Bilim tüccarları

Abone Ol

Kime hizmet ediyoruz, hem de bilim adına Yüz binlerle ifade edilen rakamlar işin maddî boyutunu ifade ederken, zekâlarını birtakım unvan ve imkânlar için feda ettiğimiz gençlerimizin kime hizmet ettiğini biliyor muyuz

Öylesine saf, öylesine gaflette bir toplumuz ki en mahrem bilgilerimizi, stratejik anlamda en can alıcı savunmalarımızı içeren dokümanlarımızı götürüp onlara teslim ediyoruz. Bununla da yetinmeyip, bunları yapanları ödüllendiriyoruz, çeşitli stratejik kurum ve kurullarımızın başına getirmek suretiyle!

Ne mi demek istiyorum Amerika’ya, İngiltere’ye, Almanya’ya hâsılı herhangi bir Batı ülkesine ilim, irfan, teknik, teknoloji öğrensin, bilgi ve görgüsünü arttırsın diye gönderdiğimiz gençler, hatta hocalar cehaletin zirvesindeymiş gibi Batı’nın akademisyenleri önünde taklalar atarak coğrafyamıza, kültürümüze, inanç dünyamıza ait her türlü bilgiyi hiç tereddüt etmeden tam bir teslimiyetle onlara teslim ediveriyorlar.

Batılılar XIX. yüzyılda büyük masraflarla araştırıp yayımladıkları kitapları, ansiklopedileri, şimdi daha güvenli ve birinci elden teslim alıyorlar. Az şey mi karşılığında sana dr. doç. prof. “unvan”lar veriyorlar, hem de “az gelişmiş” ülkende her bir kapıyı açabilecek evsafta bir unvan! Kendileri sana unvanı verirken, onların aldıklarının ederinin haddi hesabı yok. Öylesine kıymetli ki ona paha dahi biçilemez.

Kendisi büyük bir silâhı eline geçirirken, yine de bizim saftirik akademisyenlerin peşini bırakmıyorlar, onlara iltifatlar ediyorlar, itibarlar sağlıyorlar. Onlar da bunun karşılığı olarak bütün “cevherlerini” oralara saçmakta bir beis görmüyorlar. Kendi ülkesinde gerçek ilim mahfillerinde itibar görmezken, yapancıların onları önemsemesi onların gıdası oluveriyor.

Batı, uzun zamandan beri savaşın / mücadelenin yöntemini değiştirdi. Artık “bilim”i savaşın bir vasıtası olarak görüyor ve gösteriyor. Bir taraftan “bilimin aydınlığı” diyorlar, diğer taraftan da onların “ilim ekseni”nde ve menfaatleri doğrultusunda gidersen senin yaptığına “bilim” diyorlar.

“Bilim kimsenin tekelinde değildir, bilim insanlığın ortak malıdır” gibi laflar etmeye kalksan da, senin ürettiğin bilgi “bilim” olmuyor. Senin ürettiğin ilmin, onlardan vize alması gerekir “bilim” olabilmesi için. Onun için de büyük büyük paralar, emekler, zekâlar ödeyerek vize almaya çalışıyoruz.

Bu saflıklarımızın sonunda, üniversitelerimiz “Batı orijinli akademisyenler”in eline geçti. Geçti de ne oldu İlim mi taştı, bir yenilik mi getirdiler Bunlarda bilimsel ve fikirsel “derinlik” olmadığı için, bunlar itibarlarını ilimlerinden, yaptıkları özgün çalışmalardan değil, Batı’nın istediği argümanları onlara vermesinden kaynaklanmaktadır.

Görüntüye bir bakınız! Çevrenizde birçok örneğe rastlarsınız. Kuşkusuz istisnalar vardır, fakat onlar diğerlerinin yoğun bir şekilde bulunduğu ortamlarda yaşama imkânı bile bulamıyorlar. Onlar “öz yurdunda garip, öz yurdunda parya” durumdalar.

