"Ben yaşarken oldu bunlar"

Abone Ol

ASMAYALIM DA/ATMAYALIM DA BESLEYELİM Mİ

Meclisin Darbe ve muhtıraları araştırma komisyonu eski bir ihtilalciyi, 27 Mayıscılardan kalan yarbay Kadri Kaplanı dinlemiş.

Anlattıklarından ilk defa duyulanlar var bu ülkenin insanlarınca.

"MBK olarak bütün generalleri emekli etmeyi düşündük. Ancak yüzde 90ını emekliye ayırdık. Subayların da yüzde 33ü emekli edildi."

Bu itirafı duyunca, vayy be! Demez misiniz Vayy be! 27 Mayıscıların asıl derdi/problemi içinde bulundukları ordu ile imiş. Subaysız bir ordu hedeflemeleri Menderese atfettikleri ve ihtilal gerekçeleri arasında saydıkları "Ben bu orduya astsubaylarla da idare ederim." Cümlesini doğru bulmalarının itirafı sayılabilinir mi

Yüzde 90 ve yüzde 33ün gerekçelerini herhalde sormuştur Meclis komisyonu. Açıklasalar da öğrensek biz de, "Eminsu" olun, gazetelere yansıyan demeçlerinizle bize yol gösterin denilerek, "Evci" yapılanlar da...

12 Eylül ihtilalinin emekli ettiği bir Tuğgeneral hikayesini tekrarlamamın sırası geldi şimdi.

Desteklediği ihtilalciler tarafından (Desteklememesi mümkün mü idi sorusunun olumlu karşılığı yoktur.) emekli edilen Tuğgeneralimiz İstanbulda bir resmi kuruma Başmüdür olarak tayin edilir.

Yeni Başmüdürün geldiği günden itibaren kışla havasını yansıttığı talimatlarının arasında "memurlar mesai saati içinde olduğu için, izin alarak dahi Cuma namazına gitmeyeceklerdir." Emir cümlesi de vardır.

İlk Cuma geldiğinde kurumun mescidinde vakit namazına tek tek yönelirken memur çoğunluğu, üç kişi sessizce çıkar komutan başmüdürün karşısına.

"Biz Cuma namazına gidiyoruz! Müsaadenizle..."

Döndüklerinide de bildirirler sonra.

"Biz Cuma namazından döndük, efendim!"

Bir, iki, üç derken diğer memurlarda bir hoşnutsuzluk. O emir neden bizi kapsıyor Ya da neden onları da kapsamıyor

İş Başmüdürü şikayet makamı aramaya geldiğinde, derlerki: Başmüdür herkesi toplantıya çağırıyor.

Neden kendilerine cumanın yasaklandığını, giden arkadaşlarını örnek vererek anlatır önce: Onlar cezalandırılmayı göze almışlardı.

Sonra, şikayet hakkı kullanma özgürlüklerine bir cümle ile karşılık verir:

"Bana yapan yapmış yapacağını. Sizler ne yapabilirsiniz ki .."

O kurumun memuru ve olayın tanığı arkadaşım anlattığında, emindim ki aynı iç acısını hissediyorduk.

Hayalleriyle birlikte bitirilen bir adam.

27 Mayıscısı yarbay Kaplan, hükümetleri düşürülmüş, partileri kapatılmış, Başbakanları ve Bakanları asılmış moralsiz ve yıkık DP çoğunluğuna, yüzde 90 ve yüzde 33 Ordu mensubunu da katarak hakimiyetlerini pekiştirdiklerini itiraf ediyorki, bu hakkı nerde buldukları, bugüne kalmış olsa dahi, mutlaka sorulmalıdır.

27 Mayıscı yarbay Kaplanın "Biz ihtilali İsmet Paşa için yaptık" itirafını da geçerek, gelelim 28 Şubata.

Demirelle, Demirelin kemallerinden Alemdaroğlu ile aynı ağızı kullanıyor:

"28 Şubat derken Sincanı unutamazsınız! Mercedesler içinde başbakanlık konutuna giden o tabloyu unutamazsınız!"

Suçlamaya alışmış bir kere.

Ve bu ülkede hakları olanlar, hakları olmayanlar ayırımını tabii saymış bir kere...

Başbakanlıkta bir tas çorba içmek için (bu tanım bugün Çankayada ikamet eden sayın Abdullah Güle aittir.) başbakanlığa gelmeyi hak edenler ve etmeyenler...

