Bugün Gazetesi - 14 Aralık 2014 - Nuh Gönültaş
Kriminal laboratuarlarına ruh tahlillerinin analizi tarihin utanç dosyaları kayıtlarında yer alsın diye gönderilmesi gereken alçaklık numunesi bu yazı, kimler tarafından ısmarlandı
Cevabını arayacağımız soru, budur!
Daha önceleri de çok iftira yazısına imza atmış bu tetikci kalemşor üstünden siparişci odağa ulaşmaya çalışacağız şimdi.
“Rahmetli Erbakan da böyleydi.”
Rahmetli Hoca’mıza biçilen rol, benzeyen olmak. Benzetilenin kim olduğu sorusu, şimdilik bir yana, siz üsluba bakın.
“Böyle” olan ve “böyle” olmayan uzmanlığını üstüne, siparişcin mi yapıştırdı, diye sormak gerek önce bu tetikci kalemşora.
Bu ülkede siyasi faaliyetlerini MNP, MSP, RP, FP ve SP rumuzlu partilerle yapmış, koalisyon hükumetlerinde Başbakan yardımcılığı ve Başbakanlık görevlerinde bulunmuş, bu ülkenin efsane siyasetcisi rahmetli Erbakan’ı bugün mal mülk toplayıcısı gibi yazdırmak terbiyesizliğini yaptıranları bulmak ve afişe etmek bizim borcumuz olsun.
Koalisyon ortaklarından mı duydun böyle bir iddiayı Kapatılan partilerinin gerekçelerine de yazamadılar bu iftiraları.
Siparişcin tüm benliğini kapladı da sen karıştırır mı oldun doruklarda gezenlerle, çukurlarda yatanları
Ölmüş bir medya patron üstünden anlattığın iftiraları, önce, rahmetli Erbakan‘a muhalif olmuş o patronun varisleri, sevenleri yalanlasınlar isterdik. Bilmeyiz, siparişcinize bulaşmak korkusu onlarda da mı var
Ziyaretci Enver Bey’den önce gelenler olmuş mudur rahmetli Erbakan’ın yanına, malları-mülkleri istenmek üzere…
Siparişcinin tetikcisi kalemşor yazmadığı için bilmiyoruz. Doğrudan merhum Enver Bey’den başlamış.
Rahmetli Erbakan, neden özellikle vurgulanan o teklifi yapmak için Enver Bey’in gelmesini beklemiş Gidin, Enver bey’e söyleyin, deyip de yollayacağı kimsesi yok mu imiş Ya Enver bey o gün de gelmese imiş… Önceleri de gelmemişmiş…
“Emrinize girmeye geldim,” demiş. Oraya gelene kadar başkasının emrinde mi imiş Emircilerini niçin değiştirmek istiyormuş Enver Ören
Televizyonu hemen devretmek…
Neden sadece televizyon Gazetesinin de söz konusu edilmemesinden alınmamış mı merhum Enver Ören.
Ve heyete teslim etmek...
Yılların medya patronu Enver bey, neden tamam hocam deyip de heyeti tanık etmemiş olaya Herhalde tetikcinin siparişcisi kadar akıllı olmadığından.
Ve neden Enver bey, sahibi olduğu onca medya organından hiç birinde bu olayı yazdırmamış.
“Emrinize girmeye geldim” diyerek başlatılan diyalog, “Teslim olmaya geldim”le sonlanıyorsa, tetikci aptallığından mı kaynaklanıyor bu fark
Şimdi başa dönelim ve benzetilenin kim olduğuna bir bakalım. Alıntıladığımız kısmın bir önceki paragrafında şunlar yazılmış: “Reis’e biat edip, onun dar oligarşik kadrosunun emrine girmelisiniz.”
Benzetilen, Reis’miş. Yani Cumhurbaşkanımız..
Benzeyen, benzetilen karşılaştırmasına, mukayesesine girmemize gerek yok.
Tetikci kalemşor “böyleydi” derken, bir eşitlikten bahsediyor. Fakat biz benzetilenden hareketle siparişcisinin karakterini belirlemeye çalışalım.
