Dünya hızla kaosa, anarşiye ve sadece gücü olanın nefes alabileceği bir yer olmaya doğru sürükleniyor. Bunu Armagedon felsefesine uygun olarak bizzat Siyonistler teşvik ediyor. Dünya liderlerinin hemen hepsi iktidarlarını korumak için dünyada medyanın, bankaların sahibi olan bu ırkçı emperyalizme teslim olmuş durumda. İsrail’in bu azgınlığı Batı’da yaramaz çocuğunu şımartan zengin ve zalim baba duruşuyla karşılanıyor. Bu materyalist eğitimle fırsatçılığı, eyyamcılığı, bencilliği fiili olarak insan hayatının hedefi yapmış olan Batı’nın ortaya çıkaracağı dünya düzeni de olsa olsa bu olur. Batı’nın bu ilkesizliği ile birleşen dünyaya hâkim olma takıntısındaki Siyonizm, kanser gibi Batı’nın ehli kitap geçmişinden getirdiği tüm iyiliğe çalan hasletlerini de yok etti. Batı kültürü hâkim oldukça dünya daha da yaşanmaz hale geliyor, gelecek. Bu yaşanmazlık, dünyadaki ve ülkemizdeki ahlaki çöküşle ve çocuk eğitiminin dejenerasyonuyla de uyumlu büyük oranda. Dünyada büyük ölçeğini gördüğümüz bu ahlâk, prensip, insaniyet yoksunluğu bizde de artık geçer akçe oldu maalesef. Eskiden anne babalar çocuklarına terbiye vermeye gayret eder, haksız olduklarında onları uyarır, gerekirse azarlardı. Şimdi? Tam tersi. Artık ebeveynlerin öğütleri değişti: Sensin, aslansın, boş ver başkasını. Başkasının ne dediğine bakma, kimse sana karışamaz. Sen nasıl istiyorsan öyle ol. Sen mutlu ol yeter ki. İstemediğini yapma. Kendini kullandırma. Sen kendi geleceğini düşün, başkası için yaşamak zorunda değilsin. Bir tane hayatın var vs... E peki bu şekilde yetiştirdiği çocuğu dünyadaki bu azgın, adaletsiz düzene itiraz eder mi, edebilir mi? Memleketimizde hak, hukuk, adalet hâkim olsun ister mi? Hayır, rahatsız bile olmaz. Daha doğrusu bu sistemin içine girip nemalanmak, zulme ortak olmakta beis görmez. Bu hale geldi artık insanımız. İnancı olmayanı bilemem, ne yapsa yeridir, ama bu ölçü, bu öğütler artık İslami çevrelerde de standart oldu. Müslümanı-bilmem nesi aynı kafada. Zalim nesli ellerimizle yetiştirdik, geri dönüşü belki var ama hem bireysel/ailevi olarak ama hem de devlet ve Milli Eğitim bağlamında hemen tedbir almak lazım. Bu eğitim sistemi ile geldiğimiz nokta ortada, acilen tedbir/değişim gerekiyor.
Sırayla bakalım bu tavsiyelere. “Sensin, aslansın, boş ver başkasını.” Bu İslami ahlâka taban tabana zıt. Bu; kibirdir, kendinden başkasını önemsememek demektir. Böyle Müslüman olur mu, böyle insan olur mu? Bu mu sizin çocuğunuza layık gördüğünüz kişilik? İkincisi “Sen nasıl istiyorsan öyle ol.” Bu da enaniyetin zirvesi. Bu şekilde yetiştirdiğimiz çocuk ne ana babayı ne toplum menfaatini ne de Allah’ı tanır büyüdüğünde. Böyle olur mu? “Başkasının ne dediğine bakma, kimse sana karışamaz.” Toplum düzenini sabote edip, iyiyi tavsiye etmeyi, kötülüğü kınamayı, ayıplamayı suç haline getirdiler. Mahalle baskısı diye tutturup toplumdaki ayıp-günah kavramını kaldırdılar. Sahi en son ne zaman ayıp olur, günah olur dendiğini duydunuz? Bu yapılan, hadis-i şerifteki, “Utanmazsan dilediğini yap” diye özetlenen toplum bilincinin yıkılması değil de nedir? Diğeri “Sen mutlu ol yeter ki.” Yani kimi mutsuz ettiğine bakma, bencil ol, hep kendine yont. Hedonist bir toplum oluşturmak, çıkarcı insan yetiştirmek istersek bunu öğütleyelim