1925 senesinde çıkartılan tekke, zaviye ve türbelerin
ortadan kaldırılmasını emreden kanun, büyük ölçüde amacına ulaştı. Ecdadımızın
yüzlerce yıl gözü gibi bakıp ayakta tuttuğu türbelerden yüzlercesi, kanun çıktıktan
sonra yağmalandı, yıkıldı ve yok olup gitti.
Bu ülkede cumhuriyetin kurulduğu yıllardan itibaren hemen
hemen bugünlere kadar İstanbul da İslam kültürünün bir parçası olan türbeler ya
yağmalandı ona buna peşkeş çekildi ya da değişik bahanelerle yıkıldı. Yazılı
belgelere ve kaynaklara göre İstanbul da bulunan tarihi eserlerde köklü olarak
düzenleme yapan 30. Osmanlı Padişahı Sultan ikinci Mahmud dur.
Sultan Mahmud zamanında Bakanlar Kurulu kararı ile
kapsamlı bir kültür ihya programına başlanmış ve yaklaşık olarak 350 civarında
türbe ihya ve restore edilmiştir. Sultan Mahmud zamanında restore edilen ve
kaydı tutulan bu 350 türbeden ne yazık ki bugün 250 si yerinde bulunmamaktadır.
O 350 türbeden bugün sadece 100 tanesi ayakta durabilmektedir.
Tekke zaviye ve türbelerin kapatılmasına dair 1925
senesinde çıkarılan kanundan sonra sahipsiz kalan türbeler, zamanın, tabii
afetlerin, gecekonducuların ve arsa yağmacılarının hışmından kendilerini
kurtaramadı. Sultan İkinci Mahmud döneminde restore edilen ya da yeni baştan
yapılan 350 türbenin 250 si bu sosyolojik ve travmatik sürece bizzat varlıkları
ile şahitlik etmişlerdir.
Bahsedilen süreçte yani 1925 ile 1950 seneleri arasında
yağmalanan türbelere halkın tepkisinin artması üzerine, zamanın iktidarının
1950 yılında çıkardığı bir izinle Eyüp Sultan Camii bahçesindeki Eba Eyyüb-el
Ensari ra ile sadece Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan
Süleyman ın türbelerine bakım ve onarım müsaadesi verildi. Geriye kalan
yüzlerce türbeyi ise sadece halkın onlara duyduğu sevgi saygı ve geçmişe karşı
duyulan özlemle birlikte ahde vefa duygusu ayakta tutabildi. Tutabildiği
kadarıyla elbette.
1925 den itibaren resmi olarak yürütülen ve 1980 lerden
sonraki senelerde kurulan hükümetler tarafından yumuşatılan geçmişi inkâr
politikası üzerine bu açılmasına müsaade edilen türbelerin üzerine 10 türbe
daha eklendi. Bu türbeler; Ayasofya Müzesi kapsamında bulunan Ayasofya
Türbeleri, Sultan Mahmut Türbesi, Hatice Turhan Sultan Türbesi, Yavuz Sultan
Selim Türbesi, 3. Selim Türbesi, Cedat Tevatin ve Beyazıt Türbelerindeki
restorasyonlar ise uzun seneler süren tamirat sürecinden sonra Bin dokuz yüz
doksanlı senelerin sonlarında nihayet bitirilebildi. Bu durum karşısında,
restore sürecinin türbenin en baştan yapılmasından daha uzun sürmesinin sebebi
kendisine sorulan Türbeler Müze Müdürlüğü yetkilileri, türbelerin restorasyonu
konusunda kendilerinin en ufak bir söz sahibi olmadıklarını ve yanlış
restorasyona dahi müdahale edemediklerini belirtiyorlar.
Türbelerin bakımı ve onarımı konusunda Türbeler Müze
Müdürlüğü nün fonksiyonu yok denecek kadar az. Sadece Eyüp Sultan Türbesine
görevli tahsis ederek bakımını ve temizliğini düzenli olarak yapıyor. Müze
müdürlüğü,
Bu arada kendilerine ait olan Şeybet ül Hudri ra ve
Mehmed ül Ensari ra türbelerinin temizliği ve bakımı ise son yıllara kadar
kendini bu işe adamış gönüllü vatandaş tarafından yapılıyordu. Yine Kariye
Camii nin bahçesindeki türbenin de yani şu an ki müze olarak kullanılan
bölümde bulunan yoldan aşağıya inerken sol taraftaki yeşile boyanmış türbe
bakımı gönüllüler tarafından yürütülmektedir.
Sahabe Mezarları şu an ne durumda
Başta Kültür Bakanlığı olmak üzere ilgili kuruluşlar
sorumluluklardan kaçtıkları için iki binli yıllara kadar perişan bir halde yok
olmaya mahkum olan sahabe mezarları son senelerde yapılan bir takım kültürel
hamle ve girişimlerden sonra Allaha şükür ki düzelmeye ve ihya olmaya
başlamışlardır.