Mercedese binmeyi hak edenler ve etmeyenler..

Sayın Cumhurbaşkanı Gül mü açıklayacak, onun emir verdiği bir kurum mu açıklayacak, yoksa o davetin sahibi Diyanet İşleri Başkanlığımı açıkklayacak... Kim açıklayacaksa açıklasın artık!

O davete katılanlar isim, isim ve görevleriyle açıklansınki, Yassıadada kullandıkları idam ipini hala taşıdığını/elinden düşürmediğini ve uygun zamanı beklediğini hissetirmekten çekinmeyen 27 Mayıs artığı ihtilalci de kurtulsun üstündeki baskıdan.

Meclisin Darbe ve Muhtıraları araştıran o komisyon üyeleri şu soruyu sormuşlar mıdır acaba, adı geçen ihtilalciye.

- 27 Mayıs günüdnen beri siz hiç Mercedese binmediniz mi

28 Şubatı savunmak banisi Demirele hep kaybettiriyor. 27 Mayıscılara ne kazandıracak

İSMAİL HAKKININ HAKLI OLANI VE DAYI OLANI

Siyaset meydanındaki çınarlarımızdan Recai Kutan başkanımız da anlatmış darbeleri ihtilalleri Meclis komisyonuna.

Bu ülkede anlaşılmayan ya da anlaşılmasında zorluk çekilen bir olayı özetleyivermiş en can alıcı kelimelerle.

"Erbakan, ordumuzun incinmesini/incitilmesini hiç istemezdi."

Masaya yumrukla çözüm yanlılarının anlamakta çok zorluk çektikleri bir özelliktir, rahmetli Erbakanın bu tavrı.

28 Şubatta Meclis başkanı olan Kalemliyi emirlerini aktarma masası şefi gibi kullanan İsmail Hakkı Karadayıyı ya da 12 Eylülü yapan ve Yunanistanın Natoya dönmesini istememizde ABD generalinin kandırmasına uğradıklarını söyleyen GKB Kenan Evreni iyi anlamak adına okumayın aşağıdaki anekdotu. Kutan Başkan rahmetli Hocamızın tavrına vurgu yaptığında, size de aktarmak istedim.

"Tunaboylu Waşingtondaydı. Şerefine oranın Milli Savunma Bakanı bir kokteyl veriyordu. Tunaboylu, Amerikanın vaitlerini yerine getirmediğinden ötürü şikayette bulunuyordu.

Savunma Bakanı Grey:

- Generalim, bunlar nelerdir Dedi.

Sayıp döktü Tunaboylu:

- Peki, bunları size kim vadetti

- Kara kuvvetleri kumandanınız Taylor... (Ki şimdi Vietnamda büyükelçi...)

- Size yazılı olarak mı vadetti

O ufacık çelimsiz vücudu Tunaboylunun taştı taştı, odaları doldurdu sanki...

- Yarın, İzmirdeki Amerikan generalinin bir tek sözüyle, ben, beşyüzbin Türk evladını ölüme süreceğim! Bugün bir Amerikan generalinin sözüne inanmaz, yazılı taahhüt istersem, o gün de sözüne inanmıyabilirim. İşte o zaman iş işten geçmiş olur!..

Ve Milli Savunma Bakanı küçüldü, küçüldü ve o günden beri hala o ufaklıkta....

Emekliye ayrıldığının ertesi günü kapısını Amerikan sefaretinden bir elçi çaldı... O kadar hırpalamıştı onları halbuki... Eisenhowerin mesajını getiriyordu:

- İhtiyar bir askerin ellerini ısıtacak en kuvvetli ateş, şerefli mazisidir diyordu mesaj!

Bunu söyledikten sonra elçi Türk usulü Tunaboylunun elini öptü başına koydu..." ( İsmail Hakkı Tunaboylu Menderes devri Genel Kurmay Başkanlarındandır.)

YİNE O HASTALIK

Şehit askerlerine ağlayan GKB Necdet Özelin ağlamasına da karıştılar.

"Komutan ağlarsa, halk zırlar!"

İtici olduğu kadar insanlıktan da nasipsiz bu yanlış düşünceye kimi kalemşörler insancıllık sosuyla itiraz ediyorlar.

Ağlamak duygudur, planlanmaz, falan-filan.

İşin aslı ve arkası başka.

