Ben bu kavganın dışındayım

Abone Ol

Günümüz yaşayış biçiminin kendine göre kuralları ve oyunları var. Bunlar insanın gerçeğinin ötesindedir. Verilen kavgaların ve yapılan mücadelelerin boyutu farklı alanlarda seyrediyor. İnsanlar psikolojik yönlendirildiklerinden oradan oraya savrulup duruyorlar.

Milletin değerleri, fikirleridir, düşünceleridir, inanış biçimleri, kültür ve medeniyet algılarıdır. Türkiye de siyasal oluşlar genellikle Batı ruhlu ve eksenli olduğu için, düşünüş biçimleri ve mantık işleyişleri de o açıdan olmaktadır.

Batıcılarla batıcıların kapışmasının bizim için bir değeri yoktur. Onlar kendi aralarında kavga verirken, milletin özü ve ruhuyla buluşacak olan oluşları ters yüz edebiliyorlar. Milletin değerleri için değil kendilerinin küçük hesapları ve egemen güçlerin büyük hedefleri için çatışıyorlar. Bunlardan bana ne!

Bu iktidar ve o iktidar arasında ne fark vardır, sorusu sorulmalıdır. Anadolu yu dolaştığımız şu günlerde insanların yaşamakta olduğu sefaleti, geçen 5 yıllık sürecin, insanımız için bir kazanç olmadığını, esnafın tükeniş noktasında bulunduğunu gördükçe bu kavganın içinde yer almamaya karar verdim.

Bir siyasal oluş, kendisini bir fikir ve düşünce üzerine bina etmiyorsa, şeklen ve kılık olarak bana benziyorlar diye böyle bir yanılsama içine giremem. Fikirsizlik başıboşluk başkalarına teslimiyettir. Fikirsizlik inançsızlık gibi bir şeydir. Kendilerini fikri bir temele oturtamayan oluşlar saman alevi gibi parlar sonra da yiterler. Ben boşluğa savrulan bir nesne değilim.

Irak ta ölen 1 milyon insanın kanında imzası olanlarla ne işim olabilir ki. Irak üzerine yağan 5200 emperyalist ve öldürücü sortili bombalarda, akan kanlarda, yıkılan medeniyet değerlerinden, imha olan kültür eserlerinden sonra nasıl taraf olabilirim ki.

Papa nın heykeli altında AB anayasasına imza atanlarla, olanca varlıklarıyla Batıya teslim olanlarla, diğer batıcılar arasındaki kavgada niçin taraf olayım. Benim yüzüm bana dönüktür. Ben işime bakarım. Kendi medeniyetini küçümseyen ve yenilmiş olarak kabul eden ve teslim olanlarla niçin olayım. Bu kavga benim kavgam değil ki.

Bulunulan yere göre şekillenen ve renk alanlarla birlikte yürüme adetim hiç olmadı. İstikametim ve yönelimim bellidir. Yarın, hesap gününde her adımımdan sorumlu olacağımdan, dünyalık olan şeyler beni çok da ilgilendirmiyor. Makamlar, saltanatlar, burjuvalaşmalardan iğrenirim. İnsanların sefalet içinde olduğu bir zamanda keyif çatmak ve bunun tadını çıkarmak benim işim olmamalı.

Ben nerede duruyorsam, sorumluluk alanım ne ise ona bakarım. Allah ın bana yüklediği sorumluluk ile yolumda, istikametimde kararlı yürümeye bakarım. Dönüp arkama bakmam.

İnsanımızın acısını yüreğimde taşırım.

Umudu tüketilen insanımızın ve insanlığın önünde küçük bir ışık olmaya bakarım. Gücüm yettiğince, dilim döndüğünce, zihnim çalıştığınca, bedenim beni taşıdığınca, takatim yettiğince çalışırım.

Dünyalıklar gelip geçicidir.

İnsanımızın refahında bir adım olabileceksem şükrederim.

Yolumuzun önünde, insanın ayağını inciten yürüyüşünü engelleyen bir çakıl var ise onu kaldır bir kenara koymaktır görevim. Kültür tarihimize bir eser daha katabilirsem ve raflarımızı dolduran milyarlarca eserin arasına beş on eser dizebilirsem ve bir rafı kendime ait kılabilirsem Allah a şükrederim.

Yalancı şimşeklere kanmamak gerek. İstikametini bozanlara inanmamak gerek. İstikametini bozmayan, yolunu ve yüzünü değiştirmeyen ve çevirmeyenlerden olabilirsem ne mutlu.

Türk siyasal tarihi sahtelerle doludur. Asl olan, hakiki olana bakmaktır benim görevim.

Onun için ben kimsenin kavgacısı değilim, kimse adına boğuşmuyorum. Allah ın bana yüklediği ve beni sorumlu tuttuğuna bakarım.

Batıcılarla batıcıların kavgası beni ilgilendirmiyor. Beni köle yapacak, bağımlı kılacak olandan şiddetle kaçarım. Ben benimle olursam özgürüm. Başkasının köleliği altında bana ikram edilen küçük şeyler beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor.