Benim yalanım senin gerçeğini döver

Abone Ol

Dünü okuyoruz, yarına öykünüyoruz ama bugünümüz kayıp.

Sistem bizi hep elimizde olmayan zamana mahkûm bırakıyor. Oysaki yeni bir nefes

tazelediğimiz şu an bizim. Acaba farkında mıyız

O kadar hızlı değişiyor ki gündemimiz. Her seferinde

kanımıza biraz daha karışıyor mikrop. Karşılaştığımız hadiselerde hiçbir zaman

bilgi sahibi olamadığımız için bilinçaltımıza da ihanet ediyoruz aslında.

Yoruyoruz kendimizi. Bir süre sonra tanımlanamamış bu bilgiler yığını kronik

bir hal alıyor zihnimizde. Boş veriyoruz, koy veriyoruz. Vakıa; alışıyoruz!

Alışınca bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya,

yazdığımız her yazı finalden yoksun kalıyor. Son nokta artık kayıp bir

hazine. Noktalama işaretlerini çaldırmışız. Ne nokta koyabiliyoruz ne virgül!

Ne soruyu soran biziz ne de cevabı veren. Şaşıracağımız yerler bile başkaları

tarafından komuta ediliyor. Biz de yaşadığımızı sanıyoruz. Konuştuğumuzu,

yazdığımızı, üzüldüğümüzü, celallendiğimizi bu tepkiler bizim değil oysa. Oysa

doğru soruyu sormak bizi birey yapacak. Kayıp sorunun peşinde ömrümüz

tükeniyor. Giden zaman geri gelmiyor farkında mısınız

Elimizden kayıp gidiyor zaman. Hem de hız sınırlarını

aşarak. Bunu anlayamadan tükeniyoruz. Tükendiğimiz yetmediği gibi, aramızdaki

muhabbeti, sevgiyi, hoşgörüyü, insanlığı da tüketiyoruz. Hasreti öteliyor,

vicdanımız örseliyoruz. Noktalama işaretleri zayi ilanlarına çıktığından bu

yana birbirimizle konuşmayı unuttuk farkında mısınız Ev ziyaretlerimiz azaldı.

Haneler misafirden yoksun akrabalıklar bile gündelik politik kavgalara kurban

edildi. Bizi biz yapan ne varsa kendi elimizle itiverdik bilerek ya da

bilmeyerek. Dilimizdeki ahengi kaybettik. Bir tatlı sözü, bir merhabayı çok

gördük birbirimizden. Küfür kıyamet yağdık birbirimizin üzerine, konu bizle

alakalı değilken.

Parayı hep futbolcular yedi, derdini biz çektik. Kendi

paramızla sevindik, kendi paramızla üzüldük. Kavga ettik dayak yedik, yol

yaptık, maniler düzdük. Tribünleri ayağa kaldırdık cepteki son parayla. Bizim

takımı tutmuyor diye eşimize küstük. Maç sonucu aleyhimizde olunca ertesi gün

işe gitmedik. Terimizi verdik, vaktimizi verdik, dostlarımızı, ailemizi verdik

tuttuğumuz takıma. Parayı futbolcular yedi. Bizde onlar gece nerelere takılmış

ağzımız açık izledik. Mutluyduk ama! Mutlu muyduk Mutluluk neydi farkında

mısınız

Politikacılar girdi sonra aramıza. Memleket meselesini

unutturdular bize. İki sopa tutuşturdular elimize. Kim daha sert vuracak diye

iddiaya girdiler tepemizde. Hep kendi işlerine baktılar, parayı kendileri

yediler yedirdiler. Üç kuruş zammı çok gördükleri adamlara, kendi adlarına

konçertolar yazdırdılar. Yalan söylediler, bir milletin zamanını çaldılar

(gereksiz tartışmalarla harcanan zamanlar), bir ülkenin geleceğini çaldılar

(gençleri ahlaksızlığın ve bencilliğin kollarına terk ettiler, Alman usulü

girdi literatürümüze, kimse arkadaşına çay ya da yemek ısmarlamaz oldu) bir

ümmetin kardeşliğini çaldılar (misakı milli önemlidir. Fakat dinde kardeşliğin

sınırları yoktur. Dikenli tellerle çeviremezsiniz. Hudut tanımaz kardeşlik. Bir

Müslümanın diğer Müslümanı öldürmesine bahane buldu ve bu bahaneyi sattılar

bize) koca bir dünyanın adaletini çaldılar (varlığını döktüğü kana borçlu

olanları insan hakları savunucusu diye bize pazarladılar) bir neslin idealine

değer biçtiler ve satın aldılar (nerde o eski anti emperyalist, anti

Siyonistler) Hırsız bunlar. Dostlarımızla bir araya geldiğimizde iki muhabbetin

belini kırardık. Onu çaldılar. Suçları sabitken onlar baş tacı oldu. Bizse

dostumuzdan ve muhabbetimizden olduğumuzla kaldık. (sadece bugünün idarecileri

kastedilmemiştir. Genel politika anlayışıdır mevzubahis)

Hâlâ nasıl yaşadığımıza şaşıyorum. Fikrimizi, idealimizi,

dostumuzu, muhabbetimizi çalan sisteme kızmak hiç aklımıza gelmiyor nedense.

İşyerinde aynı odayı paylaştığımız arkadaşımızla bir maç için kanlı bıçaklı

olabiliyoruz. Bize yalan söylesin de inanalım dercesine gazete ve tv programı

izleyebiliyoruz. Yalan yanlış demeden, bilgi sahibi olmaya çalışmadan

beslendiğimiz kaynaklardan sahip olduğumuz fikirle abimize, babamıza,

arkadaşımıza, komşumuza düşman olabiliyoruz. Namazda aynı safta durduğumuz

adamla dışarıda selamlaşmıyoruz. Kimseyi beğenmiyoruz. Kim kaybediyor Kim

kazanıyor

Uzaklaşıyoruz birbirimizden. Dertleşeceğimiz insan sayısı

azalıyor giderek. Özgüvenimiz zayi. Belirsizlik bizi esir almış. Kurtulmanın

bir yolu var tüm bunlardan. Referanslarımızı gözden geçirmekle başlayabiliriz.

Kimliğimizin İslam olduğunu bilip teslim olmakla başlayabiliriz. Din bellidir.

Yaptıklarımızı dine uydurmak yerine biz dine uyabiliriz. Asıl zenginliği bulmak

o zaman mümkün olabilir

Kalbinizin sahibine emanet olun

Eyvallah!!!