İstanbul un manevi tapuları demek olan bu yeşil
türbeler in, sahabe kabirlerinin ne yazık ki bu ülkede onlarca sene süren
içler acısı durumu devam etti. bu on yıllarca süren ilgisizlik ve viranelik
durumundan yararlanan milli duygu ve şuur yoksun aciz tipler, türbe ve
mezarlıkları kazıyarak yerlerine gecekondu yaptılar. Dolayısıyla bu muhteşem
düzeydeki maneviyat deposu olan mezarlar ya tamamen kaldırıldılar, ya da basit
basit alelacele kurulan köhne gecekonduların bahçelerinde mahfuz kaldılar.
Bu durum o denli ileriye gitmiş ki, çocukların oyun
sahası haline gelmiş sahabe mezarları bile olmuş. Sahil kesiminde bulunan
sahabe mezarları üzerine civarda bulunan evlerin balkonlarından kadınlar halı
silkeliyor, çamaşır asıyor. Sur içi bölgesinin Unkapanı, Cibali, Çarşamba,
Balat, Fener, Ayvansaray ve Eyüp civarındaki kentsel dönüşüm içinde
barındırdığı manevi kıymetler de göz önünde bulundurularak acilen bitirilmeli
ve modern bir görünüm kazanmalıdır.
Allah Resulü Sevgili Peygamberimizin Ahmet Bin Hanbel in
EL MÜSNET isimli hadis kitabında da beyan edildiği üzere var olan müthiş
İstanbul hadisi mucibince ki hadis-i Şerif tam olarak şöyle söylemektedir;
Letüftehanne l Kostantıniyyete, ve le ni mel emirü
zâlike l emr, ve le ni mel ceyşü zâlike l ceyş yani;
Kostantiniye, bir
gün fetholunacaktır. Onu fetheden asker ne güzel asker, onu fetheden komutan ne
güzel komutandır.
Müjdesine nail olabilmek için Hülafa-i Raşidin, Emeviler
ve Abbasiler döneminde beş kez İstanbul u kuşatan Müslüman orduları ile beraber
surların dibine kadar gelen ve burada savaşarak şehit düşen Eshab-ı Güzin in
kabirleriyle ilgilenecek, tek işi bu olacak bir kurum Türkiye de ne yazık ki,
ne yazıklar ki yoktur ve galiba hiç olmayacaktır.
Daha düne kadar taşları kırılmış, sıvaları dökülmüş,
pencereleri parça parça olmuş türbelerin bakımını, tamiratını, temizliğini
vatandaşların yapması ise kanunen yasaktı ve bu mübarek beldeler örümceklerin,
tinercilerin, evsizlerin barkı olmuştu. Halk işte bu emanetleri temizlerken her
şeyi göze alarak kanunlar aleyhinde ilgilenmişlerdi bu yapılarla içerideki
mübareklerle. Şimdi çok şükür durum o kadar da kötü değil. Yani belediye ve
vakıflar geç de olsa üstlerine düşen vazifeleri yapmaya başladılar.
İstanbul daki türbeler gerek Vakıflar Genel Müdürlüğü
gerekse de belediyeler tarafından kısmen de olsa restore edilip aslına uygun
hale getirilmiştir. Ancak ülkenin her yeri her şehri böyle midir Elbette hayır
zira bugün bile yani 2014 Türkiye sinde mesela Edirne deki türbeler ne yazık ki
içler acısı durumunu devam ettirmektedir.
Edirne merkezde bulunan Karanfiloğlu Caddesi nde mezarı
olan Hasan Baba türbesi evlerin arasında bakımsız bir şekilde hâlâ duruyor.
Karanfiloğlu Caddesi nde bulunan Hasan Baba Türbesi nin bakımsız olmasına
çevrede oturan vatandaşlar tarafından bile tepki ile karşılanıyorken yetkililer
ne yazık ki bu tepkileri görmezden geliyorlar.
Konu ile ilgili haber yaban İHA ya bağlı muhabire beyanat
veren çevre sakinleri ve türbenin komşuları, Mahalle sakinlerinin kendi
imkânlarıyla temizlik yaptıklarını ama iyi bir bakımdan geçmesi gerektiğini
belirttiler.
Ne kadar tuhaf bir süreç yaşamış bu güzel ülke Türkiye.
Kendi atasına dair eşyaya ve tarihi değerlere bu derece soğuk ve mesafeli duran
başka memleket ve halk var mıdır acaba Tuğra kazıma Kanunu ile tarihi
binaların kapısında bulunan tuğraların kazınması, şapka inkılâbına muhalefet
ettiği gerekçe ile mezar taşlarındaki sarık ve kavuk türü taşların kırılması,
beş yüz metrelik bir daire içinde iki cami olmaz kuralı getirilerek yüzlerce
caminin yıkılıp yüzlercesinin açık arttırma yolu ile satılması, camilerin ahır,
meyhane, tuvalet, depo, bar, pavyon, marangoz, nalbant, askeri kışla, mutfak ve
daha nice şekillerde kullanılan binalar haline getirilmesi ne yazık ki hep
bizim ülkemize nasip olmuş icraatlardır.
Rabbim kim yanlış yapıyorsa onu düzeltip doğru yola
soksun. AMİN
Muhabbetle
AHMET ANAPALI