Bu ülkede kimin, ne zaman, ne yapacağına biz karar veririz, şizofrenisi ya da beyaz Türkcülüğü...

Nüksetti yine.

BİR GOL ATTIM HABER OLDU

Cumhurbaşkanımız sayın Abdullan Gülün resmine bakıyorum; gazetelerin bastığı ve Kayserispor forması ile gol attığını gösteren o ünlü resme...

İşte tam bu sırada Etyemezli Apti girdi içeri. Suçüstü yakalamıştı beni, aklımdan mukayeseler geçerken...

Gol atarken giymiş Kayserispor formasını. Eğer dedi Etyemezli Apti, Milli takım forması giyseydi, yıldönümleri bütün ülkeyi ilgilendirirdi. Şimdi yerel oldu; sadece Kayserililer kutlayacak bu gol gününü.

T.Özalın Bush montu giydiği günlerden, Abdullah Gülün Kayserispor forması giydiği günlere erdik. Haydi sevin diyordu Etyemezli Apti.

Gerçi bende sevinmek istiyordum, ama aklıma bazı sorular takılıyordu işte.

Gol atarken forma giymek, normal olan bu. Yoksa güzel çıkmazdı resimler; gömlek yok, formada olmazsa...

Ha, dedi Etyemezli Apti, sen Abdullah Gülün Refah Partisine gol atarkenki resmini merak ediyorsun Ama o zaman giyim kuşam dendimi, Başbakanlıkta çorba içen Mercedesli tarikat şeyhlerinin kılık kıyafeti gelirde akla.

Etyemezli Aptinin demek istediklerini anlamıştım. İnsanlar, nelerinin olmadığını işaret ederek, niçin önemli olduklarını kayıt altına almış oluyorlardı.Petrol vardı da, biz mi içtik, darlık günlerinden; gömlek vardı, biz çıkardık, bolluk günlerine...

Formanın rengine de takılma dedi Etyemezli Apti. Üstüne yazılan yazıya bak.

"Spor Toto"

Ha, dedim yarın yazar gazeteler: Abdullan Gül toto oynayanlara devam dedi: Yedi yıl mı, Yeniden beş yıl mı Başbakan olacak mı, çekilecek mi

Hayır, hayır! Etyemezli Aptinin itirazı kesin: Planlar hazır ve onaylı. Geç oraları...

İyi ama diyerek ben de bir itiraz hakkı kullandım: Formanın üstünde "İddaa" yazsa idi, "Abdullah Gül iddialı olduğunu böyle anlatıyor" diye yorumlar yapılmaycak mı idi.

Güldü Etyemezli Apti. Önemli olan bizim yorumumuzdur. Yorumumuz, yani biraz da üzüntümüz: Ne Abdullah Gülde kalmış, ne de çevredekilerde yahut çevresine aldıklarında... Formalarının üstündeki yazılardan rahatsız olmak duygusu.

Etyemezli Aptiye katılsam mı Bushun montunu giyerek, ne giyersen giy, noktasını aşan T.Özala muhalefet yaparak yetiştirmemiş mi idik biz sayın Gülü

Önemli olan gömlek, ey Etyemezli Apti!

Gömlek olmadıktan sonra kim ne giyerse giysin. Bırak giysin, bırak giysin...

KÜRTAJ-PATİNAJ

Kürtajı yasaklamaktan vazgeçti hükumet, bayramı yapıyorlar.

Sokağa çıktık, haykırdık, direndik, beden bizim dedik, kazandık diyorlar.

Hükumetin yasaklamak gibi bir niyetinin olduğunu kim hangi icraatlarına dayanarak iddia etmişti

Birkaç gün gündem olsun, istendi.

Oldu, bitti. Hamam ve tasları yerli yerinde.

Peki, ne kazandı bundan sayın hükumet

Direnince hakkımızı Kabul ettiriyoruz diye sevinen ve gelecekte o yüzde 50ye katılacak muhtemelleri.

Yetmez mi

YAVRUM MESUT VE THE ŞAPGALI BABA

DÜNKÜ TANK YA DA GÜNEŞ

- Yavrum Mesut gel artık. Binaenaleyh saklanmana gerek kalmadı. Sorgucular gittiler.

-  Ben saklanmıyorum the Şapgalı Baba. Caddelerde tanklar var mı diye bakıyorum yahu.

- Ben de seni utandığın için saklanıyorsun sanmıştım. Binaenaleyh beş duyun yerinde mi yavrum Mesut

- Sen utanmıyorsan ben niye utanayım the Şapgalı baba. Nizamiyeye sen gittin yahu.

