Bismillahirrahmanirrahim;
İSLAMî konulardaki araştırmalarıyla tanınmış hocalarımızı TV’lerde sık görüyoruz. Samimi, ihlâslı hocalarımızın anlattıklarından faydalanıyor, eksikliklerimizi gideriyoruz. Allah razı olsun onlardan. Fakat bazıları da var ki, olgunluktan mahrum; İslam’ı temsil onurunu taşıyamıyorlar. Muhatabına karşı saygısızlar! Topluma İslam’ın anlatılma yöntemi ve ilmî müzakere üslubundan habersizler.
İslam gibi ilahi kaynaklı bir din konusunda konuşmak her babayiğidin harcı değil. Bu iş, alanında donanımlı, birikimli, tecrübeli olmayı gerektirir. İhlas, samimiyet, ağırbaşlılık da önemli! Anlattığı bilgilerin manevi iklimine giremeyen, buna uygun bir davranış geliştiremeyenlerin anlattıkları ne derece faydalı olur, dersiniz?
İlim müzakeresi önemli. Rabbimiz (c.c.), “Onlar hâlâ Kur’an üzerinde düşünmüyorlar mı?” (Muhammed, 24; Nisa, 82) buyurur. Meallerde “düşünmek” karşılığı verilen “yetedebberîn” kelimesi Türkçe’ye “tetebbu” şeklinde geçmiş. “İnceleme ve araştırma yapmak”; “proje üretmek” anlamında. Yani, ilim adamı aynı zamanda “eser” ortaya koyan insandır. Uygulaması görülmeyen, soyut fikirler ortaya koymak yeterli değil.
İlim insana Allah’ın ihsanı. Çünkü Allah’ın güzel isimlerinden biri “El-Alîm” (c.c.); sıfatlarından biri de “ilim”. “Bilgisi her şeyi kuşatan” anlamında! İlim adamı önce mütevazi olur, muhatabına karşı “bilgiçlik” taslamaz. Sorumlu davranır. Yanlış konuşmaktan Allah’a sığınır. İnsanlara şefkat ve merhametle yaklaşır; insana değer verir. Bencil ve kibirli değildir. İlmi müzakerelerden amaç karşısındakini yenmek değil; hakikati ortaya çıkararak insanlara faydalı olmak, onların ıstıraplarını dindirmektir.
KONUŞMA YETMEZ; ESER LAZIM
İLİM zor bir yoldur. Okumayı, bir üstat önünde diz çökmeyi, inceleme ve araştırma yapmayı gerektirir. Allah yolunda ilim öğrenene denizdeki balıklar, göklerdeki kuşlar bile bağışlanmasını isterler. Çünkü âlim insanları aydınlatmak için çalışır.
Kendini ilme adayan insan eser ortaya koyar. İnsanlar ondan faydalanır. Çağımızı aydınlatan en önemli ilim adamlarından biri de Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dır. Siyasete girmeden önce, pek çok ilde İslam ve İlim konferansları vermiş, milletimizin ilme hizmetlerini anlatmıştı. Erbakan İslam âlimlerinin bir eksikliğini şöyle anlatır:
“Yolda giderken bir hasta düşmüş, ilaç bekliyor. Bizim âlimimiz hemen gelip buna ilaç vermesi lazım. Öyle yapmıyor. Ne yapıyor? Şu ilerdeki hastanede bu hastalığın temel müessir maddeleri vardır, diyor. Vardır, ama hasta ölüyor. Sen trafik polisi gibi yer gösteriyorsun. O âlim önce doktor olacak, o ilacı yapacak. Sonra eczacı olacak, o ilacı bulacak. Sonra hasta bakıcı olacak, o hastanın ağzına ilacı verecek, hasta iyileşecek. Karşıdaki eczaneyi göstermekle hasta iyi olmaz. İlim adamlarını uyarmak için söylüyorum: Bu milletin dertleriyle dertlenin. Araştırmalarınızı bu insanların ıstıraplarına ilaç olacak şekilde yapın. Dünyaya inin dünyaya! İlim hayattan kopuk olmaz.”
İlim en büyük güçtür. Her iş ilimle başarılır ve mükemmelliğe ulaşır. İlim adamı problemleri çözen bir fedaidir. İlim adamı olmak en büyük şereftir.
ÂLİM TOPLUMU İHYA EDER
İSLAM baştanbaşa ilimdir. Müslüman İslam’ı yaşayan insandır. Konuşmak bir başlangıç! Âlim o başlangıcı inceleme ve araştırmalarıyla esere dönüştüren insan. “Zekât farz, faiz haram” demek yetmez. Zekât müessesesinin uygulandığı faizsiz sistemi kurmaktır ilim adamına düşen.
Allah’ın ihsanına layık olmuş ilim adamı olgun ve hal ehli insandır. Herkesin iyiliğini ister, kimseyi incitmez. Kul haklarında dikkatlidir. Ölçüleri sağlamdır, insanları mutlu etmeyi amaçlar.
TV’lerde gevezelik yapan bazı sözde ilim adamlarını görüyor, üzülüyoruz. Programa çıktığı arkadaşına saygısız! Her şeyi “Ben bilirim” havasında. İlim üzerinden şovmenlik yapıyor. İmam Gazali, ilim adamlarıyla çekişerek üstünlük taslamayı ilmin afetleri arasında sayar. Kaba saba, karşısındakini küçümseyen insandan ilim adamı olmaz.
Kavgacı, baskıcı, kompleksli insanda ilim adamı özelliği yoktur. İlim özgürlük ve barış ortamında gelişir. Efendimizin (sav) Hudeybiye Barışı’ndan hemen sonra, dünyadaki devlet başkanı ve kabile reislerine İslam’a davet mektupları göndermesi tesadüf değildir.
İlim adamı, Allah’ın sonsuz ilmi karşısındaki acizliğinin farkındadır. Allah’tan yardım isteyerek insanları irşat eder, aydınlatmaya çalışır. Böylece kemalâta erer. İmam Azam, kürsüdeyken yöneltilen bir sorunun “cevabını bilmiyorum” der. Soran çıkışır: “Bir de oraya çıkmışsın.” Koca İmam cevaplar: “Ben bildiklerimle buraya kadar yükseldim. Bilmediklerimin üzerine çıksaydım başım gökyüzüne değerdi.”
İlimlerinin meyvesi olarak hocalarımızdan; acı, kan, gözyaşına boğulmuş insanların ıstıraplarına çare olmalarını bekliyoruz.