Benim devletim laik olmaz

Abone Ol

İNSAN nerede ve hangi coğrafyada yaşarsa yaşasın, her insan inancına göre devletin idaresinde, uhdesinde yaşamak ister. Ancak böylece kendisinin korunabileceğine inanır.

*          Müslüman, “Devletim Müslümanlık esaslarına göre hükmeden bir devlet olsun” der.

*          Yahudi, “Devletim Yahudilik esaslarına göre hükmeden bir devlet olsun” der.

*          Hıristiyan, “Devletim Hıristiyanlık esaslarına göre hükmeden bir devlet olsun” der. Bundan daha tabi ne olabilir. Başka şey istemesi imanına ters düşer. Doğru olan, inancı ne olursa olsun dinine göre yaşamak arzusudur.

Hıristiyanlık ve Yahudiliğin kökü İslâm’dır. Yani tevhid akidesidir. Ancak müntesipler temel inançlarını tahrip ettiler, tevhid akidesini bozdular. Kitaplarına sokuşturmalar, çıkartmalar yapmışlar, Tevrat’ı, İncil’i ve Zebur’u bozdular. Yahudiler Üzeyr’e Hristiyanlar da Hz. İsa’ ya Allah’ın oğlu dediler. Dünya hayatını dinin önüne geçirdiler. Allah’ın kullarına yakıştırmalar yaptılar, onlara Allah dediler, Allah’ın elçilerine zulmetmek ve hatta öldürmek için teşebbüste bulundular. Ve hatta pek çok peygamberin canlarına kıydılar. Diri diri vücutlarını ikiye böldüler. İşlemedik cinayet bırakmadılar.

Her inanç sahibi bu inancının gerçekleşmesi için gerekli düzenini kurdu. İnancının şeriatına göre sistemini oturttu. Yahudiler tahrif ettikleri Tevrat’a göre devletlerini idame ettiriyorlar. Yani tahrif ettikleri dinlerinin (şeriatlarının) esaslarına göre varlıklarını sürdürüyorlar. Dünyaya varlıklarının nizamatını yerleştirme mücadelesi veriyorlar. Siyonizm esaslarını dinleştiriyorlar. Bunun için başlarında ………… isimli ve sıfatlı idarecileri var. Bu zatın görevi Yahudilerin haklarını savunmak Yahudilikten ayrılmamalarını sağlamak. Tahrif edilmiş bir inanç sistemi de olsa bunu böylece başarıyorlar. Hakeza Hıristiyanlar da öyle.

Hıristiyanlar da Allah’ı üçe çıkarmışlar vahiy sistemi olan Hristiyanlığı akıl almaz yollarla tahrif etmişler. Bu tahrif ettiklerin dinlerinin esaslarına şeriatımız demişler, devletlerini bu düşünceye göre oturtmuşlar laikliği asla kabul etmemişler, bu işlerin yürümesi için de başlarına Papa dedikleri zatı koymuşlar, işlerini sapıkça da olsa tıngır mıngır yürütüyorlar. Nizamatını dünyaya yerleştirmişler böylece gidişatları devam ediyor. En bariz örnek Yahudiler için Cumartesi’yi Hıristiyanlar için Pazar’ı çalışmama günü yapmışlar. Bütün dünya bunun önünde saygı ile eğiliyor. Onlar eğiltiyorlar.

Gelelim Müslümanlara. Osmanlı Devleti’nin yıkılışından beri başlarında hamileri (Halifeleri) yok. Katı laiklik anlayışı başlarında demokrasinin kılıcı gibi duruyor. İnançlarına göre yaşamayı bırakın istemeleri bile büyük suç. Dinlerinin yasakladığı bütün günahlar yasaklanmış değil. Aksine onları işlememek büyük suç. Bütün hükümleri ayaklar altında. İdarecileri (çok azı müstesna) ben de Müslüman’ım diyenlerden. Onları Yahudi ve Hıristiyanlar kendi şeriatlarına hizmet ettiriyorlar. İslâm hakkında konuşmaları yasak. Yahudi ve Hıristiyanlara kölelik yapmaları, varlıklarının yüce sebebi. Öyle olmazsa imkân sebeplerine kavuşamazlar.

Bir Müslüman olarak açıkça haykırıyorum. Ben de devletimin inancımın esaslarına göre yaşamasını ve yaşatmasını istiyorum. Lâikliğe asla razı değilim. İnancımın hayata hâkim olmasını istiyorum. Olur mu? Biz istersek olmaması için hiçbir sebep yok. Olmaz diyen kâfirdir.