Gündem

Bilinçli medya izleyicisi oluşturmaya çalışıyoruz

Bilinçli medya izleyicisi oluşturmaya çalışıyoruz

Abone Ol

Yasemin Çoban, AKODER Yönetim Kurulu Üyesi ve Halkla ilişkiler Sorumlusu olarak, medyanın aile değerlerimize olumsuz etkileri konusunda insanlarımızı bilgilendirmeye devam ediyor. Çalışma arkadaşlarıyla birlikte, yola çıkan Yasemin Çoban, bilinçli televizyon izleyicisi oluşturma ve aileyi koruma konusunda aktif olarak çalışıyor... Kendisiyle AKODER kapsamında yapılan çalışmalar hakkında konuştuk.

* AKODER nasıl doğdu? Medyanın olumsuz etkileri konusunda aileyi bilinçlendirme çalışmalarınıza nasıl karar verdiniz?

Hayatı bilinçli yaşamaya ve bu konularda kendini sürekli geliştirmeye çalışan eğitimli bir gruptuk. Bu süreçte televizyon yayınlarının aile yapımızı, aile değerlerimizi ince ince zedelediğini gördük ve bu tehlike için neler yapılabilir diye düşündük ve çevremizdekilerin de desteğiyle çalışmaya başladık. Bu sorun hepimizi ilgilendiriyordu ve gerçekten televizyon, aile değerlerimizi ve çocuklarımızın saf ve temiz duygularını dönüştürüyor ve zedeliyordu. Bir şeyler yapmamız gerekir diye düşündük ve 2004 yılında "Aileyi Koruma Grubu" ismiyle çalışmaya başladık. Çalışmalarımız bizi sorunun çözümü noktasında çeşitli arayışlara götürdü. Ne yapabiliriz diye sorduk ve konuyla ilgili bir araştırma yaptık. Araştırmalarımız sonucunda RTÜK diye bir kurumun varlığından haberdar olduk. Bu durumda öncelikle şunları yapabileceğimize karar verdik:

- Aile değerlerimize zarar verecek programları RTÜK‘e bildirebiliriz.

- Bu tür programlara reklam verenlerimizle görüşebilir ve söz konusu programın zararları konusunda onları bilgilendirebiliriz

- Kanalı arayabilir ve buradaki görüntülerin getirdiği zararları ifade edebiliriz

Aileye zarar verecek yayınlar konusunda elimizden ne geliyorsa yapmaya çalıştık.

* Çalışmalarınız neticesinde kaldırılan yayınlar oldu mu?

Bu süreçten itibaren bizler televizyonda aile değerlerimizi tahrip eden bu programlar konusunda çeşitli şikayetlerde bulunduk. Tabii ki, şikayetlerimiz neticesinde, kaldırılan yayınlar oldu. Mesela, iki buçuk yaşındaki çocukların oynadığı bez reklamında hoş olmayan bir görüntü vardı, şikayetlerimiz sonucunda bunu kaldırdılar. Ayrıca, Jakler parfümünde müstehcen bir görüntü vardı şikayetimiz neticesinde bu reklamı geç vakte aldılar. Algida Magnum reklamında da hoş olmayan bir görüntü vardı aynı şekilde onu da, girişimlerimiz sonucunda kaldırdılar. Cennet Mahallesi‘nde çocukların dil gelişimini olumsuz yönde etkileyecek tarzda argo ifadeler vardı burada da gerekli önlemler alındı ve argo sözler biplendi....

* Bu süreçte ailelerimizden destek aldınız mı?

Çalışmalarımızı sürdürürken çevremizden yoğun bir destek aldık. İnsanlar bu konuda bir boşluk olduğunu ve televizyonun özellikle aile değerlerini hafife aldığını ifade ediyorlar aktif olarak olmasa da manevi olarak bizleri destekleyeceklerini söylüyorlar ve Yaptığımız faaliyetleri takdir ediyorlardı...

