Bin Tır Silah, Bin Türlü Dalavereden Yalnızca Biri!

Abone Ol

Bütün yazılarımız gibi, “Truva Atı Projesi” başlıklı yazımızı da “efrâdını câmi, ağyarını mâni” bir üslupla yazmaya çalıştık. Ancak durum zannedildiğinden de ciddi. Bu bakımdan bu konuyu biraz daha açık yazmaya çalışacağız.

Dostumuz (!), müttefikimiz (!), stratejik ortağımız (!) ABD, Suriye’deki PKK olan YPG’ye(her ne kadar ismini değiştirdiyse de zerdûz palan vursan eşek yine eşektir. Ya da katranı kaynatsan olur mu şeker…) 1000 (yazı ile bin) tır dolusu silah ve askerî mühimmat sevk etti. Gürcistan ve Bulgaristan’a da toplam on bin asker yığdı. Peki, maksat ne? Bu sorunun cevabına bilahare geleceğiz.

Hatırlanacağı üzere, Amerika ilk başta ülkemizle birlikte Rakka’ya operasyon yapmak istiyordu. Trump ve diğer Amerikalı ilgililer, “Türkiye olmadan Rakka’da başarılı olamayız!” diyorlardı. Biz, “Rakkaoperasyonu”nun bir tuzak olduğunu, “Bunların ipiyle kuyuya inilir mi?” başlıklı yazımızda belirtmiştik. Ancak onlar bizi ateşe sokmakta ısrarlıydı. Tıpkı karga ile tilki hikâyesindeki tilkinin karganın ağzındaki peyniri almak için, “Sesin ne güzel karga kardeş! Hele bir şarkı söyle de dinleyelim!” demesi gibi, Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın referandumu kazanması üzerine tebrik telefonu açıyor ve “Beraber yapacağımız çok işler var!” diyordu. Neredeyse, “Beraber yürüdük biz bu yollarda!” şarkısını söyleyecekti. Ancak bizimkiler bu numarayı yutmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan; “PKK konusunda Obama bizi aldattı” diyordu. Bunun Türkçesi şuydu: “Size güvenmiyoruz!”

Ülkemiz onların sözüne kanarak Rakka operasyonuna katılmış olsaydı, olacağı şuydu: Onların taşeron terör örgütü DEAŞ bir yandan, YPG bir yandan bize saldıracaktı. Tel’abyad’ın kontrolü bizde olmadığı için Rakka’ya lojistik destek de çok zordu. Ordumuz orada “kurt kapanına” alınacaktı. Biz bu numarayı yemeyince bu defa “bin tır silah yardımı” planını devreye soktular. Burada kullandıkları figüranlar, “Truva atı projesi” ile yetiştirdikleri Suriye’deki Kürtlerdi.

Aslında işin özü şuydu: İslâm düşmanı güçler, bütün İslâm dünyasında, âbâ ve ecdâdı Müslüman olanları, İslâm’dan ve Kur’an’dan koparmak için çok planlı ve sinsi bir çalışma içerisine girmişlerdi. Gerçek Müslümanları, fakir ve cahil bırakacak, tefrika zehrini aralarına yayacaklardı. Müslümanların iman esaslarını zedelemek, başta cihad olmak üzere Müslümanlara izzet ve şeref veren değerleri yok etmek için çalıştılar. Bunun için, her köşe başına market açar gibi, dinin ticaretini ve simsarlığını yapan, gerçekte bütün ipleri kendi ellerinde olan gruplar, hizipler, çakma tarikatlar açtılar. Ruhu öldürdüler, şekle ehemmiyet verdirdiler.

İşte Suriye’de kullandıkları kimseler de bu dehşetli oyuna gelmiş kimselerdi. Şimdiki canavar Esad ve onun babası Suriye’deki bu Kürtlere vatandaşlık bile vermemişti. O insanlara baskı yapmış, cahil bırakmış, dinlerini öğrenmelerine izin vermemişti. İşin doğrusu, Suriye’deki rejim yıllarca “Truva Atı projesini” uygulamışlardı. Tıpkı tereyağının bozulunca zehir olması gibi, babaları, dedeleri Müslüman olan Suriye’deki o gençler, İslâm’ın azılı düşmanlarının elinde oyuncak olmaya gönüllü hale getirilmişlerdi. Öyle ya, paraysa para, elbiseyse elbise, silahsa silah. Eh işin içinde devlet vaadi de vardı. Öylesine değerlerini kaybetmişlerdi ki, komşuları olan Arap ve Türkmenleri hunharca katletmekten, mallarını gasp etmekten çekinmiyorlardı. Yani, Truva atı projesini uygulayanların gözünde tam kıvama gelmişlerdi.

Asıl hedef ülkemizdi. BOP devrede idi. Irak fiilen üçe, Libya yediye, Suriye beşe bölünmüştü. Sırada ülkemiz vardı. YPG’ye bin tır dolusu silah verilmesi ise, “Büyük İsrail Projesini” gerçekleştirmek için çevrilen bin türlü dalavereden yalnızca biri idi. Peki “Kanije muhasarası”ndan da çetin bu zorlu şartları aşmanın ve durumu lehimize çevirmenin yolu yok mu? İşte gerçek “âkil adamlar” buna kafa yormalı.