Şu sıralar devlet kurumlarının, üniversitelerin ciddi bir istatistiği çıkarılsa, buralarda bulunanların önemli bir kısmı Batı’da eğitim görmüş, Batılılar tarafından kendilerine unvan verilmiş kimseler olduğu görülecektir. Siz de onlara güveniyorsunuz, en önemli kurumları onların eline teslim ediyorsunuz, hallerine bir bakınız bir adım ileri götürebilmişler mi oraları

Ülkemizdeki siyasî gelişmelerin ardında, Batı’nın kıytırık üniversitelerinde okuyup da onlara “bilimsel!” olarak hizmet edip ülkesini jurnalleyen kimselerin olduğu görülecektir. Oysa bu ülke ve bu ülkenin birtakım kurumları onlara önemli imkânlar sunduğu için onlardan hizmet beklemektedir. Aksine onlar “hizmet”e de başka anlamlar yüklediler ve “onlar”la birlik olup ülkesine karşı mücadeleye giriştiler. Ne umduk ne bulduk! Garip efsane bu olsa gerek!

Batı’nın ilmini, tekniğini almak nire, bizimkilerin derdi nire Batı ilim teknik, bilgi vermiyor. Onun yaptığı, dilini öğretmek hem de büyük paralar alarak. Verdiği sadece dili, onu da kültürüyle birlikte veriyor. Yoksa “yemezler” diyor. Sen aldığını sanırken, o senden alıyor, hatta seni sömürüyor farkına bile vardırmadan! Saflığın bu kadarına da pes doğrusu...

Ey saftirik! İlim senin gözünün önünde, tabii görebilirsen! Teknik bağırıyor, ben buradayım diye! Peki, sen neredesin Aldıkları birkaç şeyi de hazmedemedikleri için aynen kursaklarında duruyor, onu da “ilim” diye çeşitli mahfillerde millete “kakalama”ya kalkışıyorlar. Kimsenin anlamadığı birkaç yabancı kelime ile “bilim” yaptıklarını sanıyorlar.

Adam İslâm tarihini, Türk edebiyatını, Türk toplumunun sosyolojisini, Müslüman aile yapısını, Türk tarihini vb. Osmanlı dönemi Türkçesi”ni bilmeden, Farsçaya göz kırpmadan, Arapçanın semtine uğramadan Amerika’da, İngiltere’de ilim yaptığını, araştırmacı olduğunu vehmediyor! Buradaki bilgilerini onların ayağına götürerek ilim yaptığını, sınıf atladığını düşünüyor. Geldiğinde de gerdan kırar gibi “dil kırarak” hava basıyor. Sevsinler senin havanı emi! Yesinler senin ilmini, bilimini!

Şöyle elinizi bir vicdanınıza koyup bir düşününüz! Bunların kendilerine verilenlerin geri dönüşü konusunda vicdanları rahat mıdır Bu konuda ben müspet düşünemiyorum. Tam tersine bunların birçoğu herhangi bir katkı sağlamadıkları gibi bugün ihanet içinde olanları bile var.

Şeffaf medya sayesinde bunların birçoğunun ciğerini bile öğrendik. Batılılar bir ödül vererek, yazısını referans göstererek kendisine biraz iltifat edilince, adam kalkıp ülkesini şikâyet bile edebiliyor, siperde bekleyen düşmana! Allah ıslah etsin onları. Ekmeğini yediği, suyunu içtiği ülkesine zerre kadar katkı vermedikleri gibi, ülkemizi yoklar, zulümler, baskılar, haksızlıklar ülkesi olarak anlatıyorlar, hem de “bilimsel” sunumlarında...

Ben onların gammazlıklarından, ihanetlerinden düşmanla kol kola girmelerinden bahsediyorum. Yoksa eleştirmek, bir şeyin daha iyi olmasını istemek, uyarıda bulunmak vicdanı olan her bireyin aslî görevidir kuşkusuz!