Son haftalarda küresel ölçekte piyasalarda yaşanan
dalgalanmalara ve G-20 zirvesindeki genel havaya bakılır ise günü kurtarmanın
bile zorlaştığı, hiç bir ekonominin bir diğerine akıl verecek durumda olmadığı
gözleniyor. 2008 deki kredi krizi sonrasında çözüm gibi görülen veya pazarlanan
yaklaşımların işe yaramadığı itiraf ediliyor. Oluşan çaresizlik bataklığında,
çözümün modern simya deneylerinden çıkacak mucizeye bağımlı hale geldiği açığa
çıkıyor! Kimileri altın başta olmak üzere emtia fiyatları geriler ise bir
şeylerin düzelebileceğini sanıyor veya böyle bir beklenti yaratmak için çaba
harcıyor; başkaları ise gelişmekte olanların durgunlaşmaya başlamasının
gelişmiş ekonomiler için bir şans yaratabileceğini umuyor... Aç tavuğun
rüyasında olduğu gibi, etkili ve yetkili kesimler darı ambarında olduklarını
hayal ederek günü kurtarabileceğini ümit etmeye çalışıyor... Özetle söylemek
gerekirse gaza veya frene bassan da olmuyor, basmasan da... Son on yılda
küresel ölçekte yaşanan olumsuzlukların hiç biri sürpriz değildi, bundan sonra
yaşanacaklar da ne yazık ki şaşırtıcı olamayacak. Ne ekildiyse o biçiliyor ve
öyle olmaya devam edecek...
Yapısal sorunlar çözülmeden ve akabinde sürdürülebilir
büyüme tesis edilmeden altın ve petrol başta olmak üzere emtia fiyatları
geriler iken menkul ve gayrimenkullerde oluşan varlık değerlerinin yüksek
düzeyini koruması veya yükselmeye devam etmesi mümkün değildir. Bu yönde çaba
harcamak çaresizliktir, bu gerçeği bilmeyenleri kendi menfaati için aldatmaya
çalışmaktır, çözümsüzlüktür. Ya emtialar düştüğü gibi çıkar, enflasyon baskısı
artar, ya da varlık değerleri gerilerken bilançolar yıpranır ve kredi krizi
geri döner. Bu iki seçenek dışında fazla bir seçenek bulunmuyor ve her gelen
yılın gideni aratacağı gerçeği her fırsatta kapıyı çalıyor.
Gelişmekte olan ekonomilerin durgunlaşmaya başlaması ise
gelişmiş olanlar adına kesinlikle bir fırsat yaratmaz. Aklı evvel birileri
oralara giden sermayenin geri dönüp gelişmişlerin durgunluktan çıkmasına yardım
edeceğini iddia edebilir. Bu sav ham hayalden öte bir değer taşımaz. Zira
hasarsız bir şekilde çıkıp evine dönebilmesi olasılığı sıfırdır; denenmesi bile
bindikleri dalın kesilmesidir. Zira hem gelişmekte olanların krize girmesi
hızlanır hem de ortaya çıkan kayıplar gelişmiş olanların dengesini iyice
bozar... Bırakın gidenin çıkmasını, yeterli ve gerekli düzeyde sermaye akışı
devam etmez ise de sonuç pek farklı olmaz. Bu iki gruptan birinin kayıp düşmesi
diğer grubun da aynı kaderi yaşayacağı anlamındadır... Daha önce karşı olunduğu
söylenen kur savaşları, maliye politikasının gevşetilmesi gibi konulara bugün
kayıtsız kalınması tesadüf değildir. Yakında korumacı önlemlerin sinsice
devreye girmesi, küresel ticaret hacminin daralması, riskten kaçınma eğiliminin
yıkıcı olabilecek şekilde güçlenmesi gibi eğilimlerin gerçekleşme olasılığı
artmaktadır.
1995 yılı sonrasında sorunların ağırlaşması ile
beklentiler yolu ile piyasaların günü kurtarmak adına manipule edilmesi
birbirini destekleyen eşanlı gelişmelerdi. Para politikalarının bir daha
sıkılaşmamak üzere kademeli olarak gevşetilmesi bu kısır döngünün itici gücü
idi. Beklentiler yolu ile menkul ve gayrimenkul piyasalarının yukarı yönde
manipule edilmesi hem balonculuktu hem de post modern korumacılıktı; statükoyu
korumanın başka bir yolu kalmamıştı.
Bugün ağırlaşmış sorunlara rağmen tüm piyasaların akla aykırı olsa da manipule
edilmesi gerekiyor, işin tuhafı başarı şansının olmadığı da biliniyor...
Sürdürülebilir olmayan rotada küresel krize kadar inişi
yaşadık, balayı dönemi gibiydi, kolaydı ve bağımlılık yaratıyordu. Son beş
yıldır nispeten dalgalı fakat düz bir yolda ilerlemeye çalışıyoruz, fakat daha
fazla enerji harcamak gerekiyor. Bu saatten sonra ise giderek dikleşen yokuşlar
var ve bunu aşmak için gerekli enerji kalmadı!.. Konuya bu açıdan bakar iseniz
piyasalardaki dalgalanmaların ve G-20 zirvesindeki tıkanmışlığın ne anlama
geldiğini, neden birilerinin simya deneylerinden medet umduğunu daha iyi
anlayabilirsiniz!..