Bizler çevremizdeki kurumlardan ve halkımızdan destek aldığımızda çalışmalarımızın daha da verimli olacağına inanıyoruz. Ancak ne yazık ki insanlarımız yardım deyince sadece ekonomik yardımı dikkate alıyorlar. Mesela yoksullar için para yardımı söz konusu olunca maddi destek veriyorlar ya da birkaç öğrenciye burs veriyorlar ve sorumluluklarını yerine getirdiklerini düşünüyorlar. Elbette bunlara da ihtiyaç var ancak insanlarımız sosyal ve toplumsal bilinçlenme ve dayanışma deyince bunları pek de yardım kapsamında görmüyorlar. Bizi destekliyorlar, böyle bir çalışmaya ihtiyaç vardı diyorlar ama destek beklediğimizde geri çekilebiliyorlar. Oysa yaptığımız iş gerçekten önemli bir iş. Çünkü aile değerlerimiz medya tarafından yıpratılıyor ve çocuklarımız elimizden koparılıyor.

Çalışmalarımız süresince insanlarımızın medya konusunda bilgi ve bilinçlerinin eksik olduğunu fark ettik. Buna kendimiz de dahildik... İnsanlarımızın beklediğimizden daha büyük boyutta bilinçlendirilmeye ihtiyaçlarının olduğunu görünce Dr. Gülsen Ataseven ve Ayla Ağabegüm hocalarımızın da yönlendirme ve desteğiyle 2004 yılında oluşturduğumuz "Aileyi Koruma Grubunu"nu 2007‘de daha da ileriye taşıyarak Aileyi Koruma Ve Destekleme Derneği ismiyle dernekleştirdik.

* Çalışmalarınızda nasıl bir yol takip ediyorsunuz? İnsanlara ulaşmanız zor olmuyor mu?

Ailelere ulaşmamız zor olmuyor ve çalışmalarımıza, halkı bilinçlendirme konusunda yaptığımız toplantılar ve seminerlerle aktif bir şekilde devam ediyoruz. Bir de "Bilinçli Medya İzleyicisi" oluşturma başlığı altında bir çalışmamız var. Burada hedefimiz, her ailede bilinçli medya izleyicisinin oluşmasını sağlamaktır. Yaptığımız çalışmalar kapsamında her ailede bilinçli en az bir medya izleyicisi oluşturmak istiyoruz. Buradaki amacımız, insanlarımıza kültürümüze, geleneğimize, aile değerlerimize aykırı olan televizyon yayınlarını kontrollü izlemeyi önermek ve bu konuda bilinçlendirmektir.

Buna göre aileler televizyonu ya programları seçerek ailece seyrederler ya da kapatıp daha faydalı işlerle meşgul olabilirler. Mesela, sohbet edebilirler, günlük olayları analiz edebilirler, ortak bir kitap okuyabilirler, beğendikleri bir filmi dvd‘den seyredebilirler, gezmeye- ziyaretlere gidebilirler. Zaten AKODER‘in alternatif olarak gönderdiği tv programları bunların çoğunu karşılıyor.

* Anladığıma göre ailelerle birlikte çalışıyorsunuz, bu konuda destek aldığınız kurum ya da kuruluşlar var mı?

Çalışmalarımıza destek veren ailelerin yanında birçok kurumla ortak projelerimiz oluyor. Bu birlikteliği yalnız muhafazakar-dindar kesimle değil bir çok farklı düşünce sahibi insanlarla ve gruplarla da yapıyoruz. İnsanlara nasıl ulaşacağımız ve bilinçli medya izleyicisi oluşturma noktasında neler yapabileceğimiz konusunda fikir alışverişleri yapıyoruz. Çünkü bu yara toplumun ortak yarası. Sorumsuz medya yayınları konusunda herkesin her kesimin bilinçlenmeye ve dayanışmaya ihtiyacı var.

* Televizyonun gençler üzerindeki etkileri konusunda bir çalışmanız var mı?

Bizler çalışmalarımızda bir bütün olarak aileyi ele alıyoruz. Ailenin içinde, anneler, babalar, çocuklar, gençler de var. Ancak bizim bir genç grubumuz da var onlarla konuyu değerlendiriyor ve destek vermeye çalışıyoruz. Ne yazık ki, gençlerimiz medyadan çok fazla etkileniyorlar. Bu sorunu ortadan kaldırabilmek için, bizler yayınların ailece izlenmesi yönünde teşvik ediyoruz. Ancak bu konuda yapılan araştırmalar yayınları ailece izleme oranının % 4 olduğu yönündedir. Bu oldukça düşük bir rakam... Yani çocuklarımız medya yayınlarına karşı korunmasız bir şekilde her türlü tehlikeye açık hale geliyorlar.

