Beşeriyet Çaresiz Değildir

Abone Ol

İslam dünyasına yönelik küresel tehditler; küresel düzeyde yoksulluk ve çatışmalar olmakla birlikte, dünyanın sadece bir iktisadi bunalım ile değil, aynı zamanda beşeriyet bir “Medeniyet Bunalımı” ile de karşı karşıya olduğu açıktır. Dünyanın yeniden soğuk savaş yıllarına döndürülmeye çalışıldığı, sadece İslam dünyasının değil bütün beşeriyetin baskıcı, dayatmacı ve sömürgeci mevcut dünya düzenin daha doğrusu düzensizliğinin tehdidi ile karşı karşıya olduğu ortadadır. Bu kapsamda, 50 ülkeden 120 Müslüman topluluğun liderleri, ilim adamları, halk önderleri ve iş adamlarının katıldığı 23.Uluslararası Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi,  dünyanın bu gerçeklerini ve beşeriyeti tehdit eden mevcut dünya düzeninin yeniden algılanmasına katkı sunmuştur. 

ABD ve Kuzey Yarım Küresi’nin dünya kaynaklarının %83’üne hükmettiği ortaya konan kongrede, insan hakları, barış ve demokrasi teraneleriyle kitlelerin kandırılmaya ve oyalanma çalışıldığı, bu noktada “böl, parçala, çatıştır, yönet ve sömür” stratejisinin, yöntemler değiştirilerek uygulanmakta olduğu belirtildi. Batılı ilmi müesseseler güçlü olanların menfaatine uygun teoriler geliştirmekte olduğu, bu teorilere dayalı olarak üretilen iktisadi ve siyasi programların İslam âlemini her alanda Batılı ülkelere bağımlı hale getirdiği, Müslüman âlimlerin karşılaşılan sorunlara dört delile dayalı çözüm üretecekleri yerde fetva ile sorunları kronikleştirmekte oldukları belirtildi.

Tespitler ve teşhisler kapsamında; dünyanın giderek yoksullaşmasında, mevcut faizli para- kredi sisteminin küresel düzeyde tekelleşmeye yol açmasının rol oynadığı, reel değerler artırılmadan sembolik değerler üzerinde yapılan ticaretin küresel düzeyde tekelleşmeyi yaygınlaştırmakta ve yoksulluğa küresel boyut kazandırmakta olduğu tespit edildi. Beşeriyetin üçte ikisinin yoksulluk ve sefalete mahkûm edilmesinde borç ve faiz düzenekleriyle dünya kaynaklarının önemli bir bölümünün tekelci sermayeye kazanç olarak aktarılmasının yattığı ortaya kondu.

Çözüm önerileri kapsamında; İslam’ın her alanda ilmi çözümleri esas kabul etmesine rağmen Müslüman ülkelerindeki ilim kurumlarının sorunlara çözüm üretememesine de değinilen kongrede, sadece batının ürettiği çözümleri kopyalayarak yol alınamayacağını, İslam dünyasında hak ve adalet isteyen kitlelerin baskı ve dayatma düzenlerine karşı başlattıkları kıyamın iç savaş ve çatışmalara dönüştürülmesinden de kaygı duyulması gerektiği vurgulandı. Yeni sömürgecilik ve küresel yoksullaşma kapsamında, Müslümanlar arasında dayanış ve yardımlaşma bilinci zayıflatılmaya çalışıldığı için nifak ve bölünmelerin arttığı, bu yapının Müslüman kitlelere değil, eski sömürgeci yöneticilere ve onların işbirlikçilerine hizmet ettiği anlaşılmalıdır. Böylece, mevcut ifsat eksenli sosyal yapı değiştirilmeden Müslümanlar ülkelerinde barışı tesis edilemeyeceğinin son yüz yılda meydana gelen hadiselerle açıkça ortaya çıkmıştır.

Uluslararası ilişkilerin “menfaat paralelliği”  ilkesine göre yeniden inşa edilmesinin zamanı gelmiştir. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra mevcut küresel dünya düzenin dayandığı paradigmanın değiştirilmesi kaçınılmazdır. Bu noktada ise, İslam dünyasında eğitim sistemi Müslümanların inançları ve dünya görüşleriyle uyumlu hale getirilmesi, batıdan aktarılan ve günümüzdeki gelişmelerden uzak eğitim sisteminden vazgeçilmesi önem arz etmektedir. Böylece, Müslüman ülkelerin siyasi kurumları, batı kalıplarına göre oluşturulmuş kurumlar olmaktan kurtulacak ve Müslüman ülkeler İslami ilkelere göre yeni bir siyasi yapı geliştireceklerdir. Bu yapı, kadim gelenekten kerim geleceğe doğru yapılan yolculukta beşeriyetin çaresiz olmadığının da tek göstergesidir.