Gündem

Bilyeli Prangalarımız

Bilyeli Prangalarımız

Abone Ol

Şehvetler ve şüpheler

Şehvetler ve şüpheler akidemizin gevşeyip sulanmasına, ibadet eksikliğimizin ve kul haklarımızın çoğalmasına en çok neden olan iki hastalığımızdır. Yaratılış maksadımız olan imtihanın en bariz görünen noktası şehvetlerimizdir. Hayatın neresinden tutulursa orada bir şehvet etkisi görülebilir. Sabah namazını ihmalde uyku şehvetimizin etkisi olduğu gibi, bir kul hakkını ihlalde de bencillikte özetlenen tamah ve biriktirme şehvetimiz vardır. Şehvetler yüzünden Allah‘ın bir nûru olan şer‘i ilimden mahrum kalıyoruz. Rızkımız ve bereketimiz eriyor. İbadete soğuk kalıyor, değil gerekeni asgarisini bile eda edemiyoruz.

Şehvetlere esir olmadan yaşamak zorundayız

Ancak şehvetler, bize sonradan bulaşmış mikroplar değildir. Onlar ilk yaratılışımıza Allah‘ın yerleştirdiği, öz bünyemizde var olan hususiyetlerimizdir. Şehvetlerle ama onlara esir olmadan ve onları köreltmeden yaşamak zorundayız. Çünkü imtihanı kazanmamız, şehvetlerimizi dizginleme ve şehvetlere rağmen kulluk yapabilmemizle doğru orantılıdır. Şehvetlerle iç içe bir hayat doğal bir hayattır. Bizi Allah‘a kulluktan koparmaya çalışan şeytanın bize sokulacağı menfezler şehvet menfezleridir. Biz şehvetlerimize esir olmadan kulluk yapabilmenin yollarını öğrenmek ve imtihanı kazanıncaya kadar gayret etmekle yükümlüyüz. Şehvetleri kökünden yok etmek gibi bir amacı uygulamak isteyenler daha ağır sıkıntıları kendi elleri ile icad etmiş oldular.

Şehvetlere esir düşme nedenlerimiz

Yaratılış maksadını bilmekten uzak olmak, yani cehalet en birinci nedendir. Cahil olan şehvetine esir yaşamaya daha yakındır. Ne var ki, ‘bilmek‘ de kesin kurtulmak değildir. Bilenin de önünde bir başka şehvet imtihanı beklemektedir. O imtihanı geçenin bir diğer imtihana hazır olması, ondan bir başkasına geçmesi... Ta yakîn gelinceye kadar usanmadan gayret etmesi esastır. Çünkü şehvetler Rabbimizin dünya hayatını bir imtihan alanı olarak belirlemesinden kaynaklanan değerlerdir.

Şehvet, sadece cinsel istekler değildir!

Şehvet denince sadece cinsel isteklerimizi düşünmemiz de hatadır. Evet, cinsel isteklerimiz en bariz şehvetimizdir. Fakat insanın bünyesinde en az cinsi şehvet kadar etkili olan başka şehvetler de vardır. Mal biriktirme, çocuk sahibi olma, şöhret kazanma ve dünyanın cazibesinden yararlanma...

Her biri imtihan maksatlı olarak etrafımıza dizilmiş ve gözümüze, beynimize hoş gösterilmiş şeylerdir. Cinsel şehvetimiz kadar onlardan da sorumlu ve sorunluyuz. ‘Tûl-i emel‘ bir afettir. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak, ölümü bizim değil, başkalarının kaderi gibi görmek, beraberinde şehvetlere esir olmayı getirmektedir. Hâlbuki ölümle burun burunayız.

Ölümü düşünmüyor, edebiyatını yapıyoruz

Öyle inanıyoruz; ama dünyada ebediliği yansıtan bir anlayışla yaşıyoruz. Ölümün edebiyatını yapıyoruz sadece. Toprağın altında kalacağımız sürenin üstünde kalacağımız süreden çok daha fazla olduğunu kesin bildiğimiz halde emeklerimizin büyük bir bölümü toprağın üstünde hem de altına yararı olmayacak şeylerden oluşmaktadır. ‘Âl-i himmet‘ değiliz. Büyüklerle çocuklar aynı şeyleri konuşabiliyor, sesi daha gür olanın sözü dinleniyorsa o zaman şehvetler esir eder, hatta ezer. Meclislerimizde konuşulan meselelerimiz, ebedi bir hayata hazırlanan bir müminin meseleleri olması gerekirken, üzerimize suni gündemle salınan konuların basitliği altında kaybolup gidiyoruz. Müminlerin ve insanlığın derin meseleleri, bizim derin dertlerimiz dar bir gurubun konuları gibi algılanıyor. Ciddi konuları konuşmaya utanacak hale geldi.