* Televizyondan toplum olarak etkileniyoruz ancak bazı kesimler bu konuda daha büyük risk taşıyorlar değil mi?

Televizyonun yıkıcı etkilerinden bütün aile yara alabiliyor. Özellikle gençler çok fazla etkileniyorlar. Sekam‘ın yaptığı bir araştırma var, burada "nikahsız yaşayan bir komşunuz olsa tepkiniz ne olurdu" diye sorulmuş. Eğitimli kesim, hiç tepki vermemiş, olabilir demişler, halk ise böyle bir şeyi istemem demiş. Aynı şekilde, homoseksüellerle ilgili sormuşlar, üniversiteliler, saygı duyarız arkadaş oluruz demişler, halktan kişiler ya da ilkokul mezunu insanlarımız böyle bir şeyi kabul edemem demişler. Yani burdan şunu çıkarabiliriz eğitim seviyesi artıkça değerlerimize sahip çıkma oranı düşüyor. Aynı zamanda, medya kuruluşları aracılığıyla, bu değerleri yok sayma hafife alma girişimleri özellikle televizyon tarafından farklı şekilde halkımıza empoze ediliyor. Aynı zamanda televizyonun modern kültürün taşıyıcılığını yaptığını ve eğitim alan insanların kendilerini daha modern ve daha hoş görülü olarak tanımladıklarını aile değerlerini hiçe saydıklarını görüyoruz... Bu konuda göç de önemli bir faktör tabi. Göçen insan, yakınlarının, dostlarının kontrolünü kaybetmiştir ve televizyonun ağına kolayca takılabilmektedir. Modern zihniyet bir tek kültür var o da benim kültürüm diyor ve bunu daha çok televizyon aracılığıyla empoze ediyor. Buradan beslenen insanlar haz peşinde koşuyorlar. Diziler aşk kutsaldır diyor, evli olsan da aşkının peşine düşmelisin mutlu olmalısın diyor. Bu zihniyetler aşk için her şeyi reva görüyor, buradan beslenen kişiler de haz peşinde koşmaya başlıyorlar. Araştırmalara göre, ailenin parçalanmasında en büyük etkeni evli çiftlerin birbirlerini aldatmaları olarak ortaya çıkıyor...

Oysa televizyonlardaki bir çok dizide aşkı için yuvasını dağıtan eşler mücadeleci ve başarılı kişiler olarak gösteriliyor. Buna karşın, bu televizyonlarda dağılan yuvalardan hiçbir görüntü hiçbir iz göremiyorsunuz.

* Çalışmalarınızı çeşitli yayın kurullarıyla paylaşıyor musunuz? Bu konuda bir çalışmanız var mı?

Yılda bir kere çıkardığımız bir dergimiz var çalışmalarımızı burada yayınlıyoruz.

* Son olarak neler söylemek istersiniz?

Çalışmalarımız neticesinde medyanın farklı okunması gerektiğine inandık. Bir insan alkol komasından ölüyor, televizyon yayını sadece ölüme vurgu yapıyor, o kişinin ne kadar iyi bir insan olduğundan bahsediyor. Alkolün ne kadar zararlı olduğundan, kişiye, aileye ve topluma verdiği zararlardan hiç bahsetmiyor.  Ya da dizilerde müstehcen sahneleri oynayan kadına "sanat için her şeyi yaptı" diyorlar ama bu sahnelerin zararları üzerinde hiç durmuyorlar. Bu konuda insanlarımıza ekranda görünenlerin her zaman doğruları ve gerçekleri yansıtmadığını ifade etmek isterim ve söylenen sözleri-görüntüleri analiz etmelerini ve farklı bir bakış açısıyla değerlendirmelerini tavsiye ederim...

Olumsuz yayınlara karşı sivil inisiyatif

* Derneğin çalışma alanları neler? Çalışmalarınızın daha etkili olabilmesi için nasıl bir yol takip ediyorsunuz?