Tetikcinin Reis diye tanımladığı, bu ülkenin meydanlarında az mı haykırdı “Ne istediniz de vermedik” itirafını.
Demek ki ortada bir isteyen var.
İsteyenin istediği hep yasal sınırlar içinde kalınarak mı verildi, yoksa istenileni vermek üzere yasalarda tadilatlar mı yapıldı
“Ne istediniz de vermedik” cümlesindeki geçmişe hasret duygusunu, siparişcin hissetmemiş olamaz ey tetikci kalemşor.
Hasret bitsin, çağrılarının kulaklarında çağıldaması da dinmemiştir henüz.
Belki de bu yüzdendir, Avrupa basınında “şartlar uygun olursa anlaşabiliriz” demeçlerinin yazılması.. Zira bu ülkede İsmet Paşa’nın “şartlar uygun olursa, ihtilal meşru olur” dediğini ve şartların uygunlaştırılıp ihtilallerin yapıldığını o demeci yayımlayanlar da bilmektedirler.
Yoksa senin bu yazın da ey tetikci kalemşor, bir şartları uygunlaştırma yazısı mıdır ki Rahmetli Erbakan’ı hedef yapıyorsun iftiralarınla... Onların da Erbakan’a karşı durarak iktidar olduklarını ve o yolda, isteyene istediklerini verdiğini hatırlatıyorsun.
Belki de “Anlaşmayacağım” diyenin restinde, “Bu şartlarda anlaşmayacağım. Daha lehime olan şartlar isterim” arzusu sezmiş olabilirsin ey tetikci kalemşor ve bu sezginle yahut aldığın emirle, “Bugün yaşanan her şeyi” rahmetli olmuş iki insanın üstünden meşrulaştırmaya çalışıyor olabilirsin.
Galiba öyle.
İsteyenin, kimlerden ne istediğinin kayıtlarının gayet açık ve net olarak ortalığa dökülüp saçıldığı şu günlerde, hemen ve şimdi sipariş merkezinizden bir özür bekliyoruz; rahmetli Erbakan hakkında değil böyle iftiralar yazmak, ona mersiyeler düzmek de haddiniz olmadığından..
Çünkü sizler “öyle”siniz!
- Duydun mu Hıdır emmi Bültenler kırmızı olacakmış artık.
- Kara boyalıları boğa mı sanmışlardı.
2014’ün 4’ü, ne 4’müş ama
Türkiye Kupası maçında GS, FBM Makina Balçova Yaşamspor’u 9-1 yenmiş.
Avrupa kupalarında Arsenal’larla, B.Dortmund’larla karşılaşmış; Mancini, Prandelli gibi ünlü hocalarla maçlara çıkmış bir Türkiye Süper Lig takımının, Türkiye üçüncü liginde mücadele eden bir ilçe takımı ile yaptığı maçı 9-1 gibi net ve taraftarlarını, futbol yazarlarını mutlu eden bir skorla kazanmasının üstüne bizim bir sözümüz olmayacaktı. Ama…
Balçova kalecisinin medyada yer alan şu demecini okuyunca, bizim kalemimize de yazmak düştü.
“Medaya öyle demeçler”den kasıt, Balçovalı futbolcuların twitter hesaplarında “4 atma” zevkini paylaşmaları imiş.
9-1 konusunu işleyerek Türk futboluna büyük katkılar sağlayacaklarını düşünen futbol medyamızın etik mi idi, Fair-Play ruhuna uygun mu idi tartışmalarını yaparken, araya sıkıştırdıkları şu müdafaa cümlesi bu çirkinliğin tescil belgesidir ki, kendi deyimleri ile söylersek, kapak olsun onlara.
“İyi ama, 15 sene önce filan takım, falan takımı 10-0 yenmiş idi. (1998- BJK:10 – Çorluspor: 0)
Pazar akşamları yayın yapan TRTSpor tavrıdır bu.
Stadyumlarda taşkınlıkların, olayların olmamasını isteyen bir kulüp yönetcisiyle karşılaştıklarında itirazı ve cevabı hazırdır TRTSpor’un.
