Bilinmez meşhur

Abone Ol

Bütün yanlışların, günahların, hataların, soygunların, ihanetlerin, kirli savaşların temelinde bencillik vardır.

Arapçası, enaniyyet olan bu kelime, batı dillerinde egoizm olarak geçermiş.

Şeytanı cennetten çıkaran, Allah’ın lanetine uğratan onun bencilliğidir.

Firavunu sarayından eden, denizde ordularıyla beraber boğulmayı sağlayan egosunu artırmasıdır.

Hatta Naziat süresinde haber verildiğine göre Firavun, kendisini Rab olarak ilan etmiştir.

Tarih içinde milyarlarca insan kendisini ilah ilan etmese de kendi aklına göre Allah’a sınır çizmeye kalkmıştır.

Çağdaş kâfirlerimiz de “Allah, her şeyi yaratmıştır, yönetimi bize bırakmıştır, onu dünya işlerine karıştırmayız” diyerek Allah’ın kitabını elleriyle arkaya atıvermişler ve şeytanlaşmış insanların koyduğu kurallara uymuşlar.

Bir kısmı da inandığı Allah’a şekil vermeye kalkmış ve fil, sığır, ateş, İsa aleyhisselamın resim ve heykelleri... gibi şeylere benzeterek putunu yapmış ve ona tapmış, hâlâ da yapmaya ve tapmaya devam ediyor. Kıyamete kadar da bu devam eder.

Halbuki Rabbimiz,

11- Göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Size sizden eşler yarattı. Hayvanlardan çift çift verdi. Böylece sizi üretiyor. O’nun benzeri gibi bir şey yoktur. O işitendir, görendir.” (Şura süresi ayet 11)

Onun benzeri yoktur.

Ama biz, insan olmamız hasebiyle Allah’a hayalimizde bir şekil veririz.

Mesela, “Allah’ü Ekber/ Allah en büyüktür” dediğimizde en büyük neyi biliyorsak onu hatıra getirdikten sonra ondan da büyüktür diye hayal ederiz.

Bu tür hatıra gelenler günah değildir ama “Bu budur, başka değildir” demek hem günah hem de insanı küfre götürür.

İslam tarihi içinde Müşebbihe veya Mücessime diye isimlendirilen sapık mezhepler Allah’a akıllarıyla sınır çizmeye kalkmalarından dolayı sapıtmışlardır.

Rabbimizi biz, bu akılla hakkıyla anlamamız mümkin değildir.

Rabbimiz buyurur,

91- Allah’a layık bir şekilde O’nu takdir edemediler...” (En’am süresi ayet 91)

Rabbimiz, bize verdiği nimet karşılığında bizi sorumlu tutacak.

Ne kadar akıl o kadar sorumluluk.

Ne kadar mal o kadar hesap.

Ne kadar sıhhat, o kadar yük.

Ne kadar makam o kadar iş.

Onun için Rabbimiz,

16- Gücünüz yettiğince Allah’tan sakının, dinleyin ve itaat edin, kendiniz için hayır olarak infakta bulunun. Kim nefsinin cimriliğinden korunmuşsa işte onlardır kurtuluşa erenler.” (Teğabün süresi ayet 16) buyurmuş.

Gücümüz oranında onu tanıyacağız, onu seveceğiz ve ona kulluk yapacağız.

Hayallerimiz, bilgi, görgü, tecrübelerimizin kanatlarıyla havalanır.

Herkesin hayali kendincedir.

Onun için herkesin Allah hayali birbirinden ayrıdır.

Biz, kendimize Allah konusunda

“Hatırıma ne gelirse gelsin, Allah’ım, sen o değilsin” deyip geçeceğiz ve onu Kur’an ve sahih sünnette nasıl tarif edilmişse öyle tanımaya çalışacağız.

Dedem Korkut,

“Yücelerden yücesin, Kimse bilmez nicesin,

Güzel Tanrı

Çok cahiller seni gökte arar yerde ister

Sen bizzat müminlerin gönlündesin” Demiş.

Necip Fazıl Kısakürek merhum da,

“Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;

Ve çevre çevre nûr, çevre çevre nûr.

İç içe mîmârî, iç içe benlik;

Bildim seni ey Râb, bilinmez meşhûr!” deyivermiş.

Devam edecek.