Geride bıraktığımız hafta içinde Türkiye İstatistik
Kurumu tarafından açıklanan Ağustos ayı enflasyon rakamları gelecek açısından
pek bir şey söylemiyor. Tüketici fiyatlarının yüzde 0.1 oranında gerilemiş ve
üretici fiyatlarının yüzde 0.04 oranında artmış olması kimseyi aldatmasın.
İlkinde gıda ve giyecek, ikincisinde ise tarım fiyatlarında yaşanan kesinlikle
geçici olduğu bilinen gerileme gerçeği gizliyor. Türk Lirasında son aylarda yaşanan
yüksek oranlı değer kaybı ve bu eğilimin devam edeceği beklentisinin giderek
güçlenmesi, bu konuda olumlu düşünmeye izin vermiyor. Ekonomik aktivitenin
mevsimlik olarak zirveye ulaştığı sonbahar ayları öncesinde ve de iş stokları
düşük iken yaşanan finansal gelişmeler çok dikkatli olmayı gerektiriyor:
Önümüzdeki altı aylık dönemde maliyet kökenli enflasyon baskısının enflasyon
rakamlarına yansıyarak ekonomiyi tehlikeli bir şekilde daralmaya zorladığına
tanık olabiliriz.
Merkez Bankası yetkililerinin para politikasına ilişkin
söylemleri ve finansal piyasalardaki eğilimler ön plana çıksa da, siyasi irade
ile yabancı sermaye arasındaki inatlaşma giderek büyüyor. Faiz lobisi söylemi
ile su yüzüne çıkan bu çekişme giderek büyüyor. Yabancı sermaye Merkez Bankasını
faizleri yükseltmeye ve parasal sıkılaşma gereğine direnmemeye zorluyor, siyasi
irade ise tam aksine faizleri yükseltmemeye, parasal daralmayı dengeleyecek
tercihler yapmaya zorluyor. Bu çekişmenin ortasında kalan Merkez Bankası
yıpranıyor, piyasa beklentileri bozuluyor, Türk Lirası kademeli olarak değer
kaybeder iken varlık değerleri eriyor ve bilançolar yıpranıyor. Bazı kesimler
bu durumu anlamakta zorlanabilir ve nereden çıktı bu çekişme diyebilir. Bu,
eninde sonunda yaşamak zorunda kalacağımız ve kazananı olmayacak bir durumdu:
yaklaşık on yıldır hesapsızca tükettik veya yatırım yaptık, borcu büyüttük;
şimdi ise hesap ödeme zamanı geldi ve herkes bir diğerine hesap ödetmeye
çalışıyor ve bu konuda uzlaşamıyor.
22 Mayıs taki Federal Reserve in, parasal genişlemeyi
sonlandırma konusunda açıkladığı takvim sonrasında finansal sermaye gelişmekte
olan ekonomileri terk etmeye başladı. Durum böyle olunca söz konusu ekonomiler
hızla daralacakları ve istikrarsızlaşacakları bir sürece girdi: yabancı
sermayenin çıkışa geçmesi, finansal açıdan yerel paralara değer kaybettiriyor,
faizleri yükseltiyor, varlık değerlerini gerileterek bilançoları yıpratıyor,
kredi itibarlarını hızla aşağı çekerek kendi kendini besleyen bir kısır döngü
oluşturuyor. Ekonomik olarak da enflasyon ve işsizliğin artacağı, paranın devir
hızının düşmesi ile birlikte borç-alacak zincirinin kırılarak büyümeyi eksilere
itecek, güven bunalımı yaratacak bir tabloyu besliyor. Bu durum gelişmekte
olanlardaki siyasi iradelerin hiç hoşuna gitmiyor, fakat bu gelişmeleri
önleyecek veya öteleyecek güçleri bulunmuyor.
Türkiye de ise siyasi irade direnmeye çalışıyor. Bu
inatlaşmanın faturası öncelikle Türk Lirasında daha hızlı değer kaybı,
bilançolarda daha yüksek oranlı yıpranma ve enflasyon beklentilerinde
kontrolsüz artış olarak karşımıza çıkacak. İç talep daraldıkça işsizlik ve
büyüme rakamları da buna paralel olarak olumsuzlaşacak. Bugüne kadar
yaşananların ve bundan sonrakilerin sebebini son on yılın tercihlerinde aramak
gerekiyor. Fakat etkili ve yetkili kesimler gerçekleri göz ardı ederek Gezi
protestolarını ve Suriye ye ilişkin gelişmeleri sebep olarak öne sürerek
kendini kurtarmaya çalışacak gibi görünüyor. Bu aldatmacanın sandıkta işe
yarayıp yaramayacağını zaman gösterecek!..
Yabancılar, getiriler gerilerken riskin arttığını
görüyor, kaçmaya çalışıyor. Siyasi irade ise sandığı düşünerek kumar oynuyor ve
sonrasını hiç düşünmüyor. Bu durumun faturası ise 2001 yılında yaşadığımız
krizi mumla aratacak bir potansiyel taşıyor. Kısmen durumun farkında olup
kendini kurtarmaya çalışanlar ise aklı iyiye kullanmak şartı ile bunu
başarmanın mümkün olmadığını görmeye başlıyor. Kimin elinin kimin cebinde
olduğunu anlamanı zorlaştığı ve istikrarsızlıktaki artışı önlemenin
imkansızlaştığı bir sürece giriyoruz. Görünen o ki, kabak vatandaşın başında
patlayacak ve kaybedecek bir şeyi kalmayanların tepkisi sel olup akacak, önüne
çıkanı hiç istemediği yerlere sürükleyecek