Ben geldim

Abone Ol

Bu, “ben geldim” ifadesi benim için sıradan olmaktan çıktı bir bakıma. Her yeni bir sürprizin ifade edilişidir de. 2010 yılının başından beri, hastaneler, doktorlar, koğuşlar, aciller arasında bir gezginim. Hemen her biri benim için bir yeni başlangıç ama gene de bana ait olan bir iç sesleniş ile “ben geldim.” Hastanelere gidişlerim ise okurlarımdan zaman zaman kopuşum anlamına geliyor. Sessiz sedasız gidiyorum, bir süre kalıyorum sonra bu sefer de gerçek hayatıma ve yerime yeniden “ben geldim” deyiveriyorum.

Kimi zaman zorla, kimi zaman biraz daha hafif kimi kısacık kimi zaman uzun kalışlar oluyor. Bu gidişimizin üzerinden yaklaşık bir ayı bulan bir zaman var. Bu, benim için uzun bir zaman. Okurumuz açısından anlamı nedir diye sorulacak ise o bir okur bile önemlidir. Hakiki okur.

Her gidişin bir ağırlığı var. 2010 yılından beri süregelen bu hastalık sürecindeki yorgunluklar, yıpranışlar artarak devam ediyor. İnsan eskisi gibi olamıyor. Hayat insanı yoruyor elbette ama hastalıklar bir o kadar ve daha fazla yoruyor. Bedenin ve ruhun taşıyacağı gücün sınırları bir yere kadardır.

Müslüman’ın yorgunlukları çok daha farklıdır. Bulunulan bu dünyada huzur içinde yaşanılamaz. Yaşıyorum diyenler ya gamsızdır ya dertsizdir, ya da sorumsuz. Bu tür insanı insandan saymak ne kadar doğrudur. İnsanın acı çektiği her yer ve ortam sahih ve samimi bir Müslüman’ı tedirgin eder.

Yıllardır insanlığın kimi sorunlarını bir yana bırakarak emperyalizmin insanlığa yaşattıkları üzerine yoğunlaşıyoruz. Geçmişten gelen birikimlerin nelere mal olduğu, nasıl patlak verdiği, insanın nerelere sürüklediği görülüyor. Görülüyor ama ne yazık ki üstesinden de gelinemiyor.

Şunu söyleyebilirim ki bilinç ve zihin dünyamın işlerliği beni yolda bırakmadı. Eser verme bakımından en verimli dönemlerimdir bu dönemler. Her an ve zamanı doyasıya doldurdum. Kapsamlı eserler ortaya çıktı. Bu süreçte okuma. Tempom çok hızlandı. Hazreti Mevlana külliyatı dönem dönem okunarak tamamlandı. Daha başkaları da elbette ki.

Şu zamanda bitirmeyi dilediğim Belkıs ile Süleyman romanım oldu. Yarım kalmış kimi dosyalarım var. Var ama onları zamana yayarak ya da bu halleriyle bile neredeyse öyle ya da böyle tamamlanmış oluyorlar.

Baskısı tükenen eserlerimi hazırlama konusunda aziz ve sevgili dostum Mehmet Özger’e çok şey borçluyum. Yıllardır bu konuda kahrımı çekiyor. Elbette ki yanımda bulunan çok aziz dostlarım var. Osman Bayraktar’ı özellikle anıyorum. Diğer dost ve arkadaşlarıma, birlikte yola çıktıklarımıza minnet borçluyum. Biz onlarla kendimizi tamamladık.

Epey bir zamandır yoğunlaştığım Orta Doğu ile ilgili birkaç ciltlik bir birikim oluştu. Akdeniz, Sicilya, İtalya sırada bekleyenler. Öykü, roman, deneme, şiir ve diğer araştırmalar bütünü oluşturuyor. Dört Halife, Doğu Işığı serileri dörder cilt olarak tamamlandı.

Evet ben geldim gazete yazımla bismillah dedim.

Geriye dönüp baktığımda pişmanlığı gerektiren bir durumum asla olmadı. Kuluz, insanız, elbette kimi hatalarımız olmuştur, sürçmelerimiz de olmuştur. Ama bunlar temelde ana eksenimizi bozar durumda değildir.

Düşünce izleğimizi Diriliş Akımı ekseninde tutmaya özen gösterdik. İslâm medeniyeti inanç ve düşüncesi merkezinde tuttuk. Gerek eserlerim, gerek Yedi İklim dergisi ve gerek yazılarımda. Siyasal anlamda da sapmalarım, savrulmalarım hiç olmadı. Elimiz kalem tuttuğundan beri ne söylediysek onlar doğrularımızdı, doğrularımızda sapmalar ve şaşmalar olmadı. Bu tutumumuz kimilerini rahatsız etti. Onlar gibi olmadığımız için saldırıya uğradık. Belki de onlara göre bir oyunbozandık. Onlar oyunlarını oynaya dursun bize de saldıradursunlar sağlam yerde duruyoruz çok şükür.