Bir Adım Ötesi Mankurtlaşma

Abone Ol

Bismillâhirrahmanirrahîm;

 SON 21 senedir yapılan seçimlere bakınız! Ağırlıklı olarak, devlet imkânlarının “tek taraflı” kullanıldığını göreceksiniz! “Örtülü ödenek”lerin miktarını bilen yok. Devlet TV’leri zaten ellerinde! Çeşitli yollarla kontrollerine aldıkları özel TV’ler de var. İktidar partisi asgari 30 TV kanalını, 30 gazeteyi çıkarına uygun kullanıyor; yanlış icraatlarında bile, tekrarın gücünden faydalanarak “doğruymuş gibi” algılatıyor. Tarih, böyle “beyin yıkama” yöntemi görmedi. Gidişatın bir adım ötesi “mankurtlaşma!”

 2007 genel seçimlerinin ertesi günüydü. Yani, 23 Temmuz 2007. İkindi sonrası Nazım Öz isimli öğretmen arkadaşımı iş yerinde ziyaret ettim. Oğlu Hüseyin’in ziraat ilâçları satan mekânında ona yardımcı oluyordu. “Nasılsınız?” diye sordum. “Sorma, Şakir Bey!” dedi: “Çevreden gelen çiftçiler 5 senedir, ‘Tayyip bizi batırdı; çiftçiyi bitirdi, mahvetti’ türünden yakınıp durdular. Sabahtan beri yine geldiler; aynı partiye oy vermişler. Madem böyle yapacaktınız; 5 senedir başımda niçin ekşirsiniz?”

 Benzeri olaylar neredeyse her seçimde yaşanıyor. İnsanlar niçin onaylamadığı partiye oy verirler? Bugün de öyle değil mi? Halkın kahir ekseriyeti astronomik zamları, paramızın hızla değer kaybedişini, Kur Korumalı Mevduat sistemini onaylamıyor.

 Hükümet, aynı yöntemle; yani orantısız tanıtma ve devlet gücünü sonuna kadar kendi çıkarına kullanmayı sürdürürse, sonuç öncekilerden farklı olmayacaktır. Akademisyenler bu adaletsiz seçim sistemini niçin araştırma konusu yapmazlar ki! Manevi direncimizi kıran ahlâk tahribatına hiçbir tepki gösterilmeyecek mi?

 GÜN UZAR, YÜZ YIL OLUR

 KIRGIZ yazar Cengiz Aytmatov’un üzerinde çok konuşulan “Gün Uzar, Yüzyıl Olur” başlıklı romanı var. Bu efsane roman sadece 1 günü anlatır; ama geçmiş yüz yılın olayları hatırlatılır, analizi yapılır. Roman; işgal, savaş ve direniş günlerinde Kırgız toplumunun Rusya tarafından asimile edilip sömürülerek yok edilmek istenmesini anlatır. Yaşananların “mankurtlaştırma” ile ilişkisi kurulur. Bolşevik Rus yönetimi sorgulanır.

 Mankurtlaştırma; siyasi literatürde yabancı, düşman bir ülkenin, karşı olduğu toplumun etkili sınıfıyla iş birliği yaparak, düşmanının hayat tarzını çıkarlarına göre değiştirmesi, yabacılaştırması yöntemidir. Bunda çoğunlukla eğitim, kültür, basın yayın ve yönetimin gücü kullanılır.

 Eskiden mankurtlaştırma için “deve derisi” kullanılırdı. Şimdi, asimile edilmek istenen bir toplum için “devlet politikası” uygulanıyor. Zoraki sürgünlerle değerlerinden uzaklaştırılması sağlanıyor. İnsanlar, korkularından dolayı hak ve özgürlükler gibi en tabiî insan haklarını bile talep edemez duruma geliyorlar. Yapılan her türlü yanlışlığı sineye çekiyorlar.

 Toplumlar, mankurtlaştırılma yoluna sürüklenmekten ancak “özgür düşünce” ile kurtulur. Eleştirel okuma, düşünme, araştırma, hayatı sorgulama, analiz etme noktasına gelen bir toplum “beyin yıkama” işleminden etkilenmez. Bu anlamda, Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in, “Elimde fırsat olsa, bütün şark toplumlarının okullarına ‘eleştirel düşünme dersleri’ koyardım” sözünü önemsiyorum. Aliya’dan bir ölçü daha: “Toplumlar yenildiği zaman değil, başkasına benzediğinde yıkılır.”

 DUYARSIZ HALE GELDİK

 BAZI toplumların apaçık yanlışlara tepki vermeyişini nasıl açıklarsınız? “Toplumlar lâyık oldukları şekilde yönetilir” denir ya! Meselâ, iktidarın emlâk satın alma karşılığında yabancılara “vatandaşlık vermesi” başka nerede var? Toprak ayağımızın altından kayarken bu tepkisizlik neden? Bir yöneticimiz; Türkiye’yi, İslâm âlemini yok etmeyi planlamış olan ABD’nin BOP’una “eşbaşkanlık” yaptığı halde, nasıl olur da sorgulanmaz?

 Kur Korumalı Mevduat sistemiyle zenginlerin bankadaki paralarının faizli kur farkı, nasıl olur da vergi yoluyla fakir ve garibana ödetilir de tepki verilmez?

 “Faizde nass var, faizler düşecek” dendikten sonra Merkez Bankası’nda yüzde 8,5 olan faiz oranı bir anda 3 kat artırılarak yüzde 25’e çıkarıldığında halktan niçin yeterli tepki gelmez?

 ABD, 2003’te ülkemizdeki bir askeri üssünden; komşumuz, Müslüman Irak’a bombalar yağdırırken, nasıl olur da işgalci ABD ordusunun sağ salim ülkesine dönmesi için dua edilir? Zalimin mi yanındayız; mazlumun mu?

 Sömürgeci Batılı ülkelerin desteğindeki, topraklarımızda gözü olan, işgalci ve Siyonist İsrail’le “normalleşmeyi” hangi düşünen akıl “normal” görebilir?

 “ABD istemiyor” diye 930 kilometrelik sınırımız olan, sığınmacılar yüzünden problemlerimizin iyice artmış bulunduğu kardeş Suriye ile, 12 senedir niçin üst düzey diplomatik ilişki kurulmaz?

 ABD ile stratejik ortaklığa; devlet imkânlarının “tek taraflı” olarak kullanılmasına niçin susulur?

 Akıl bize; iyiyi kötüden; faydalıyı zararlıdan; âdil olanı zulümden ayırabilmemiz için verildi. Ne zaman düşünerek, “hayatı sorgulama” noktasına geleceğiz?