Başlık biraz uzun oldu ama bu Pazartesi yi ancak böyle
bir çırpıda anlatabilirdim.
Önce Trabzonspor un maçından başlayalım. Maç öncesi Lig
TV de Hamdi yorum yapıyor ve diyor ki, Sefa santrfora konularak iyi yapılmış.
Ben bugün bu maçın onun maçı olmasını bekliyorum... Ben de hemen diyorum ki,
orada ayağına top değerse iyidir. İşte değerli dostlar bizim ülkede futbol bu
yorumcular yüzünden, hadi insaflı olup yerinde sayıyor. Trabzonspor Constant
çıkana kadar iyi hücum etti. Ancak ne var ki ön öndeki Sefa bu hücumların adamı
değildi. Bu yüzdenden Waris topla çok oynamak zorunda kaldı. Fatih zaten bir
tuhaf... Ama ikinci yarıda da Vahid hocanın bir tuhaflığı oldu. Ferhat diye bir
çocuk girdi oyuna. Ve bana telefon yağmaya başladı; Kim bu yahu Vallahi ben
de tanımıyordum. Meğerse gurbetçiymiş. Tamam Constant sakatlanmış olabilir.
Arızasının daha da ciddileşmemesi için soyunma odasında bırakılmış olabilir ama
yerine bu çocuk mu girer Tabii ki Abdullah Avcı nın takımı bu yanlışlar
sayesinde yavaş yavaş oyuna ağırlığını koydu. Başakşehir de de maça etki
edebilecek oyuncular vardı. Nitekim yanlış oyuncu tercihleri sayesinde etkili
de olmaya başladılar. Sonra Cardoso teşrif ettiler. Sen misin Avcı nın takımı
geriye yaslanmaya başladı. Öyle ya, ya top alırsa diye Cardoso yüzünden...
Sonra talihsiz bir penaltı ile Vahid hocanın paçasını Cardoso kurtardı. Ders
alınmış olabilir mi Bilmem... Kim bilir belki de haftaya dünya haritasının
bilmem neresinden bir başka çocuk çıkar karşımıza bu Ferhat Yazgan örneği...
Sonra Bursa ya döndük. Aman aman o da ne Ben son
yıllarda bizim ligde böylesine tempoyla oynayan, basan, oynatmayan, pozisyon
üzerine pozisyon hazırlayan, oyun alanını her iki eylemde de bu kadar kalabalık
kullanan bir takım hatırlamıyorum. Ama sonuç yok! Pas yanlışları, tercihlerdeki
aksaklık, şutların hedefe gitmemesi gibi olumsuzluk skoru tuttu. Bizim
Kadıköy ün ünlü saatçisi hasta Beşiktaşlı kardeşim Yavuz 30.dakikada telefon
etti; Abi, bizim Beşiktaş bu akşam oynar mı Ben de kendisine Bursaspor un
yorulmasını beklemekten başkaca çaresi olmadığını söyledim. Ah ah diyerek
kapadı telefonu...
Sonra bir başka yarı başladı. Sanki biz on beş dakika
önce hayal görmüştük. Bursaspor freni çekmiş, Beşiktaş topla çıkmaya, boş alan
bulmaya, fazla adamla hücum yapmaya başlamıştı. Bu arada 42. dakikada
Oğuzhan ın kement yiyip de yerine Sosa nın girişi de 55. dakikadan sonra
Beşiktaş gemisinin kaptan dümenindeki boşluğu dolduracaktı. Bu arada Serdar ı
iki yıldır yıpratmaya çalışan kafalara da bir diyeceğim var; Necip ten sağ bey
yapacağıma, takımı on kişi oynatırım ya da Serdar ı gözümü kırpmadan takıma
koyarım. İsmail in de gerçek yerinde bulunuşu bir Biliç af çıkarmasıdır. İkinci
yarıda, özellikle de son yirmi dakikada acaba Cenk oyuna girse de Demba Ba
kulübeye çekilse, giderek açılan ve genişleyen Bursaspor defansı içinde
Olcay ın harika golünün benzerlerini seyreder miyiz diye de düşündüm.
Sonunda bizim saatçi Yavuz a söylediğim gibi Bursaspor
yoruldu, Beşiktaş avantayı kaptı. Ama son saniyede Tolga nın topu Fernandao nun
eline verişini kendisine hiç yakıştıramadım. Bunun ne anlama geldiğini kendisi
bilmiyorsa, eski kurtlara bir sorsun derim...
Bursaspor la kapatalım. Volkan kardeşim; ne güzel
başlatıyorsun atakları ama sonra neden kendi kendine kötülük ediyorsun ki