Bismillahirrahmanirrahim;
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamd, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
İslam’dan mahrum bir hayat yaşayan Batı toplumlarında herkes kendisi için yaşar. Batı’da bencillik ve kişisel çıkarlar, tolumu tamamen esir almıştır. Bir baba, evinde oturan evladından kira alabilmek için 18 yaşını doldurmasını iple çeker. Bireycilik, kin ve nefret Batı’da önemli bir ahlaki kural olmuştur. İslam’ı itikat ve düzen olarak benimseyip yaşayan şuurlu Müslüman topluluklarda ise müminler sadece kendileri için değil, başka mümin kardeşleri ve insanlık için de yaşarlar. Kur’an’ın temel hükümlerinden birisi de; “Müminler kardeştir” esasıdır. Müminler aynı kitaba iman etmiş, aynı davaya mensup, Peygamberimizin, “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” beyanı ile telkin ettiği ahlaka sahip insanlardır. Müminler, Allah’ın ipine sarılmış, adil bir düzenin kurulması için cihat eden yekvücut, tek yürek bir topluluktur. Beden ve kalp beraberliği, birlikte olmadan zafere nail olunmaz. Saf 4: “Şüphesiz Allah, kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş; büyanünmersus bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.” Bu ittifakın en önemli yansıması ülfet ahlakıdır. Hadis: “Mümin kendisiyle ülfet edilendir. İnsanlarla ülfet etmeyen ve kendisiyle ülfet edilmeyende hayır yoktur.” İnsanların hoşlanmayacağı tavır ve davranışlar içinde olmak mümine yakışmaz. Bunun için müminler aralarında mütevazıdırlar, sevgi ve saygıdan taviz vermezler, takdir ederler, kıymet bilirler, ikram ederler ama haset etmezler. Ülfetin göstergeleri ise şunlardır: 1. İslam, yardımlaşmayı, dayanışmayı ve zıtlıkların önlenmesini emreder. Bu ülfeti artırır. 2. Akrabalıktan gelen yakınlık duygusu dayanışmayı sağlar, ayrılık ve çatışmayı engeller. 3. İnsanların karşılıklı olarak birbirine iyilik etmeleri, ihtiyaçlarını gidermeleri aralarında gönül bağının kurulup güçlenmesine, sevginin artmasına ve sonuçta ülfetin gerçekleşmesine yol açar. Müminlerin ülfet ve tesanüt konusunda yapacağı çeşitli yanlışlar, müminlerin arasında soğukluk ve kırgınlıklara sebep olur. Bu yanlış hareketler kardeşlik hukukuna da zarar verir.
Mümin
Mümin fedakâr, hoşgörülü ve sıcaktır, ancak herkeste nefis bulunur ve insan dikkat etmezse bazen nefsine uyabilir. Bu durumda kıskançlık, bencillik ve sadece kendini ve çıkarını gözetme hastalığına yakalanır. Kur’an; müminleri dayanışma ve birlik konusunda son derece dikkatli olmaları için uyarmaktadır. İsra 53: “Ey Muhammed kullarıma söyle; konuşurken, gönül incitmeden, kaba ve kırıcı davranmadan, en güzel şekilde konuşsunlar. Çünkü şeytan, kalplere kin ve nefret tohumları ekerek aralarına fesat sokmak ve böylece onları öfkelendirip birbirine düşürmek için her an fırsat kollamaktadır. Doğrusu şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.” Bu emir, ülfet ve tesanütün sağlanması için müminlere önemli bir sorumluluk yüklemiştir. Buna göre müminler; aralarında sözün en güzelini söyleyecekler, şeytan ve adamlarının bozguncu eylemlerinden kaçınacaklardır. Eğer mümin, şeytan ve adamlarına uyar, gaflet halinde olursa, makam, mevki gibi konularda rekabet hissine kapılıp kardeşlerini geçmeye, kendini onlardan daha ön plana çıkarmaya çalışırsa kaybedenlerden olur. Aynı şekilde kendisinden daha ön plandaki bir kardeşine karşı kıskançlık hissederse yıkılır. Aslında gaflet halinde yapılan bu olumsuz hareketler, gerçekte Allah’a isyan anlamına gelmektedir.
Nisa 54: “Yoksa onlar, Allah’ın lütuf ve kereminden insanlara verdiği maddi-manevi nimetleri, imkânları mı kıskanıyorlar?” ayetine göre, insanlara verilmiş olan nimetler Allah’tandır ve bunları kıskanmak Allah’ın takdirine karşı gelmek anlamına gelir. Eğer böyle bir tavır ortaya konulursa, bu, hem Allah’ın rızasına uymaz, hem de müminlerin gücünün azalmasına neden olur: Enfal 46: “Bir de, Allah’a ve Resulüne gönülden boyun eğerek itaat edin ve sakın birbirinizle çekişmeyin; aksi halde korkuya kapılırsınız da, bütün heybet ve kuvvetiniz kaybolup gider. Ve en sıkıntılı anlarda bile, zorluklara göğüs gererek sabredin. Unutmayın, Allah, daima sabredenlerle beraberdir.” Bu nedenle mümin, kesinlikle kardeşleri ile arasında bir çekişme, rekabet ortamı oluşmasına inancı gereği mani olur.
Kardeşliğe hicret
Mümin, bireysellikten kardeşliğe hicret edendir. Bu ise nefis terbiyesi ile gerçekleşir. Menfaat ve çıkarı engellemenin başka bir yolu da yoktur. Müminin olabildiğince mütevazı, alçak gönüllü olması, rekabet ve bencilliği yok eder, ittifakı, birlik ve beraberliği güçlendirir. Bunun örneği Medineli müminlerin, hicret eden Mekkeli muhacirlere göstermiş olduğu kardeşliktir.
Haşr 9: “Kendilerinden önce o diyarı yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan Medineli fedakâr Müslümanlara gelince, onlar, kendi ülkelerine hicret eden bu muhacirleri kendi canları gibi severler ve onlara fazladan verilen ganimetlerden dolayı içlerinde en ufak bir kıskançlık, bir burukluk duymazlar. Hatta kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, daha muhtaç durumda olan mümin kardeşlerini kendilerine tercih ederler. Unutmayın; her kim kendi heva ve hevesinin bencillik, kıskançlık, cimrilik gibi ihtiraslarından korunursa, işte dünyada ve ahirette kurtuluşa erecek olanlar onlardır.” Hedef; Allah’ın rızası olursa, herhangi bir rekabet olmaz. Herkes bir diğerinin önünü kesmeden Allah rızası için hizmet eder ve sevap kazanır. Milli Görüş hareketi, kardeşliğe hicret edenlerin hareketidir. Bunun için özü sevgi ve şefkattir.
Milli Görüşçüler, birbirlerine ve bütün insanlara merhametli ve alçak gönüllü olurlar. Sevgi ve şefkatten, merhametten, ülfetten yoksun insanların Milli Görüşçü olmaları mümkün olmaz. Kibir, kıskançlık, çekememezlik, kötü söz söyleme, çekişme Milli Görüşçülerin değil, inkârcıların, işbirlikçi münafıkların ve gafillerin özelliğidir. Şayet bir Milli Görüşçü böyle bir küçüklük göstermiş olursa hemen kendini toparlamalı, Allah›a sığınmalı ve gerçek mümin tavrını göstererek hatasını telafi etmelidir. Saadet Partisi’nin zaferi ancak, nefis terbiyesini tamamlamış, kardeşini kendinden evla gören kadrolar eliyle gerçekleşecektir. Selam hidayete tabi olanlara…