Bilinç Kaybı

Abone Ol

Herkes bir ölçüm derdinde. Kimse kimseyi sallamıyor, millete adam beğendiremiyoruz. Kafalar, eksik, yanlış, kusur odaklı çalışıyor. Biraza kimse razı değil, herkes tam olsun istiyor. Bu arada etrafta herhangi bir tam tanıdığımız da yok. Tam olunca insan olunmaz ki zaten. İnsan eksik olandır, kusur sahibidir, yanlış yapar, günah işler arada da tövbe eder ya da etmez. Onu da kendisi bilir. Kimse kimseyi bir şeye zorlayamaz, zorlayarak bir şey olmaz, belki bir şeyler olur da güzel bir şey olmaz. Güzellik ancak isteyerek, severek, yürekten olur, yoksa eğreti durur.

Aslında bilinç kelimesi anlam karşılığı açısından biraz eksik kalıyor ama şuurun da çaputunu çıkardınız kardeşim. “Şuur” derken millet gülmeye başlayacak diye korkar olduk. Şuur gibi değerli bir kavramı her yerde kullanırsan olacağı bu, ne bekliyorduk ki? Başta eksikten, kusurdan bahsedip hüzünlendik şimdi de fazlasından dertleniyoruz. Ne eksik ne fazla, ne ifrat ne tefrit, ne uçurumun kenarı ne denizin dibi, orta yoldan bahsediyoruz. Makul olandan, anlayıştan, uygun görmekten, başımızı eğmekten, susuvermekten, “tamam” diyebilmekten, azıcık geri çekilmekten, olduğu gibi kabul etmekten bahsediyoruz. Çok bir şey istediğimiz yok, “tamam yaa” deyiverelim, “gardaş senin dediğin gibi olsun, taaam yaa sen bilirsin” falan diyelim. Yemin ediyorum çok daha rahat, sorunsuz ve huzurlu.

Akıl almaz işler, inanılmaz olaylar, kan donduran kararlar, her yere burnunu sokan tipler, her şeye hâkim olmaya çalışan, koltuğunu terk edemeyen yöneticiler, “dediğim dedik, çaldığım düdük” diyenler “Nuh” diyenler ama asla “peygamber” demeyenler yahu bi durun, bi yeterin Allah aşkına, bi bitin, bi gidin, bi rahat bırakın Peygamber aşkına. Bu nasıl bir zulümdür, bu nasıl bir akıl, bu nasıl bir mantık, bu nasıl bir anlayıştır. Bu nasıl bir zaman, bu nasıl bir mekândır. Biz neredeyiz, ne ediyoruz, nereden geldik, nereye gidiyoruz. Bize ne anlattınız, ne yapıyorsunuz? Ne oluyor, ne bitiyor, aklımız karıştı, şaştık kaldık. Şuur ya da bilinç hangisini seçerseniz seçin. Biri seçtiğini beri getirsin. Nerde şuur, hani bilinç?

Genç şaşırıyor, “toydur, daha öğrenecek” diyoruz, yaşlı şaşırtıyor “büyüğümüzdür saygı duyarız” diyoruz. Yağmur yağarsa berekettir, sel olursa beton problemdir. Depremden Allah korusun, binaları sağlam yapalım. Görmediğimiz afet kalmadı, tedbirimizi alalım ama kardeşim bir şey diyeyim mi. Canımız yanıyor, içimiz sızlıyor, yüreğimiz artık dayanamıyor. Gerçekten genç yaşta yorgun hissediyoruz. Genç yaşta yorgun hissedenleri görüyoruz. Daha yolun başında diz üstü çökenleri biliyoruz, daha dün kucakladıklarımızın gözyaşlarını siliyoruz. Heyecanla ayağa kalkanların yığılıp kaldıklarına şahitlik ediyoruz. Öyle bir zamandayız ki şaşıracak bir şey kalmadı ama bu kadar da olmaz dedirtmenin de anlamı yok. Olmaz olmaz ama gerçekten de bu kadar da olmaz.

Eleştirdiğimiz şeyleri kendimiz yaparsak, adam kazanıyorum diye milleti kılıçtan geçirirsek, insaf diye bağırırken sınırları aşarsak, zalime karşı mücadele en büyük ibadettir derken etrafımıza zulmedersek, yola çıktıklarını satanlara küfrederken yol arkadaşlarımızı ekersek akıl almaz bir bilinç kaybı yaşıyoruz demektir. Bilinç ya da şuur hangisini alırsanız alın ama kaybına tahammülümüz yok.