortak duygu kümesi olarak toplandıkları yer burası. Her dilde, her genç heyecanda kendini bulan ‘umut’ sistemle girdiği her çatışmanın ardından, törpülenerek bu noktaya geliyor. Okuduğumuz her haber bize sanki erk sahiplerinin ifadesi ile ‘yüzünüzden o gülümsemeyi söküp alacağız’ şeklinde oluyor. Ve giderek yürürken yüzüne baktığınız insanlarda o bitmişlik, o umutsuzluk halini rahatlıkla görebiliyoruz. Ekonomik olarak, sosyal ve siyasal olarak kuşatılan insanoğlu kendini yalnız, çaresiz hissediyor ve hiçbir şekilde geleceğe dair bir ışık göremiyor. Galiba dünyayı yönetenler, yönetilenlerin bu halinden memnunlar ki umutsuzluk kazanını ha bire körüklüyorlar. Karşıtlıklar keskinleştirilirken, tahammül, anlayış ve saygı ise adeta yok ediliyor. Dünya’ya her şeye şifa olarak sunulan, hatta Irak’a reçete olarak götürülmek istenen ‘Demokrasi’ artık mucitlerini bile memnun etmiyor. Kendi tercihi, tercih edilmeyenlerin neticeyi kabullenmeme hali trajikomik bir görüntü arz ediyor.
Bugün insanların özgürlük, adalet, eşitlik vb. kavramlara karşı ikiyüzlü yaklaşımları, temelde ortaya çıkan bütün problemlerin kaynaklık ettiğini görüyoruz; birçok tutarsız davranışa şahit oluyoruz. Örneğin bu kavramlar ülke, milliyet veya aidiyetler mevzubahis olunca tek taraflı işliyor. Ya da herhangi bir kümenin niceliksel fazlalığı niteliksel kaygıları yok ederken, çoğunluk hak sebebi sayılarak ceberut bir yaklaşımla kabule dönüştürülebiliyor. Kerhen bir kabul, onay veya sessiz bir tahammül süreci işliyor. Yetki ve sorumluluk, güç ve yükümlülük, nimet ve külfet arasındaki dengenin tek taraflı ihlali güçlülerin adaletini ortaya çıkartıyor. Bu anlayış az bir topluluğa haz verirken geri kalan büyük bir topluluk için büyük bir çaresizlik, hak kaybı ve zulme dönüşüyor. İster ekonomik ister sosyal planda olsun sürekli bir yoksunluk, mahrumiyet ve büyük bir yoksulluk ortaya çıkıyor. Toplumda karşılaştığımız uyumsuzluklar, neşe ve kederin ahenksiz bir şekilde dağılımı dünyadaki ıstırabın kaynağını oluştururken, adaletin kefesinin bozulduğunu da açıkça gösteriyor. Zayıf karakterli batı dünyası varlığını devam ettirmek için kindar bir bilinç ve duygu ile sürekli bozarak, yıkarak, talan ederek ilerliyor.
Bugün en çok umutsuzluğa, kafa karışıklığına uğrayanların yani Müslümanların; çözümün içinde, merkezinde yaşıyor olmaları ama çözüme en uzakta durmaktaki ısrarları calib-i dikkat bir hadisedir. Sürekli bir medet beklentisi içerisinde olmaları, kurulmuş bir otomatik oyuncak gibi belli bir ezberi tekrarlamaları ise zulmün devamına en büyük zemini oluşturuyor. Bugün dünyadaki adalet terazisinin bozukluğu, sosyal dengesizlik, insaf ve merhametsizlik, Müslümanların ataleti, kendilerinden ve birbirlerinden ümitlerini kesmelerinin sonucudur. Oysa bir Müslüman için her zaman umut vardır. Belki sende yok, belki bulunduğun yerde yok ama unutma ki bir yerde birilerinde muhakkak var. Bak! Hastalıklardan, olumsuzluklardan yakınanlara en güzel cevabı Râzi, “Meşguliyetten daha iyi bir tedavi yoktur...” diyerek vermiş. Ancak pek bunu kavrayacak zihni ve gönlü berraklığa sahip değiliz. Fakat zor bir zamanın şahitleri olarak bu zamandan sorulacaklarız.
