Beyaz üstünlükçü ve distopik yaklaşım

Abone Ol

ABD Başkanı Donald Trump’ın özel yetkisini kullanarak yedi Müslüman ülkeye yönelik çıkardığı göçmen ve vize yasasının askıya alınmasından sonra, Washington eyaleti Federal Yargıcı James Robert, kararname uygulamasını ülke çapında durdurmuştu. Donald Trump’ın temyiz mahkemesine başvurusu üzerine, ABD Federal Temyiz Mahkemesi’nin Başkan Donald Trump’ın yedi Müslüman ülke ile ilgili kararnamesini iptal eden mahkeme kararını oybirliğiyle onaması, Trump’ın “mahkemede görüşürüz, ulusumuzun güvenliği tehlikede” söylemiyle yeni bir boyut kazandı.

Thump’ın “beyaz üstünlükçü” (whitesupremacist) anlayışıyla bilinen Stephen K. Bannon’ı baş stratejist olarak ataması, ırkçı söylemleriyle bilinen Breitbart kökenli medya mensuplarının da ön plana çıkmasına vesile oldu. Böylece Trump’ın Müslümanlara yönelik önyargılı tutumu ister istemez PamelaGeller ve Frank Gaffney gibi zihni kapalıların (bigots) da harekete geçmelerine vesile oldu.

Daha önce JakeTapper’in CNN’deki programına çıkan Donald Trump’ın bir soru üzerine, Amerika’nın neo-Nazi çizgisindeki KuKlux Klan lideri David Ernest Duke’yi tanımadığını ve hakkında hiçbir şey bilmediğini ifade etmesi dikkat çekmişti. Oysaki beyaz Amerikalının üstünlüğünü savunan lider olarak bilinen Duke ile tanışıklığı 2000’li yıllara kadar uzanmakta olması dikkat çekicidir. Ernest Duke’ninTrump’ın Müslümanlara yönelik kararını desteklemesi de bunun en somut örneği olsa gerek. Yedi Müslüman ülkeye yönelik kararın arkasında ABD Başkanı Donald Trump’ın baş stratejisti “beyaz üstünlükçü” Steve Bannon’u gören, Temsilciler Meclisi’nde 2007’ye kadar Demokratların liderliğini yürüten Nancy PatriciaD’AlesandroPelosi, bu ırkçı yaklaşımları en fazla eleştiren siyasilerin başında olması dikkat çekici olmuştur.

Bugün, Almanya’da basımına yeniden başlanan Adolf Hitler’in “Kavgam” (özgün adıyla MeinKampf) kitabının baskı sayısının dört katı kadar sipariş alması Batı toplumunun anlayış bakımından ulaştığı düzeyi göstermesi bakımından büyük önem arz etmektedir.

Keza, Donald Trump’ın göreve başlamasından sonra, distopik (otoriter devlet modeli) anlayışa bürünen yeni ABD yönetimi, ister istemez Okyanusya ülkesinin gizemli diktatörü “Büyük Birader” (BigBrother) anlayışını yeniden uygulamaya koymuşa benziyor.

George Orwell’ın yetmiş yıl önce kaleme aldığı, “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört” adlı romanında özgün bir karakter olan “BigBrother” Okyanusya’da, insanlar üzerinde adeta bir karabasan gibi çökmektedir. Orwell’in bu romanının yeniden ABD’de “best seller” (en çok satan) kitaplar arasındaki yerini almış olması tesadüfî olmasa gerek. Aslında George Orwell’ındistopik kurguyu büyük ustalıkla “Okyanusya” konseptinde betimlediği bu kurgusal romanından sadece ABD Başkanı Donald Trump değil, distopik anlayışı öngören birçok ülke liderinin de büyük pay çıkarması gerekmektedir.

Batı’da Müslümanlara yönelik zihni kapalılık düşüncesinin temelinde İslamofobia anlayışının olduğunu görememek safdillik olsa gerek. Bu yüzden, Donald Trump’ın, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayip Erdoğan’ı araması ve büyük ihtimalle iki ülke arasındaki stratejik ortaklığı hatırlatması, ABD’ye girişte yasak listesindeki Irak’ın Başbakanı Haydar al İbadi’yi telefonla araması ve stratejik ortaklıktan bahsetmesi, akabinde de Afganistanlı mevkidaşı Eşref Gani’yi araması ve keza stratejik ortaklıktan dem vurması düşündürücü olsa gerek.

ABD Başkanı Donald Trump, bir yandan Müslümanların ABD’ye girişlerini zorlaştırmaya çalışırken, diğer yandan ise, Afganistan’da hâlâ sekiz bin beş yüz kişilik bir kuvvet bulundurmasına rağmen, ABD’nin Afganistan’daki komutanı John Nicholsonun büyük bir çıkmaz (stalemate) içerisinde olduklarını ve yeni kuvvet isteğinde olması ABD’nin gerçek niyetini ortaya koymaktadır.

Müslümanlara karşı, “BigBrother” rolünü oynamaya çalışan Trump’ın bu yaklaşımı karşısında Müslümanların hâlâ sessiz kalmaları ve aman yeni Amerikan yönetimini ürkütmeyelim anlayışı ile hareket etmeleri içinde bulunduğumuz vahim durumun en iyi göstergesi olsa gerek.