“Ama daha önceki yıllarda da olaylar olmuştu.”
Bir hatanın bir kere yapılması yetmiyor bize. O bir hata, sonra yapılacak hataların izin belgesi sanki.
Balçova kalecisi iyiki kendisine söylenenleri paylaşmış bu ülkenin insanları ile. Onun sportif mahzunluğunu anlayanların aklına şöyle bir soru takılır şimdi: Siz de 4 atsaydınız, Adınız Arsenal, Dortmund değil ama, futbol bu, 2014 yılını son rakamı dolayısıyla hatırlamak zorunda kalanlarda ne değişirdi Önlerindeki Başakşehir maçına bakmaktan başka ne söylerlerdi
Rakiplerin twitter hesaplarını araştırmak, büyüklük şanının gereği olmuş bugün. Tahrik gücü yüksek bir gerek hem de..
Eskiden bu işi sırtı kulüp formalı, kalemi tarafsızlık iddialı futbol yazarları yaparlardı. Kahramanlarını unuttuğum bir yaşanmışı aktararak izah edelim bu geleneği.
Bir Avrupa takımının resmi bir maç için İstanbul’a geldiğinin ertesinde, bir gazetenin futbol sayfasında şu haber vardır: Ünlü futbol yazarımız, konuk takımın ünlü golcüsüne sordu: Senin karşında oynayacak olan müdafaa oyuncumuz hakkında ne biliyorsun Ünlü golcünün cevabı şöyle oldu: O da kimmiş
Yıllar sonra yazdığı anılarında şu satırlarını da okuduk ünlü futbol yazarının: Gazetemizdeki haberi hemen adı geçen müdafaa oyuncusuna gösterdim. Haydi sen de göster kendini dedim. Maçta adım attırtmadı ona. İşin ilginç yanı, gazetedeki o haber de benim senaryomdu.
Masasında haber uyduran kahramanın ve kullanılma kılavuzunun olduğu, o olayla ilan edilen futbolcu kahramanın adlarını bugün unutmuş olmam, hafıza kapasitemin kıymetindendir.
“Mesajlarıyla tahrik etti” yazarak Balçova kalecisini hedef yapanları hiç hatırlamak istermiyiz, bilmem.
Mahzun mağlup Balçova kalecisinin şu dedikleri de, yaşananların bir klinik vak’a olarak sosyoloji kitaplarında yer alacağına delildir.
Hamit Altıntop bile..
Ötekileri anlarız, ama en dememesi gereken.. Avrupa görmüş olmak da yetmiyormuş.
Hala… Yani inanılır gibi değil.. Hala. Bu ne bitmez şeymiş Futbol aşkı, gol atma aşkı, vesaire vesaire yani..
“Saldırın diyordu”
Balçova takımını saldırmaya layık bulmuşlardı.
Belki bir ara takımlarının uzun adının FBM diye başlaması etken mi oldu bu saldırıda, düşüncesi geçmiş de olabilir, Balçova’nın mahzun sportmen kalecisinin aklından.
Ama ertesi günü, hayır olamaz, demiştir; Başkan Duygun Yarsuvat’ın da saldırılara maruz kaldığını okuduğunda gazetelerde.. Çünkü başkanın adında FB yoktu. (Not:Ağzında FB olduğunu da biz bilmiyor saydık.)
Bir O Yandan Köşesi
Silah kullanacaktınız hani
AP hangi mezarlıktadır
Müfteriler, adları, ister topluluk,ister bir parti adı olsun, ancak çeyrek ömürlük yaşarlar. İşte size bir ispat küpuru (Zikri Başar arşivinden çıkarıp göndermiş.)