Derneğimizin çalışma alanı ve hedefi aileyi medyadan gelen olumsuz yayınlar konusunda önlemler almaya teşvik etmek, bilgilendirme konusunda yardımcı olmak, bilgilerimizi paylaşmaktır. Yani, ailenin değeri ve önemini bir kez daha hatırlatmak. Çalışmalarımızla, bir nevi insanlarımızı bilinçli izleyici olmaya teşvik ediyor ve izleyecekleri yayınlar konusunda uzmanların yardımıyla bilgilendirmeye çalışıyoruz. Bu kapsamda onları yönlendirerek olumsuz yayınların durdurulması konusunda da sivil insiyatif oluşturmaya çalışıyoruz.

* Ülkemizde ya da başka ülkelerde benzer çalışmalar var mı takip ediyor musunuz?

Bu tür çalışmalar dünyanın her yerinde var. Çünkü empoze ettiği hayat tarzıyla aileyi yıpratan televizyon programları, sadece bizim toplumumuzda değil bütün dünyada bu tahribatı yapıyor. Bu konuda resmi kurumlar ya da sivil kuruluşlar ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar. Mesela ABD‘de "Ebeveyn İzleme Kurulu" var. Bu kurum toplumun değerlerine aykırı olan yayınlar konusunda halkı bilinçlendiriyor ve topluca protesto ediyorlar yayını durdurmaya çalışıyorlar. Dünyada RTÜK‘e benzer denetleme kurumları var ve bu kurumlar aileyi ve toplumu sorumsuz yayınlardan korumaya çalışıyor. Mesela ABD‘de televizyonda canlı olarak yayınlanan programda bir kadın şarkıcının göğsü açılmıştı, bunun sonucunda kanala milyarlarca dolar ceza verildi. Hatta bu olaydan sonra, kanallar programlarını, "olumsuz yayınlara" müdahale edebilmek için direkt vermiyorlar, bir iki dakika sonra ekrana veriyorlar. Bizim ülkemizde de, televizyonlarda yayınlanan programlarda bu tür sakıncalı yayınları önleyebilmek için RTÜK Başkanı bu uygulamayı önermişti. Şu anda canlı yayınlarda bu uygulamayı yapan televizyon kanalları var.

"Bilinçli medya izleyicisi oluşturma"

* Çalışmalarınız kapsamında, ailelerin medyadan etkilenme durumuyla ilgili araştırmalarınız oldu mu?

Bizler bir süre önce yaptığımız bir anket araştırmasında yedi yüz kişiye, "televizyonun aile değerlerimize zarar verdiğini düşünüyor musunuz" diye sorduk. Sorduğumuz kişilerden % 85‘i evet dedi. Bu konuda yaşanan sorunun herkes farkında ancak sorunun ortadan kaldırılabilmesi ancak bilinçli medya izleyicisi oluşturmakla mümkün olabilir.

Çalışmalarımız arasında önemsediğimiz "bilinçli medya izleyicisi oluşturma" projemiz bu noktada önemli bir boşluğu dolduruyor. Burada insanlarımıza öncelikle takdir ettikleri televizyon yayınları için bu kanalları arayıp teşekkür etmeyi öneriyor ve zararlı olanları için de tenkit etmeye teşvik ediyoruz.

* Biraz önce alternatif program önerilerinden bahsettiniz bunu biraz açar mısınız?

Bizler çalışmalarımızda ailelerimizin hep beraber izleyebileceği programların listesini çıkarıyor ve insanlarımıza e-posta yoluyla ulaştırıyoruz. Bu çalışmayı günlük yapıyoruz. Ailelerimiz her gün kendilerine ulaşan yayın listesini kontrol ediyor ve izleyecekleri programları seçiyorlar. Seçtikleri programları seyrettikten sonra televizyonun kapatılmasını da öneriyoruz. Ayrıca televizyon yayınlarının daha pozitif ve olumlu konuları gündeme getirmelerinin gerekli olduğunu düşünüyoruz. Televizyonu açıyorsunuz karşınıza, cinayetler, tecavüzler, şiddet ve ihanetler çıkıyor. Bu tür programlar toplumun ruh sağlığını etkiliyor. Bunun yerine insanlarımıza mutluluk, huzur iyilik empoze eden yayınlara yer verilmeli diye düşünüyoruz.