Bu bakımdan belki de tarihin en zor zamanında zor bir meseleyle yükümlüyüz. Belki birçok olumsuzlukla birlikte, özellikle çok uluslu sermayenin hayatı bütünüyle domine etmesi ve onun çok uluslu kolluk kuvvetlerinin bütün güzellikleri yıkıp, acıyı ve vahşeti yaşatıyor oluşu bizi daha çok tetiklemeli. Öyle ki bu acıyı kendi acımız, bu çileyi kendi çilemiz bilerek daha güzelini ortaya çıkarmak için, iyileşmek ve iyileştirmek için mücadele etmeliyiz. Zaten etmiyorsak ve hiç etmeyeceksek güneşin doğuşu, batışı bir ölüden farkımız kalmadığı için anlamı olmayacaktır. Kafka’nın aforizmalarında güzel bir tespiti var, “Kargalar, tek bir karganın gökleri yok edebileceğini iddia eder. Buna hiç kuşku yok, ama bu yine de göklere ilişkin hiçbir şey ifade etmez, çünkü gökyüzü kargaların yokluğu demektir.” Hakikat her şeyi yener, yeter ki azıcık inancın, azı küçümsemeden, gökyüzünün genişliğini unutmadan bir adım at, gerisi gelecektir. Yüreğini ve zihnini fazlalıklardan ve kirden temizle, gözlerin daha keskin görecektir. O zaman, yapılacak çok işin olduğunu göreceksin. Orhun kitabelerinden bir alıntı ile bitirelim; “Bak doğan ölür. Geriye sözün kalır. Sözünü iyi söyle, ölümsüz olursun.” Hoşça bakın zatınıza…
TAŞ GEMİ
NOT: Bu hafta; Azzam bize diyor ki, bu dünyaya “Üryan gelip, üryan Gidildiği”ni hatırlatan bir eser dinleyelim. Ve Karacaoğlan’ın o müthiş şiiri “Üryan Gelim”in notaya dökülmüş halini Ahmet Aslan ve Kemal Dinç icra ediyorlar. Başka bir alternatif istiyorsanız onu da Remzi Çetinkaya öneriyor. İsterseniz İsmail Altunsaray versiyonunu da dinleyebilirsiniz.
“Affet ki
Soğuk camdan dünyaya dokunuyor da insan
Dokunamıyor bir insanın kalbine”
(Ayşe ADEM /Yedi İklim Haziran’16)
Bİze Kadar
1- Arif Nihat Asya, “Işığı önüne al yürü. Gölgen arkandan ister gelsin ister gelmesin” der. Yeter ki bir kararın ve iraden olsun…
2- Tom Robbins “Kazanmak için etrafındakileri harcayanın, elde edeceği şey galibiyet değil, yalnızlıktır” der.
3- Victor Hugo, “Yerini vaktinde terk etmeyi bilmek, gerçek olgunluktur. Sadece acizler kalmakta ısrar eder” der. Bilmek, bedel ister de ondan…
4- Erich Fromm, “Bir şeye sahip olmak değil, layık olmak önemlidir” derken, niteliğin ehemmiyetinden bahsediyor.
5-Bu hafta git bir ihtiyar, bir büyük bul ve bana nasihat et de. Eğer yaşını aldığını düşünüyorsan bir gence halini sor. Bir insana dokun, bir küçük tebessüm et, otur birini dinle! Sadece sabırla dinle, anlamaya çalış. Anla!
DAĞARCIK
“Allah’ım, yalnızca senden yardım istiyorum, bana yardım et. Sadece sana güvenip dayanıyorum; beni senden başkasına ısmarlama. Yalnızca senden istiyorum; beni isteklerimde boş çıkarma. Senin zenginlik ve cömertliğine değer veriyor ve rağbet ediyorum; beni mahrum etme. Zatı cenabına intisap ediyorum, beni lütfünden uzaklaştırma. Sadece senin kapında duruyorum, beni kapından kovma.” (İbn Ataullah El İskenderî’den tadımlık…)
TEKKE
“Sözcüksüz ve ruhsuz yaşanmıyor bu dünyada. İz sürülünce yol bulunur, yol bulununca ruh bulunur.” (Ali Haydar HAKSAL’dan tadımlık )
Bir Lahza
“Kitapları seviyorsun çünkü istediğin zaman kapatabiliyorsun. Hayat öyle değil buna karar veremezsin.” (The Best Of Youth’dan)