İsmet Berkan yazısının bir yerinde diyor ki: Bugün MHP’nin Ortadoğu’su, Saadet Partisi’nin Millî Gazete’si, İşçi Partisi’nin Aydınlık’ı gibi doğrudan parti tarafından kontrol edilen üç militan gazetemiz var zaten. (19 Aralık 2014 - İsmet Berkan - Hürriyet Gazetesi)
Neden militan gazete diyor bizim Millî Gazete’mize sayın Berkan
Yazdığı gazete gibi yıllarca “Darbe” isteyen, “İhtilal” isteyen başlıklar mı attık, “Postal” resimli haberler mi yaptık Halkı, “Silahsız Kuvvetler” tasnifine sokarak, diğer bir kısmının üstüne salan kışkırtmaları, provokasyonları mı yaptık
Yarı resmi sıfatlı gazetelerde –ki onlarda militanlık tam olur– yazarken, arada, başka gazetelerin fişini böyle yazdıklarını itiraf etmek, bir gazeteciye demokrat sıfatı mı kazandıracak
Bu ülkede bazı siyasi partilerin savundukları fikirleri resmen ve alenen destekleyen gazeteler ve sahiplerinin menfaati hangi gün, nasıl renkte bir yayın gerektiriyorsa onu yapan gazeteler vardır. Sayın Berkan bunu biliyor olmalı.
Millî Gazete’nin Milli Görüş’ü vardır, arsaları yoktur, trumpları yoktur, İstanbul sermayesini yöneten damatları yoktur, kızları yoktur. Bunları neden bize hatırlattırıyorsun sayın Berkan Sen dön gazetenin yayın politikasına bir daha bak. Oradaki militarist önermeleriniz, hedef göstermeleriniz, demokratım diyen herkesin dudaklarını uçuklatır, göreceksin!
Not: Adı geçen diğer gazeteleri, kendilerini bizden daha iyi savunacaklarını bildiğimizden savunmamıza dahil etmedik.
Fuat’ın Avni’si İstihbarat Yahnisi
12 Mart 1971’in muhataplarının, görevlilerinin, tanıklarının konuştukları günlerden iki sesi bir daha dinleyelim. (20 Ekim 2013 – Değmesin Yağlı Boya - Mesele ağaç mıdır, fidan mıdır )
Önce bir emniyet görevlisi anlatsın, çözemedikleri şaşkınlıklarını: Tesbit ettiğimiz adreslere baskınlar yapıyorduk. Fakat elimiz hep boş dönüyorduk. Aradıklarımızı bulamıyorduk. Operasyonlarımız çok gizliydi halbuki.
Arananlardan birinin zaman farkıyla bir başka yayın organında söyledikleri aslında, yukarıya sorusunu aldığımız emniyetçiye en doğru cevaptı: Rusya’nın hakim olduğu topraklardan yayın yapan Bizim Radyo’yu dinlerdik. Ne zamanki “Kara Tren türküsü”nü çalıyorlar, biz baskınlar olacağını öğrenmiş olurduk ve boşaltırdık adreslerimizi, bulunamayacağımız yerlere sığınırdık.
İstanbul gibi bir ilin Emniyetinin operasyonlarının, başka ülkelerin radyolarından türkü kodları ile yayınlanmasını problem etmeyen, mesele etmeyen, dert etmeyen hükümetler geleneğinin son başbakanının “ihtilallerden hiç haberimiz olmuyordu. O gece geliyorlar, binaenaleyh üçüncü sınıf vatandaşımız gibi alıp götürüyorlardı” demesini unutmayacaklardır bu ülkenin insanları.
Twitter fenomeni dedikleri, cep telefonu ekranlarının yıldızı dedikleri “fuat avni”ye sözü getirmek için yaptık bu girişi
Kim olduğu, havuz mu olduğu, yavuz mu olduğu hususunda rivayetler muhtelif.
Emniyet operasyonlarının yerini, tarihini ve isim listesini günler öncesinden ilan ediyor rahatsızlığını dile getirenlere itirazlar, uçak yolcularından geliyor.
“Fakat o listelerin yarısı gerçek değil!”
Onda o listeler niçin var, sorusunu çözmeye kapasitesi yetmeyenler, listelerin gerçek olmayan kısımlarında teselli buluyorlar.
Tarih, bu ülkede boşuna mı tekerrür ediyor.