Bıçak altındaki İsmaillerin bayramı

Abone Ol

Bugün bayram. Muhtemelen birçoğumuz erkenden başladık güne. Kimimiz geniş, kimimiz çekirdek ailelerimizle güzel bir kahvaltı etrafında toplandık ve bir bayram sevincini daha birbirimizin gözlerinde hissetmeye çalıştık.

Bugün bayram. Yoğun bir günün bizi bekliyor olması hem farklı bir telaş hem de tarifsiz bir mutluluk veriyor bize. Babalar için ustaca yere devrilip kesilmesi gereken bir hayvan, anneler için kesilip parçalanan hayvanın gereğince bölünerek dağıtılacak yerlerin tespit edilmesi, etin pişirilip ikram edilmesi, çocuklar için hem bayram sevinci hem şeker hem de leziz et yemenin bitmeyen hazzını yaşamanın günü bugün.

Herkesin bayramı, alışkanlıkları, yoğunlukları farklıdır. Fakat çizdiğimiz tablo nasıl olursa olsun şu bir gerçek ki bizler her yıl rutin bir bayram yaşamaya alıştık. Öyle ki bir mucizenin içinde olduğumuzu çoğu zaman fark etmedik. Kurban bizim için hep iş bayramı, yoğunluk, yorgunluk bayramı oldu. Onca işin, hengâmenin ortasında durup düşünmedik bir kez "Biz ne yapıyoruz" diye. "Bizim kestiğimiz bu hayvana Rabbimizin ihtiyacı mı var ki" demedik.

Sahi nedir kurban Neden vardır Nasıl düşünülmesi, nasıl davranılması gereken bir ibadettir Ne tür incelikleri vardır Bunları düşünmek için belki de şu an çok iyi bir fırsat. Şu ana kadar kafamızda oluşan kurban görüntülerini silmek ve yerine yenilerini koymak için çok iyi bir gün. Şunu bilmeliyiz ki kurban bayramını idrak edebilmemiz için uzaklara, çok uzaklara gitmemiz gerekir. Kurban, Habil ile Kabili geri dönülmesi imkânsız bir yola sokan, Habili cennete Kabili cehenneme gönderen en önemli sebeplerden birisidir. Rabbimiz onlardan kendisi için bir kurban istediği zaman Habil hayvanlarından en iyisini Kabil ise meyvelerin en kötülerini vererek Allahın bu isteğine icabet etmiştir fakat Habilin kurbanı kabul olunurken Kabilin çürük niyeti kabul görmemiştir. Bugün bizler de kurban kesiyoruz fakat bu işte asıl önemli olanın niyet olduğunu maalesef düşünmüyoruz.

Daha sonra Hz. İbrahime bakmamız gerekir. Rabbimiz nice zorluklarla imtihan ettiği İbrahim’ine yeni bir imtihan göndermiştir. En sevdiğini, can parçasını, tek evladını kendisi için kurban etmesini istemiştir. Bıçak oğulcuğunun boynuna yaslanıncaya kadar da onun niyetini ölmüş, şeytanın durmadan kulağına fısıldadıklarına itibar edip etmeyeceğini sınamıştır. Ve atamız İbrahim sınavı kazanmış kurbanı kabul edilmiştir.

İsmail (as) ise teslimiyet zincirinin en güçlü halkası olarak Rabbe kurban edilmiş ve her yıl bayrama ulaştığımız zaman adını andığımız, anarken de yüreğimizi titreten bir isim olmuştur.

İşte bizler her bayram günü bu isimleri anmalı ve anlamayız ki kurbanı gerçekten idrak edebilmiş olalım. Habil ile Kabile baktığımız zaman anlıyoruz ki Rabbimiz kendisi için bir şey verilmesini istediği zaman biraz da bunun canı acıtmasını arzuluyor. Çünkü kişinin canını acıtmayan, kendisine zor gelmeyen bir kurban tam bir ibadet hazzı yaşatmıyor. Onların verecek çok şeyleri olmadığı ve ellerindeki kısıtlı imkanlarla emri yerine getirmek zorunda oldukları için bu emir Kabilin nefsine çok ağır gelmemiş midir zaten

Demek ki biz de kurban emrini yerine getirmek için maddi yönden zengin olmayı beklememeliyiz. Allah’a sunduğumuz bu kurban biraz da canımızı acıtmalı ki "Senden gelen malım Senin için feda olsun ya Rab" diyebilmenin lezzetini alalım.

İbrahim Peygamber’e baktığımız zaman görüyoruz ki Rabbimiz kulunun yüreğinde en fazla kendi sevgisini görmek ve onu her ne zorlukla sınamış olursa olsun teslimiyet göstermesini istiyor. "Bunca zorluğun arasında bu da nereden çıktı şimdi" diyerek isyan halinde olmamızı ya da mutmain olmamış bir kalple yalnızca yapmış olmak için yapmamızı değil, istenen en sevdiklerimizden de olsa tam bir teslimiyetle, istediği şekil ve miktarda vermemizi bekliyor.

İsmaile (as) baktığımız zaman ise akan o kurbanın kanını kendi kanımızmış gibi düşünmemiz, karşımızda can çekişen hayvana bakıp canımızı bir kez daha Ona emanet etmemiz gerekiyor. Son ana kadar Cebrail’ini göndermeyen ve İsmailin kendini tamamen kurban ettiğini görüp de hem babasından hem kendisinden razı olan Rabbimiz, bizden de bıçağın ucunda duran sanki kendi boynumuzmuş gibi teslimiyet göstermemizi ve "Senin verdiğin bu can Sana feda olsun ya Rab" mertebesine ulaşabilmiş bir ruhla kurbanı yaşamamızı istiyor.

Evet,  kurban ne et bayramı ne iş bayramı ne de yardımlaşma bayramıdır. Bunlar da yaşanır elbet fakat asıl olan şu ki kurban bayramı Allah için olmak, Allah için ölmektir. Ve cehenneme kanımız akmasın diye kapılarımız cehenneme açılmasın diye her yıl İsmail gibi başımızı bıçak altına koymaktır...