Askerlik ve diploma, evliliğe engel değildir!

Evliliği geciktirmede bir sakınca görmüyoruz. Vakti gelip geçmiş gençler, evlilikleri geciktiği için şeytanın ağlarıyla iç içe bir hayatı yaşayabilmekte, velileri de diploma, iş askerlik gibi sathi özürleri, harama karşı tek barınak olan evliliğe engel yapmaktadırlar.

Kadınların üzerinde oynanan oyunları sadece onların açısından irdeliyoruz. Kadınların açılıp saçılmaları, kapitalist ekonomiye motor olmaları sadece onları eritmiyor; anneyi, eşi alıp götürüyor. Kadını bir dünya görüp, onun yükselmesi ve alçalmasını bütün bir insanlığın yükselmesi ve alçalması olarak görmek istemiyoruz. Bize ait bir ‘mahrem-namahrem‘ vardı! Bir ‘haremlik-selamlık‘ vardı! Bakma edebi, utanma vardı. Ev ahlakımız vardı!

Kültür etkileşimini basit uygulamalardan görüyoruz. Hayatı yaşama tarzını özetleyen kültürlerin, aslında inanç ve ilkelerden oluştuğunu, yeme içmeden, dinlenmeye, gezmeye kadar hayatın bütün renklerinde kültürler arası benzeşmenin sonunda inancı da etkileyebileceğini ve akıbet olarak, maddeyi ve şehveti abartan bir kültürü taklit etmenin aynı sonuca götüreceğini, şehvetperest bir mantıkla hayata baktıracağını anlayamıyoruz.

İsraf aldı başını gitti. Sudan zamana kadar en değerli neyimiz varsa israfında beis görmüyoruz. Şehvetler israfı israf da şehveti körüklüyor...

Şehvetlere esaret sadece uhrevi bir yıkım değildir

Şu veya bu şehvet çılgınlığı, sadece ölümden sonraki hayatta cezalandırılacak bir aşırılık değildir. Şehvetler, henüz dünya hayatını yaşarken musibete dönüşen bir bataklıktır. İnsanlığı tehdit eden salgın hastalıklar şehvetlere esaretin sonucudur.

İnsanoğluna yetmeyen ve bir bölüm insanın aç kalmasına neden olan toprak ürünlerindeki seyreklik şehvetlere esaretin sonucudur. Yaygınlık kazanan ve önü alınamayan bağımlılıklar, sapık ilişkiler şehvetlere esaretin sonucudur. Savaşlar ve toplu katliamlar, işgaller büyük şehvetlere esaretin sonucudur.

Aile bağlarının çözülmesi, ailevi ilişkilerde doyumsuz bir noktaya gelinmesi şehvetlere esaretin sonucudur.

En büyük şehvet: Cinsiyet (kadın / erkek) Şeytan, nefis ve beşerî şer odakları, insandaki cinsellik şehvetini adeta kudurtmak için yarışmaktadırlar. Neredeyse bütün yönler onu göstermekte, bütün yatırımlar ona yapılmaktadır. Sonu gelmez istekler, sınırsız zevkler, zapt edilemez arzular hep onun etrafında dönmektedir. Ümmetine, ‘kadın fitnesi kadar‘ zararlı bir fitne bırakmadığını söyleyen sevgili Peygamber aleyhisselam efendimiz ne güzel söylemiştir!

Para, arsa, yatırım, araba, spor, gezi, ev, iş yeri, diploma!

Subhanallah! Ne kısır bir döngü... ‘Egoistliği‘ özümser gibi olduk. Ümmete mal olmak, insanlık için yaşamak edebiyat oldu. Her şeyde ölçü ‘ben‘ olunca, şehvetlerle dolu bir ‘ben‘den başka ne beklenebilir? Çevreden, örf ve adetlerden aşırı etkileniyoruz. ‘Ne derler?‘ sorusuna hak ettiğinden fazla değer biçtik. Ne derse desinler, yeter ki hak olsun demekte zorlanıyoruz.