gençlere. İslam’ın, “Kendi için istediğini kardeşi için istemeyen tam iman sahibi olamaz” hadisiyle şekillenen ahlâk seviyesinden ne kadar da uzak bu Batı medeniyeti ve Batılılaşmış ama kendini yerli sananlar, yazık. “İstemediğini yapma”, nefsini ilahlaştırmak bu. Sen nasıl bilirsen o doğrudur tavrı. Kimse için fedakârlık yapma demek ağır bir ego üretmeye değilse neye yol açar? “Kendini kullandırma”, yani bir işe yarama. Kimseye bir çıkarın yoksa yardım etme, sakın karşılığını olmayan bir şey yapma kimseye. Fesuphanallah, nasıl insanlar olduk. “Sen kendi geleceğini düşün, başkası için yaşamak zorunda değilsin” gene aynı materyalist, faydacı zavallı bir kafa. İslam’a zıt. Tam tersi: Biz birbirimiz için fedakârlık yapıp, üzülüp sevinebilirsek hem Allah’ın rızasını kazanırız hem toplum huzura kavuşur hem de birbirimize destek olmakla şahsi olarak da mutluluğumuz daha da artar. Hadisteki bildirildiği gibi müminler bir vücudun azaları gibi birbirlerinin acısını hisseder halde değillerse İslam daha kalbimize girmemiş demektir. Bu çağdaş öğütleri tutarsak geleceğimiz son nokta “bir tane hayatın var” çarpıtmasıdır ki en tehlikelisi. Bu imansızlığın son adımı. Öbür dünyayı kastetmedim canım, bu dünyadan bahsediyoruz, diyerek içinden çıkılabilecek bir laf değil. Maazallah. Evet dünyada bir tane hayatımız var ve bitince ana yurdumuzda, ebedi kalacağımız adreste ne halde bulunacağımızı belirlemeye yarıyor burası. Ahiretin tarlası; ne ekersek onu biçeceğiz. Bu dünya imtihanını Cenab-ı Hak menfaat/fedakârlık çelişkisi-denklemi üzerine kurmuş. Yaptığımız ufak fedakârlık bize öbür dünyada orantısız kapılar açıyor. Zamandan, paradan, meşru da olsa menfaatlerden, her neyimizi vermek zorsa ondan yapılan her fedakârlık bize Allah rızası olarak dönüyor. Ama biz peşinci gibiyiz herhâlde, hemen olsun, bu dünyada olsun, sonrasına bakarız, mı demiş oluyoruz, Allah muhafaza etsin. En ufak bir hayrı Cenab-ı Hak hesapsız bir katsayı ile çarpıyor ve ödülünü veriyor. Ama eğer yapılan sıfır ise ne ile çarparsan çarp sıfır kalır bu. E o zaman bu çağdaş öğütler, modern tabirle “kişisel gelişim” saçmalıkları İslam’a, Müslümana, hatta iyi bir insana yakışır mı? Bundan hedonist, narsist, materyalist bir insandan başka ne çıkar ortaya? Ne çıktığı işte ortada değil mi. Hırsızlıklar, cinayetler, türlü türlü zulümler. Bu dünyanın ve memleketimizin gidişinden memnunsak bizde bir sorun var demektir. Değilsek çareleri belli, uygulayalım. Çare ne? Bir an önce karıncayı bile incitmeyen bir ahlâk seviyesine ulaştıran İslam’a sarılmak. Eğitimi bu değerleri içerecek şekilde reorganize etmek. Senelerdir Erbakan Hoca’nın önce ahlâk ve maneviyat dediği buydu işte. Öyle bir noktaya gelmek üzereyiz ki maalesef yakında dövecek dizimiz bile kalmayacak. Bizim topluma vereceğimiz, anlatacağımız çok şey var, onları anlatalım, dedikoduyla uğraşmayalım. Ne yapacağımızı, hedefimizi ortaya koyalım. Küçük, basit, itişme babındaki basit işlere tüm vaktimizi harcamayalım, topluma o bunu dedi ben bunu dedim kısır çekişmesinin dışında olduğumuzu gösterelim, gerisi gelecektir. O zaman meşruiyet kazanmak için başkasına da ihtiyacımız olmadığını anlamışız demektir. Ne demişler, “Tilki gölgesinde aslan gizlenmez. Aslanın gölgesi kendinden olur.”