Beyindeki zehir...

Abone Ol

İnsan yaratılışı itibariyle yüce bir varlıktır. Çünkü Allah, Kur an-ı Kerim de, insanı en güzel biçimde yarattığını bildirmektedir. Fakat ilginç olan, birçok insanın bunun farkında olmaması/olamamasıdır. Hatta siz bir kısım insana, "Sen insansın, yüce bir varlıksın, evrende her şey senin için yaratılmıştır, sen efendisin, sen eşref-i mahlûksun" dendiğinde, "Hayır ben insan değilim, benim soyumun Hz. Âdem in soyu ile bir ilişkisi yoktur. Ben evrimsel bilim e inanırım, benim öğrendiğim evrimsel bilim insanın, insan dışındaki varlıklarla aynı soydan olduğunu söylemektedir. Ben bilimden yanayım" gibi kendisinin "insan soylu" olmadığını söyleyenleri çevremizde görmekte zorlanmıyoruz.

Bilimi de kendi hurafelerine alet ettiler ya, bravo Allah bunlara akıl fikir versin. Bilim şudur, felsefe budur demeyeceğim. Çünkü söylediklerimin ve söyleyeceklerimin anlaşıldığını/anlaşılacağını düşünüyorum. Materyalist bir bakış açısıyla dünyayı yorumlamaya kalkanlar, işin içinden çıkamayınca ya da akılları basmayınca karalamaya başlıyorlar karşısındakileri Neymiş inanç bilim dışıymış, orada akıl yokmuş Çağdaş dünyada insan soylu olmayan "çağdaş bir insan görünümlü varlık" olarak hurafelere inanacak değilmiş

Bunlar, yitiklerini başkalarının paltosu içinde arayan zavallılardır. Kendine dönse, kendini tanısa, kendini bilse hiç böyle safsatalarla uğraşır mı Bilmediği "ben"ini ya da "kendi"ni biliyormuş gibi yaparak, konuyu hiç olmayacak ortamlara çekmesi "insana ve insan varlığı"na zulümdür.

İnsanın kendine dönmesi, kendini bilmesi kadar büyük erdem olmaz. Cumhuriyeti, demokrasiyi, insanı sokakta arayanlara söylenecek tek söz vardır. Kendinizi tanımaya çalışınız, kendinizle barışınız. Kendinizle barışırsanız, kinden, nefretten sıyrılır ve "insan" olursunuz. "İnsan olmak", maymun soylu olmaktan çok mu kötü yoksa

İnsan ne kadar dışa döner, çevresini suçlayarak hareket ederse, sorunları katlayarak büyütür ve içinden çıkılmaz hale getirir. Sorunların çaresi içeridedir: Kalpte ve beyinde Kalbinizin sesine kulak veriniz. Aklınızı yanlış ve yıkıcı yönde kullanarak ziyan etmeyiniz. Akılsız insan olmaz, akılsız Müslüman ise hiç olmaz. Çünkü akıllılık veya akılsızlık aklın doğru veya eğri bir şekilde kullanımıyla ilgili bir husustur.

Soyut bir varlık olan şeytan, insanın içine girince ancak "şeytan" olur, çünkü dışarıdaki şeytan şeytan değildir. İşlevsiz şeytanın sadece adı vardır. Dikkat ediniz, muğfel (şeytanın iğfal ettiği) tiplerdir çevresine zarar verenler

Ey dinli-dinsiz, laik-anti laik, ocu-bucu, her kimseniz lütfen önce "insan" olunuz.

Ey Müslüman! Sen de önce insan, sonra Müslüman ol! Müslüman olmak "Ben Müslümanım" demekle olunacak bir hal değildir. "Lâ ilâhe"den sonra "illâ Allah" denir. Ancak zihninde ve gönlünde kıyametleri koparıp "lâ ilâhe" demeden, "illâ Allah" denmez. Bundan sonrası ise Allah ın ve insanların şahitliğini istemektir.

***

İşte size bir hikâye

Uzun yıllar önce Çin de Li-Li adlı bir kız evlenir ve aynı evde kocası ve kaynanası ile birlikte yaşamaya başlar. Lâkin genç hanım kısa bir süre sonra kayınvalidesiyle geçinmenin çok zor olduğunu anlar. İkisinin kişiliği de birbirinden tamamen farklıdır, bu da onların sıkça kavga edip tartışmalarına yol açar. Çin geleneklerine göre böyle bir durum hoş karşılanmaz ve çevreden tepki alır.

Birkaç ay sonra, bitmez tükenmez gelin-kaynana kavgası yüzünden ev, annesi ve karısı arasında kalan eşi için de cehennem haline gelir. Artık bir şeyler yapmak gerektiğine inanan genç kız, doğru babasının eski bir arkadaşı olan baharatçıya gider ve derdini anlatır.

Yaşlı adam ona bitkilerden yaptığı bir ekstre hazırlar ve bunu üç ay boyunca her gün kaynanasının yemek tabağının içine azar azar koymasını söyler. Böylece onu, gelininin öldürdüğü belli olmayacaktır.

Yaşlı adam, genç bayana kimsenin ve eşinin şüphelenmemesi için de kaynanasına çok iyi davranmasını ona en güzel yemekleri yapmasını söyler. Sevinç içinde eve dönen Li-Li yaşlı adamın dediklerini aynen uygular.

Her gün en güzel yemekleri yapar. Bu arada kayınvalidesinin tabağına zehri azar azar damlatmayı da ihmal etmez. Kimse şüphelenmesin diye de ona çok iyi davranır.

Bir süre sonra kayınvalidesi de çok değişir ve ona kendi kızı gibi davranmaya başlar. Artık evde barış rüzgârları esmektedir.

Bütün bu gelişmelerden sonra genç bayan, kendisini ağır bir yük altında hissetmeye başlar. Yaptıklarından pişman bir vaziyette baharatçı dükkânının yolunu tutar ve yaşlı adama, şu ana kadar kaynanasına verdiği zehirleri, onun kanından temizleyecek bir iksir yapması için yalvarır, artık yaşlı kadının ölmesini istememektedir.

Yaşlı adam, yaşlı gözlerle karşısında konuşup duran Li-Li ye bakar ve gülmeye başlar:

- "Sevgili Li-Li" der, "Sana verdiklerim sadece vitamindi. Olsa olsa kayınvalideni daha da güçlendirdin, hepsi bundan ibaret... Gerçek zehir ise senin beynindeydi. Sen ona iyi davrandıkça beynindeki zehir dağıldı ve yerini sevgiye bıraktı, böylece siz gerçek bir ana-kız oldunuz" der...

Kıssadan hisse: "Gül veren elde gül kokusu kalır" (Çin atasözü). Seven ve sevilen insan, sevgisini diğer insanlarla paylaşan insandır.