07.08.2018 tarihli “TALİM TERBİYEYE TEKLİFİM” başlıklı yazımda Sevgili Peygamberimizin: “Allah, yeryüzünü bana topladı. Ben, yeryüzünün doğusunu ve batısını gördüm. Benim ümmetim, kesinlikle buralara ulaşacak ve bana gösterilen yerlerin yönetimine sahip olacaklardır” (Müslim, Sahih, K. Fiten, Bab 5 Helaü’l-Ümmet, Hadisi Ebudavud, Tirmizi, Ahmed, Hâkim rivayet etmiştir) hadisini okuyucularımla paylaşmıştım.
Dikkat ederseniz o günlerde dünyanın görünürde iki kutbu vardı ve savaşlar bu Bizans ile Pers/İran İmparatorluğu arasında cereyan ederdi.
Sevgili Peygamberimiz, onların silahlarından, savaşçılarının sayısından, parasının gücünden bahsetmiyor ve arkadaşlarına, “Siz, oralara sahip olacaksınız” diyor.
Ashabının birinci derecede yüreklerine imanın tam yerleşmesine ağırlık veriyor.
Mükemmel bir imana sahip insanların Allah’ın güç ve kuvvetinden daha büyük birinin olmayacağına yüreklerinin her hücresiyle inanıyorlardı.
Bu imanlı insanlar birbirlerine karşı binanın tuğlaları veya panel duvarları gibi kenetlenmeleri sağlanıyordu.
Düşmanın gücünün Allah’ın gücü yanında konu bile edilmiyordu.
Toplumun en zayıf fakir ve yetimlerinin gözetilmesi, işçinin ücretinin, işverenin yediğiyle, giydiğiyle ayarlanıyor ve böylece işçi-işveren düşmanlığı diye bir şey bilinmiyordu.
Hırsızlık yaparak, aldatarak, rüşvet yoluyla, faizle, gaspla para kazanmanın haram olduğuna inanmış bir toplum yetiştiriyor ve böylece mal güvenliği sağlanıyordu.
Sosyal olaylar iman esaslarından sayılıyordu.
Haksız yere adam öldürmenin haramlığına iman etmeyen kâfir sayılırdı.
Haksız yollardan mal kazanmanın haramlığına inanmak iman esaslarındandı.
İman ettikleri Kur’an’ın bir tek ayetinin karşılığında dünya büyüklüğünde altından top verseler satmayacak kadar sağlam insan yetiştiriyordu.
Günümüzde biz, toptan satışla Kur’an’ı yürürlükten kaldırdık ve Batı esaretini satın aldık.
Bundan sonra da, “Allah’ım bizi kurtar” derken elimiz işte gözümüz oynaşta devam ediyor.
Yardımlaşma üzerine dillerini yormayan, kese ve kasalarını hafifletecek yardımlaşma işleri yapan insanlar yetiştiriyordu.
Müslüman’a karşı koyun gibi, kâfire karşı aslan gibi yiğitler çıkıyordu o toplumdan.
Savaşa giderken yolda kalana yardım eden bir topluluk.
Yalnız Allah’a tevekkül eden,
Teninde haram lokma taşımayan,
Yüreğinde Allah’tan başka güç ve kuvvetin olmadığına iman eden, (La havle vela kuvvete illa billâh) diyen,
Kâfirden dost olmayacağını iman gibi yüreğinde taşıyan,
Ama o kâfirin cehenneme gitmemesi için bütün mal varlığını, merkez bankasının tamamını harcayabilecek durumda olan merhamet ordusu bir millet yetiştirmişti.
Bu yolda, candan, maldan, yardan, serden geçebilecek bir toplumdan seçilen,
Kaleminin mürekkebiyle değil, kanının damlasıyla konuşmaya hazır olan,
Karada, havada, denizde o ortamın imkânlarını kullanabilecek, yani “derenin taşıyla derenin kuşunu” vurabilecek beş yüz adam Amerika’nın içinde Amerika’yı dize getirir.