2018 genel seçimlerinden beri geçen 4 yıl, 4 aylık süreçte “seçim” ve “ ittifak” konuları hiç gündemden düşmedi. Seçimin normal süresine 8 ay kaldığı bu süreçte değişmez gündemin; artarak, sertleşerek, siyasilerin birbirini üzerek geçeceği anlaşılıyor. Dünyada, iki seçim arasındaki süreyi aralıksız “seçim”i gündeminden düşürmeyen başka bir ülke biliyor musunuz? Türkiye olarak başkalarını beğenmeme huyumuz var. Ama “zamanlama” kavramından habersiz nice politikacılara sahibiz.
Böyle bir yöntemin Türkiye’ye faydası olur mu? Olayları birlikte yaşıyoruz. Paramıza bakın! Rakamlar oldukça yüksek, ama paranın alım gücü o kadar düşük ki! Yöneticilerimiz “ışıltılı” müjdeler veriyor. Sanki manzarayı halkımız görmüyor, gibi. Bulgaristan parasının alım gücü bile, Türkiye parasından 10 kat üstün! İstediğiniz kadar pembe tablolar çizin, rakamlarla oynayın, görünen köy kılavuz istemiyor.
Devlet gücü, devlet TV’leri elimizde, öteki medya kontrolümüzde, diyerek öyle uçuk ve halkın aklıyla oynayan sözler ediliyor ki, şoke oluyorsunuz! İçişleri Bakanı Süleyman Soylu 2021 Haziran’ında Afyon’un Sinanpaşa ilçesine bağlı Güneysu beldesindeki seçim konuşmasında şu sözleri etti: “Göreceksiniz, Temmuz ayından itibaren ülkemin ekonomisi öyle ayağa kalkacak, öyle bir sıçrayacak ve büyüyecek ki, etrafımızdaki Almanya’sı, Fransa’sı, İngiltere’si, İtalya’sı, hele ABD’si çatlayacak, patlayacak!”
Aradan iki Temmuz geçti, kimseyi çatlatıp patlatacak bir ekonomi görmedik. Gelişmiş ülkelerin seçmenleri böyle politikacılara tek oy bile vermezler.
HEP SEÇİM; HEP SEÇİM!
* BİR ülke 5 seneyi hep seçim gündemi ile geçirirse, icraat ne zaman yapılacak? İktidar ve muhalefet sorunları ne zaman “birlikte” müzakere edecek? Edemiyorlar da! Kavgadan, birbirine lâf yetiştirip çirkin sözler etmekten problemlerin çözümüne sıra gelmiyor! Halk, bu manzarayı dikkate alarak oy kullanmazsa, yaşanan sıkıntılardan hiç yakınmasın! Kendim ettim, kendim buldum, desin!
Büyük devletler arasındaki restleşme, güç gösterisi sürüyor. Dünya, nükleer silahlar kullanılacağının konuşulmasından endişeli! Gelişmeler Türkiye’yi de etkileyecek. Siyasiler, milletimizin kenetlenmesini sağlamalı; söylemler buna yönelik olmalı. Halkımız uyanık olmalı; ayrıştırıcı, ötekileştirici, kavgacı üslûba sahip politikacılara aldanmamalıdır. Uzlaşma ve uyumluluk mantığı gelişmiş siyasiler desteklenmelidir.
Saadet Partisi hep halkın yetki verdiği siyasi partilerle iletişim halinde oldu. Seçim dönemi dışında “seçim” ve “ittifakları” konuşmadı. Halkı düşünerek “geçim ittifakı”nı benimsedi. Hükümet; muhalefet partileri ile sorunları müzakere etmediğinden “altılı masa”da yer aldı. Türkiye’nin meselelerinin çözümünde “birleşilen” konular 6 parti tarafından müzakere edilmeye başlandı. Altılı masa emin adımlarla ilerliyor. Bu, ittifak değil; problemleri çözme platformudur.
Türkiye’nin problemlerini çözmeye yanaşmayanlar “altılı masa”dan rahatsız oldular. Hayaletlerden medet umdular. Problemlerin “birlikte” müzakeresinden niçin korkarlar, dersiniz? Yakıştırma, itibarsızlaştırma, yalan, hakaret söylemlerinden fayda(!) umuyorlar. “Çirkin söz, söyleyeni tarif eder” deyip işimize bakmalıyız. Millî Görüş 53 senedir “hayra motor, şerre fren” oldu. Bir plâtformda Saadet Partisi varsa korkmayın!
NELER YAPILMALI?
Türkiye’de haksızlık ve adaletsizlik daha seçim kampanyalarında başlıyor. Hâlbuki anayasa “temsilde adalet, yönetimde istikrar” prensibini benimser. Devlet imkânları tek partinin menfaati için kullanılmamalıdır. TV’ler de öyle! Seçime girme yeterliliğine sahip bütün siyasi partiler devlet imkânlarından adil şekilde yararlanmalıdır. TRT’nin, yüzde 95 iktidar partisine, yüzde 5 diğer partilere tanıtma fırsatı tanıması adaletsizliktir. Adaletsizlik zulümdür, karanlıktır. Böyle gecenin sabahından hayır umulmaz.
Seçim takviminin işlemeye başlamasıyla açılışlar durdurulmalıdır. Hükümet, belediyeler, kurumlar açılışlarını ya seçim takvimi başlamadan yapmalı; ya da seçim sonrasına bırakmalıdır. Bunu yapmazsanız, seçime şaibe karışır; millî iradeye saygısızlık olur. Şaibeden uzak seçim yapılabilmesi için, AKP öncesindeki gibi, İçişleri, Adalet, Ulaştırma ve İletişim bakanları görevlerini tarafsız bürokratlara bırakmalıdır.
Seçim güvenliği yalnız seçim gününe mahsus değildir. Seçim sürecinde de sağlanmalıdır. Sözünü ettiğimiz bakanların görevde kalması seçim güvenliğine darbe vurur. Bunun acılarını yaşadık. Siyasiler çözüme odaklanmalı; Türkiye’nin geleceğini düşünmeli; sığ tartışmalardan kaçınmalıdır.
Millî Görüş’ün kurucu lideri Erbakan Hoca, siyasette örnekti. “Biz gelecek seçimler için değil; gelecek nesiller için çalışıyoruz” diyordu. Davam kitabı şu cümlelerle biter: “Ben bu mücadeleyi ikbal, makam, şöhret ve seçimlerde bana oy versinler diye yapmadım. Ne yaptıysam Allah rızası için yaptım.”
Millet “asil”, seçilecek olanlar “vekil”dir. Görevler bir “emanet”tir. “Emanet”, onu koruyabilecek olanlara verilmelidir.