- Kendim için gitmişsem namerdim. Binaenaleyh senden başka kimim var benim Haydi gel.

- Hava raporunu alıp geliyorum yahu.

- Ne havası, ne raporu yavrum Mesut Binaenaleyh raporumuz yoksa hava alamayacak mıyız

- Yanlış anladın the Şapgalı Baba. Senin işine yarasın diye alıyorum yahu.

- Çankayanın havası yaramadı bana. Binaenaleyh şimdi raporu mu yarayacak Ben ne yapacağım hava raporunu

- Çamaşırını kurutacaksın the Şapgalı Baba. Dünkü güneşte bugün kurutulmaz yahu.

- Onu ben söyledim yavrum Mesut. Binaenaleyh güneş vardı da çamaşır kurutmadık mı Güneş varsa, fevkalade kurutma gücü de vardır. Yok demek yazıktır, günahtır, hatadır.

- Benimle konuşuyorsun the Şapgalı Baba. Karşında komisyon yok yahu.

- Nereye gittiler yavrum Mesut.

- Hani sen Şapganı alıp gitmiştin... Onlar da ifadeni alıp gittiler. O Meclise gittiler yahu.

- Sen bu kadar akıllı değildin yavrum Mesut Binaenaleyh saklanman sana fevkalade yaramış.

- Sen aklanmışsan, ben de saklandım. Dünkü tanka bugün binilmez yahu.

- Benim kucağımı tank mı sandın yavrum Mesut. Binaenaleyh çabuk in. Aklanmayı saklanmayı fevkalade ben bilirim. Masanın altında güneşi bekle yavrum Mesut.

TARİHTE MİZAH SOYUNMAK

Bugün artık tarihe malolmuş, unutulmuş eski tarikat ve tekke geleneklerinde "Soyunmak" şeklinde bir deyim vardı. "Soyunmak" herhangi bir tarikate girip bir tekkeye yerleşmek anlamına geliyordu. Böylelikle tarikate ve tekkeye giren bir kişi; güya artık kendisini bu fani dünyanın geçici ilgilerine, zevklerine, heveslerine bağlıyan bütün bağlardan sıyrılmış; dünya hazlarını ve nimetlerini - Bir elbise gibi - üstünden soyunup çıkarmış oluyordu. Daha kısa bir anlatımla soyunmak, derviş adaylığına geçmek demekti.

Divan şiirimizin ve on sekizinci yüzyılın en ünlü şairlerinden biri olan Şeyh Galibin, "Soyunmak" deyimi ile ilgili güzel bir anısı vardır.

Şeyh Galib, Galata Mevlevihanesi postnişini (Baş şeyhi) iken bir gün müridleri; kılıksız bir adamın kapıda beklediğini, kendisini görmek için ısrar ettiğini haber verirler. Şair, adamı yanına getirmelerini emreder. Gerçekten pek hırpani kılıklı açlıktan ayakta duramayacak kadar dermansız, her tarafı kir içinde bir zavallı karşısına dikilir. Şeyh Galip, ondan ne istediğini sorar. Beriki, dış görünüşünün hiç farkında değilmiş gibi, inanmış ve idealist insanların vakarı ile:

"- Dünya bağlarından usandım şeyhim, der. Müsaade ederseniz tekkenizde soyunmak istiyorum.."

Şair; adamın şeyhlikle, dervişlikle, tekkeyle uzaktan yakından bir ilişiği olmadığını, ancak, buraya kapılanmak süretiyle kendine biraz çeki düzen vermeği umduğunu derhal anlar. Ama onun zavallı haline acımaktan da kendini alamaz:

"- Vallahi baba; senin soyunmana hiç ihtiyaç yok, sen zaten soyunuksun; der. İyisi mi gel bu soyunmak arzusundan vazgeç te biz seni bir güzel giydirelim."

Sonra, ellerini çırpıp, gelen müridlerine şöyle emreder:

"- Çocuklar, bu adam soyunmak istiyormuş. Alın kendisini götürün de giydirin.."

GÖZ-KULAK

Hayvan da bizim gibi gözlü kulaklı,

Hayvanlardan farkımız ise kul aklı.

Nimetleri tanıtan, göz ve kulaktır,

Ancak şükretmesini bilen kul aktır...

Ekrem Şama