Durum bu olunca da birbirimizin şehvet kamçılayıcısı, şehvetlere uzanan maşası oluyoruz. Birbirimizi hayra teşvik edecek yerde, kapitalist akla sürüklüyoruz. En büyük değerlerimizi, mukaddesatımızı bile bu anlayışa harcıyoruz. Büyük bir ecir kaynağı olan ‘oruçluyu iftar ettirmeyi‘ bir mutfak şovuna çevirebiliyoruz. Hac gibi bir ibadeti ‘dini turizm‘ olarak görebiliyoruz.

Önce örneklerimiz çürüyor!

Örneklerimiz basit ve geçici değerlerin örnekleri olmaktadır. Zenginleri, meşhurları, maalesef meşgalesi helal olmayanları örnek görüyoruz. Alenen olmasa bile sinsi bir şekilde onlar gibi olma özentimiz bizi kemiriyor. Kur‘an‘ın örnek gösterdiği insanlar bizim için etkileyici örnekler olamıyor. Yazlık yapanlar, villa, yalı yapanlar gözümüzde büyürken; sarayları bırakıp mağaraya kapanan Ashab-ı kehfi sadece konuşuyoruz.

İkinci defa evlenenlerden konuşuyoruz da, yatağından şehadete koşan Hanzele‘yi anlayamıyoruz. Ne iz bırakıp giden geçmişteki iyi örnekler ne de halen yaşayan iyi örnekler bizi etkilemiyor...

Çaresiz değiliz

Çeşidi ne olursa olsun şehvetlerle imtihan edildiğimiz bir dünyada eli kolu bağlı çaresiz değiliz. Ne şehvetlere esir oluruz ne de şehvetlerin kökten yok olması için çalışırız. Ortada ve dengede bir programımız şudur:

- Kâmil bir iman için uğraşırız. Takvası, murakabesi, korku-umut dengesi, vela-berası, ilmi-ameli ile kâmil bir iman mücadelesi içinde oluruz.

- Göze, kulağa dikkat! Göz şeytanın oklarından bir oktur. Gören düşünür, düşünen şehvete dalar. Şehvete dalan şeytanın istediğini yapar. Gözü çıldırtan uygarlığın şerrinden Allah‘a sığınırız. Müziğin şeytanın araçlarından olduğunu unutmayız.

- Evliliği, kurarken ve sürdürürken ciddiye alırız. Herkes evlendiği için değil, yaratılmanın bir gereği olduğu için evleniriz. Vücudumuzun ihtiyacını tatmin edecek bir evlilik yapmaya çalışırız. Evliliğin gecikmesini tehlike görürüz.

- Şehvetlerimizi kamçılayacak yer ve etkilerden uzak kalmaya çalışırız. Kadın erkek baş başa ya da karışık bulunulan ortamlarda bulunmayız. Allah Teâlâ‘nın Kur‘an‘da ‘zina etmeyin‘ değil de ‘zinaya yaklaşmayın‘ demesindeki hikmeti kavramaya gayret ederiz.

- Şeytanın boşu doldurmayı daha kolay başardığını unutmayız. İbadet ve ibadete kaim çalışmalar yerine boş vakit üretirsek, şeytan için daha kolay yutulur bir yem olabiliriz.

- Düşünce kalkmayı ihmal etmemeliyiz. Düşmekten değil, düşüp kalmaktan korkmak gerekir. Belirli bir Kur‘an ve zikir virdi takip etmek kuvvetli koruyucudur. Vaktinde ve cemaatle kılınan namazın koruculuğunu ise hiç unutmamalıyız.

- Çevre kimliktir. Kiminle beraber olduğumuz, kimin sofrasında yiyip içtiğimiz, dertlerimizi, sevinçlerimizi kiminle paylaştığımız ziyadesiyle önemlidir. Beraber bulunduklarımızın etkisinde kalmadan yaşamamız neredeyse mümkün değildir.

- Ve hiç unutma! Hayatımız bir cihad bütünüdür. Küfürle cihad, şeytanla cihad, nefisle cihad... Cihad... Cihad...

Şehvetlerden korunup uzak durmak, onlara battıktan sonra kurtulmaktan daha kolaydır!